1 gazeteciye karşı 24 tanık

1 gazeteciye karşı 24 tanık

Tutuklu Gazeteci Nedim Türfent'in davasını Hakkari Adliyesi'nde izleyen Fatih Polat, izlenimlerini yazdı.

Fatih POLAT
Hakkari

Geçtiğimiz yılın mayıs ayından beri, yani 13 aydır tutuklu olan DİHA Muhabiri Nedim Türfent'in davası için Ben Gazeteciyim İnisiyatifi’nden 3 gazeteci olarak, Mehveş Evin ve Nevin Sungur ile beraber Yüksekova Havalimanı’na iniyoruz. Orada bizi bir gün öncesinden haberleştiğimiz Nedim Türfent’in babası Arif Türfent karşılıyor.

Biz kimseye yük olmamak için otelde kalmayı düşünmüş olsak da, Arif Türfent’in davetini kırabilmemizin imkanı yok. Kaldı ki, onun misafiri olmak bizim için Nedim Türfent’in ailesini de tanıma imkanı demek.

Çarşamba sabahı saat 10.00’da görülecek Nedim’in ilk duruşmasına yetişebilmek için en uygun olan bir gün önceden gelmekti. Biz de öyle yaptık. Salı sabahı indiğimiz Yüksekova Havalimanı’ndan Arif Türfent’in arabası ile onların evinin bulunduğu Bajirge (Akalakın) köyüne doğru hareket ettik. Tepelerinde karlar görünen Yüksekova’nın çiçeklerle kaplı yollarından Nedimlerin evine doğru hareket ederken, Ferit Edgü’nün ‘Hakkari’de bir mevsim’ romanının da içinden geçer gibiyiz.

Eve geldiğimizde ‘Tanrı misafiri’ özeniyle ağırlanıyoruz. Nedim’in annesi, kardeşleri bize bir akraba sıcaklığı yaşatıyor. Nedim’in babası yılın belli aylarında hayvancılık ticareti yaparak geçimini sağladığını anlatıyor. Türfentler, yaşadıkları köyün en kalabalık ailelerinden biri. Bir süre sonra bize, davayı izlemeye gelen Uluslararası Af Örgütü’nden Deniz Yıldız da katılıyor.

Kısa bir süre sonra gittiğimiz Yüksekova’da Nedim’in ağabeyi Emirhan, kuzeni Macit ve Yüksekova’nın deneyimli gazetecisi Necip Çapraz ile bir kafede sohbet ediyoruz. Emirhan, İstanbul Mimar Sinan Üniversitesi Mimarlık Bölümü mezunu ve 2 yıldır Yüksekova’da mimarlık yapan bir genç. Nedim’in kuzeni Macit ise, Maraş’taki Sütçü İmam Üniversitesi’nde Yerel Yönetimler’den mezun olmuş. Macit ayrıca TÜBİTAK’a projeler yapıyor ve TÜBİTAK’ta Türkiye ikinciliği ve bölge birinciliği var.

Yüksekova’da böyle başka gençlerle de tanıştık. Bu gençler, Yüksekova’nın kültürel birikimi açısından önemli bir yerde duruyor. İyi bir eğitim almışlar ve Yüksekova’da yaşamaya devam ederek aldıkları bu eğitimi doğup büyüdükleri yerde anlamlı kılmaya çalışıyorlar.

Hendekler sürecinde Yüksekova’da çok fazla ev yıkılmış ve yapılacağı söylenen TOKİ evlerinden verilecek evlerin önceki evlerinden daha küçük olacağına dair bir endişeyi hissediyoruz. Necip Çapraz, artık Yüksekova’da istediği gibi bir gazetecilik yapma imkanı kalmadığı için, ihtiyacı olan insanlara yardım sağlamaya dönük bir çalışma yaptığını anlatıyor.

Nedim’in duruşmasının görüleceği çarşamba sabahı saat 06.30’da kalkıyoruz. Nedim’in babası Kur’an okuyor oğlunun bırakılması için. Sonra da, adeta bayramlıklarını giyer gibi bir takım elbise giyiyor. Yarım saat içinde Nedim’in babası ve amcasının iki aracı ile duruşmanın görüleceği Hakkari’ye doğru yola çıkıyoruz. İki gündür Nedim'in babası ile ara ara davaya ilişkin konuşuyorum. ‘Ben sürekli bırakılması için dua ediyorum’ diyor.

‘BURASI HAKKARİ’

3 arama noktasından sonra Hakkari Adliyesi’ne geliyoruz. Adliyenin dışında ve ön kısmında fotoğraf çekilirken polisler yanımıza geliyor ve kim olduğumuzu soruyorlar. Gazeteci olduğumuzu söyleyince basın kartlarımızı istiyorlar. Sarı basın kartımızı gösterirken ‘Biz Türkiye'nin her adliyesinin önünde fotoğraf çekiyoruz, burada sorun ne?’ diye sorduğumuzda ise şu yanıtı alıyoruz: ‘Burası Hakkari’.

Bu aslında bizim mesleki meşruiyetimizi hırpalamaya yönelik bir ‘kırmızı çizgi’ hatırlatması. Kısa süre sonra TGS Genel Sekreteri Mustafa Kuleli ile TGS Diyarbakır Temsilcisi Mahmut Oral ve Özgür Gazeteciler İnisiyatifi Yöneticisi Hakkı Boltan da geliyor.

Duruşma başladığında Nedim Türfent, polislerin kendisini gözaltına alırken kafasına basarak selfie çektirdiklerini ve gördüğü işkenceyi anlatıyor.

Duruşmada da psikolojik sorunları olduğunu söyleyen ilk tanık dışında, 13 tanıktan 12’si, Nedim’e dair daha önce verdikleri ifadelerin polis işkencesi ve dayağı altında alındığını söylüyor. Hatta Türkçe bilmeyen bir tanık, ‘Nedim Bey’den özür dilerim, bizin yüzümüzden hapis yattı, hakkını helal etsin’ diyor.

Davanın hakimi olmadığı için bu duruşmada mahkeme başkanlığını Elif Sultan Kocak Apaydın yapıyor.

Bu arada Nedim’in avukatı Harika Karataş’ı davadan bir gün önce de bürosunda ziyaret ettiğimizi, davaya hakimiyeti ve özenine tanıklık ettiğimizi söylemeliyim. Avukat Harika Karataş, tanıklardan birinin yaşı küçük olduğu için, ifadesinin alınması sürecinde bir pedagog bulunup bulunmadığını soruyor ve kritik ifade aşamalarında sorularıyla müdahale ediyor.

Nedim’in 13 ay sonra çıktığı ilk duruşmada 13 tanıktan 12’si önceki ifadelerinin işkence altında alındığın söylerken, Nedim’in tutukluluğunun devamına hükmeden ara kararda 1’i gizli tanık olmak üzere 4 tanığın daha dinleneceği açıklandı. Hazır olmayan 7 tanıkla birlikte değerlendirildiğinde ortaya çıkan tablo şu: 1 gazeteciyi mahkum ettirmek için 24 tanık!

Bu arada, duruşmada verilen arada bir polis bizim yanımıza gelerek ‘Ben devlet büyüklerini koruma polisiyim. Siz hangi gazetedensiniz?’ diyerek saygılı bir ifade ile sordu. Bu aslında ‘Gözümüz üzerinizde’ demek. Biz söyledikten sonra da, yandaki banka oturarak bir yerlere telefonla bildirdi.

13 ay hapis yatmış olan Nedim’in davası, tanıkların Nedim’in lehindeki ifadelerine rağmen tutukluluğunun devamına karar verilerek 9 Ağustos günü saat 14.00’e ertelendi.

Duruşma sırasında Nedim’in babasına ‘Tahminin ne?’ diye sordum. O da, ‘Polisler çok üzerine gitmiş, bence tutukluluğunun devamına karar verilir’ dedi. Yan tarafımdaki amcası ise, duruşma sırasında ellerini açmış dua ediyordu.

Maalesef karar Nedim’in babasının tahmindeki gibi çıktı. Ama ‘Ben gazeteciyim’ diyenler, ‘haksız’, ‘hukuksuz’ yürüyen bu davayı takip etmeye devam edecek.

Son Düzenlenme Tarihi: 15 Haziran 2017 17:05
www.evrensel.net