Mısır basını: Türkiye’de Katar-İhvan toplantısı yapıldı

Mısır basını: Türkiye’de Katar-İhvan toplantısı yapıldı

Mısır'ın yarı resmi gazetesi al Ahram: Türkiye’de Katar-İhvan toplantısı yapıldı

Ali KARATAŞ

Katar krizi, birçok boyutuyla Arap basınında tartışılmaya devam ediyor. Konuyla ilgili Arap basınındaki görüşlere yer vermeden önce bir hatırlatmada bulunalım; her ne kadar istikrarlı ittifaklar ve eksen ülkeleri olsa da Ortadoğu, dün herhangi bir konuda yana yana duranlar, yarın başka bir konuda karşı karşıya geldiği bir coğrafya. Onun için herhangi bir krizin nasıl sonuçlanacağını önceden kestirmek, ileriye dönük kesin ve net saptamalarda bulunmak oldukça zor. Bu çerçevede ortaya çıkan gelişmeleri gözlemek ve bu gelişmeler ışığında ihtimaller üzerinde durmak daha faydalı.

İHVAN İLE TÜRK YETKİLİLER KATAR İÇİN TÜRKİYE’DE TOPLANDI

Katar krizinde Türkiye’nin rolü ile ilgili ilginç bir iddia Mısır’ın yarı resmi gazetesi al Ahram’dan geldi. Gazete, Müslüman Kardeşler (İhvan) örgütü liderlerinin, Türkiye hükümetinin bir takım üst düzey şahsiyetlerinin de katılımı ile Türkiye’de toplantı düzenlediklerini yazdı. Gazete iki tarafın Mısır devletine karşı kışkırtıcı politikalarda Katar hükümeti ve Katar Emiri’ni destekleme kararı aldığını iddia etti.
Yine gazetenin haberinde, Türkiye’de düzenlenen ortak toplantıda, Katar’da mevcut örgüt unsurlarına Katar’ı hızla terk etmeleri ve Sudan, Türkiye, Malezya ve İngiltere’ye gitmeleri için talimat gönderildiği öne sürüldü.

KUVEYT’İN GİRİŞİMİ BAŞARISIZ

Öte yandan Katar krizinin gerginlik tırmanmadan çözülmesi için çaba sarfeden ülkelerden biri, Katar’da yayınlanan el Watan gazetesinin de dikkat çektiği gibi Kuveyt. 
Kuveyt, Körfez ülkeleri içindeki genel tutumu “tarafsızlık ve rasyonellikle” karakterize olan bir ülke. Arap Yazar Abdulbari Atwan, arabuluculuk çabaların sonucunu şu cümlelerle özetliyor; “Kim Kuveyt Emiri Şeyh Sabah Ahmet el Cabir’in yüz hatlarına bakarsa, Suudi Arabistan ve BAE’li yetkililer ile Katar arasını bulmak için dokuduğu mekikteki bütün buluşmaların hayal kırıklığı ve umutsuzluğunu görür. Arabuluculuk hiçbir başarılı sonuç ortaya çıkarmadı. Kriz siyasi, ekonomik ve belki de askeri olarak gittikçe büyüyor.”

TAMİM, ABD’YE GİTSEYDİ DÖNEMEYEBİLİRDİ

Atwan, makalesinde, ilginç bir tespitte bulunuyor; Katar Emiri Şeyh Tamim bin Hamad el Sani, ABD’ye gitseydi dönememe ihtimali olabilirdi. Burada darbe ihtimaline dikkat çekiliyor.Atwan, bu tespitinin gerekçesini; “Katar üzerinde kuşatma devam ederken Emir Şeyh Tamim bin Hamad el Sani, kriz için zirve düzenlenmesi gerekçesiyle Donald Trump’ın Washington davetini reddetmesinde haklıydı. Çünkü  herhangi bir acil durumda ülkesinde ve halkının arasında bulunmak istiyor. Şunu çok iyi biliyor ki eğer ülkesini terk ederse, belki de bir daha geri dönemeyecek. Babası Şeyh Hamad bin Halife, dedesi Şeyh Halife bin Hamad’ı, 1995 yılında Kahire ziyareti sırasında devirmişti. Katar’ın 1971’de bağımsızlığını kazanmasından sonra ilk emiri olan dedesinin amcasının oğlu Şeyh Hamad bin Ali, Tahran’a resmi bir ziyarete gitmiş ve oradan dönememişti” tarihi tecrübesiyle açıkladı.

DÖRT ÖNEMLİ GELİŞME

Atwan son 24 saatteki gelişmeleri ise madde madde şöyle özetliyor;

“Birincisi: Mısır’ın güçlü bir şekilde sahaya inmesi; başında Seyid İhab Mustafa’nın bulunduğu New York’taki diplomatik heyetin, Katar’ın Irak’taki terörist gruplara 1 milyar doları fidye vermesi suçlamalarını araştırmak için BM Güvenlik Konseyine büyük bir davet vermesi. Fidye şu an Katar’da hakim olan aileden Irak’ta kaybolan 26 kişinin serbest bırakılması için verilmişti. Eğer bu iddialar doğrulanırsa terörle mücadeleyi olumsuz etkileyeceği görüşü savunuluyor.

İkincisi: BAE’nin iki bakanının ağzından çıkan açıklamalar. Bunlardan ilki dışişlerinden sorumlu Devlet Bakanı Enver Karkaş, Katar’ın eylemlerini “karmaşık ve kafa karıştırıcı” olarak nitelendirdi. İkincisi Devlet Bakanı Doktor Sultan Bin Ahmed el Cabir, “Bu kadarı yeter” dedi: “Katar; hâlâ Hamas, İhvan (Müslüman Kardeşler), el Kaide, Libya’da Ensar el Şeria gibi terörist örgütleri ve İran’ı desteklemeye devam etmektedir. Bu tutum dünya çapındaki terörü desteklemektedir”  

Üçüncüsü: Katarlı el Cezire televizyonunun sosyal medyada hesaplarının hacklenmesi girişimlerinin devam etmesi.

Dördüncüsü: Türkiye parlamentosunun, Katar’daki üsse 5 bin asker gönderme kararı alması. Aralarında iki danışmanın ve eğitmenlerin de olduğu İran Cumhuriyet Muhafızlarından bir birliğin Katar’a ulaşması. Bu konuyu resmi olarak ne Katar, ne de İran onayladı.

KRİZİN BÖLGESELLEŞMESİ VE ASKERİ MÜDAHALE 

Atwan’ın yaptığı diğer bir tespit ise Katar krizi’nin Suriye, Irak ve Yemen krizlerinde olduğu gibi bölgeselleşmiş olduğu. Kriz, Körfez kapsamlı olmaktan çıkıp bölgesel bir nitelik kazanması nedeniyle askeri çatışmaya doğru evrilebilir. Atwan, iktidarın değiştirilmesi için “müdahale” konusunda ittifaka varıldığına dair bir çok işaret olduğunu vurguladı. Yazara göre, bu “müdahale” uzun zamandan beri de planlanmakta ve hava bombardımanı için işaret beklenmekte. 

TÜRK ÜSSÜ MÜDAHALE İÇİN GEREKÇE

Türkiye’nin Katar’da askeri üs kurması ile ilgili Katar’la yapılan anlaşma, AKP’nin girişimiyle TBMM’de görüşülmesi öne alınarak Meclisten jet hızıyla geçirildi. Atwan göre Türkiye’nin Doha’ya askeri güç göndermesi iyi bir dayanışma. Lakin tamamen aksi yönde bir sonuç verir. Sadece Türkiye’nin uzakta olması nedeniyle değil, aynı zamanda askeri müdahale için gerekçe vermesi nedeniyle de.

‘NE KATAR KÜBA, NE DE TAMİM CASTRO’

Katar’la yaşanan krizle ilgili Suudi Arabistan sermayeli Şark al Awsat gazetesinde yazan Gassan Şarbal, küçük bir devlet olan ama izlediği siyasetle dönem dönem kendinden söz ettiren Küba’ya atıfta bulundu. Ama yazının başlığında olduğu gibi ne Katar’ın Küba, ne de Tamim’in Kastro olduğunu belirtti. Şarbal küçük bir devlet olan Katar’ın, “büyük rollere” soyunduğu görüşünde. Bu role soyunmasının sebebini ise “haritasını genişletmek ve güvenliğini korumak” olarak tarif ediyor. 

Şarbal, büyük rollere soyunmanın devletler için bağımlılık getirdiği ve bu devletlerin haritasının sınırlarına geri dönmesi için zor ikna edildiğini vurguluyor. Şarbal’ın makalesinin dikkat çeken bazı cümleleri şöyle; “Büyük roller nüfusa, orduya, coğrafik konuma diğer faktörlere bağlı. (Mısır’daki) Cemal Abdülnasır tecrübesi, sınırların ötesine geçen ve bölgeyi değiştiren  bir liderlik oluşturmak için birçoklarının iştahını kabarttı. Saddam Hüseyin’in tecrübesi biliniyor. Libya üstlendiği rolle ağır bir bedel ödedi.”

İSRAİL’İ ANMADAN OLMAZ

Kriz süreci boyunca Katar gazetelerinde iktidarın yanında duran makaleler yayınlandı. Al Raya gazetesinden Meryem el İsa, “Katar devlettir” başlıklı makalesinde Katar’ın bir süper güç olmadığı ama nihayetinde devlet olduğunu belirtti. Aldığı siyasi kararlarda egemen olduğunu hatırlatırken, Körfez İşbirliği Örgütünde bulunmasının bu özelliği sınırlandırmadığına vurgu yaptı. 

Yine Katar’da yayınlanan el Watan gazetesinden Muhammed Hanid, krizin doğasını anlamak için İsrailli yetkililerin açıklamalarına bakmak gerektiğine dikkat çekti. Hanid, “Diplomatik ilişkilerin kesilmesiyle zirveye çıkan krizin doğasının ne olduğunun işaretini İsrailli yetkililer vermektedir. Birden çok siyonist bakan, Katar ile ilişkileri koparan ülkelerin Arap-Siyonist ilişkileri için pencere açtığı açıklamalarında bulundu” dedi.

Son Düzenlenme Tarihi: 09 Haziran 2017 17:18
www.evrensel.net
ETİKETLER KatarMısırİhvan