Ressam Haydar Özay’ın fırçasından Masalların Masalı Nâzım

Ressam Haydar Özay’ın fırçasından Masalların Masalı Nâzım

Ercüment Akdeniz, Ressam Haydar Özay'ın Şişli Belediyesi Nâzım Hikmet Kültür ve Sanat Evinde'ki Nâzım Hikmet resimleri sergisi izlenimlerini yazdı.

Ercüment AKDENİZ
İstanbul

Neden öldün Nâzım? Senin türkülerinden yoksun ne yapacağız şimdi?
Senin bizi karşılarkenki gülümşeyişin gibi 
bir pınar bulabilecek miyiz bir daha?

Şilili Şair Pablo Neruda, bu dizelerle karşılamıştı Dünya Şairi Nâzım Hikmet’in ölümünü. Geride kalan 54 yıl boyunca Nâzım’ın eserleri dilden dile çevrildi. Kitaplar yazıldı onun sanatını anlatan, belgeseller çekildi. Piyesler oynandı, tiyatrolar sahnelendi. Ve şarkılar, oratoryolar bestelendi. Hatta onun eserlerini sinemaya uyarlayan filmler yapıldı. Sovyet döneminde çekilen ve bir Azerbaycan filmi olan “Yaşamak Güzel Şey Be Kardeşim” (1968) bunlardan biriydi. Nâzım’ın Rusça yazılmış senaryosundan çekilen “Aynı Mahalleden İki Kişi” (1956) ise Azeri Yönetmen Ejder İbrahimov’un ilk filmiydi. 

Nâzım’ın yapıtları o kadar güçlü ki, insan bugüne kadar sanatın farklı dallarında anlatılan yorum ve uyarlamalara bakınca; hep daha fazlası yapılsın, daha fazlası üretilsin istiyor. Ressam Haydar Özay’ın “Nâzım Hikmet’in Resimleri” başlıklı sergisi işte bu beklentiyi yüreğinde taşıyan sanatseverlerin yüzünü güldürüyor.  

GEZİ’NİN RESSAMINDAN NÂZIM RESİMLERİ

Haydar Özay basında ve halk arasında daha çok “Gezi’nin ressamı” olarak biliniyor. Öyle ki Karaköy’deki Mimarlar Odası binasının çatısında yaptığı ve Gezi direnişini anlattığı o devasa resim hepimizin hafızalarında. Haziran günlerini belgeleyen o muazzam tablodan Özay’ın yine bir haziran günü, bu kez Nâzım Hikmet resimleriyle karşımıza çıkması elbette ayrıca anlamlı. 

Özay’a ait 24  tablonun yer aldığı sergi, Nâzım’ın ölüm yıl dönümü olan 3 Haziran’da Şişli Belediyesi Nâzım Hikmet Kültür ve Sanat Evinde açıldı. Sergi 11 Haziran’a kadar izleyicilerin ziyaretine açık olacak.  

SU BAŞINDA BİR SURET 

Sergide, Nâzım’ın suda saçlarını yıkayan “Salkımsöğüt”ü kadar, kendi yaşamını su başında bir surete benzettiği “Masalların Masalı” şiirini de görmeniz mümkün. Görmeniz diyorum çünkü göreceğiniz şey şiirlerin resimlerle yoğrulmuş/yorumlanmış hali. 
Ne diyordu “Masalların Masalı”nda Nâzım, hatırlayalım:
Su başında durmuşuz.
Önce kedi gidecek
kaybolacak sude sureti. 
Sonra ben gideceğim
kaybolacak suda suretim.
Sonra çınar gidecek 
kaybolacak suda sureti.
Sonra su gidecek 
güneş kalacak,
sonra o da gidecek.
Özay sergisine gidecekler; şiirde sözü edilen suyu, suyla birlikte kediyi, çınarı, güneşi ve nihayet Nâzım’ın suretini görebileceklerinden emin olabilirler. Ve elbette beyaz orduların peşine düşen kızıl atlılara, salkımsöğüt dalları ile sarmaş dolaş olan bir dava şairine tanıklık edeceklerinden de emin olabilirler, şimdiden! 

‘LÜKÜS HAYAT’ VE DEMİR PARMAKLIK

İtiraf etmeliyim ki; Haydar Özay resimlerine bakar bakmaz karşımda birden Suat Yalaz’ı gördüm. Doğruymuş; Suat Yalaz kaleminden çıkan çizgi romanlar, hepimizde olduğu gibi Haydar Özay’ın çocukluğunda da belirli bir etki yapmış. Bu benzetmeye sevinen Özay “Bu benim için gurur verici” diyor.  Sergide dikkat çeken bir diğer husus da Özay fırçasının “Lüküs Hayat” dünyasına cesaretle dalmış olması. Nâzım’ın şarkı sözlerini yazdığı Lüküs Hayat’ta vücut bulan birbirinden ilginç karakterleri tablolarda görmek ayrı bir heyecan. Neşeli sahneler içinde sınıf çelişkisi de atlanmamış elbette.

Peşinen söyleyelim: Şişli’de, pencereden dışarı değil içeri bakan bir Nâzım bekliyor sizi. Ve demir parmaklıkları tiyatro koltuğuna çevirip sizi o koltuğa davet eden bir büyük dünya şairi. 

Öyle ya yaşamın dinamizmine, hayatın akışına hangi asma kilit engel olabilir? 
Nâzım’ın dizeleriyle bitirelim:
Sükûn yok, hareket var
bugün yarına çıkar
yarın bugünü yıkar
        ve bu durmadan akar,  
                                       akar
                                            akar.

EMEP HEYETİ DE SERGİDEYDİ

Emek Partisi Genel Başkanı Selma Gürkan, Genel Başkan Yardımcısı Nuray Sancar ve beraberindeki heyet de sergideydi. Özay bu ziyaretten son derece mutlu olurken Gürkan’a “Sergiyi gezen ilk sosyalist parti siz oldunuz” dedi. Özay’ın bu sözleri diğer parti ve hareketlere, sendika ve meslek örgütlerine de bir çağrı aynı zamanda. Ressam Haydar Özay, heyete Gezi tablosunun bir de kataloğunu hediye etti. Ardından kısa bir brifing geldi. Özay’ın babasının uzun yıllar Gezi Parkı’nda çalışan bir emekçi olduğunu da orada öğrenmiş olduk. Son olarak Gürkan, tabloların basılı olduğu kartpostalları Ressam Özay’a uzatarak cezaevindeki yoldaşları için imzalamasını istedi. Böylece hapishanede olan ama kültürel üretimden hiç kopmayan Tonguç Ok, Necip Baysal ve Dursun Yaman da Nâzım resimlerini görme imkanına kavuşmuş oldu. 

 

www.evrensel.net