Çevre Gününde sıfır teslimiyet kararlılığı

Çevre Gününde sıfır teslimiyet kararlılığı

Mimarlar Odası Ankara Şube Başkanı, 5 Haziran Dünya Çevre Günü'nde Türkiye'nin durumunu yazdı.

Tezcan Karakuş CANDAN*

Bu yıl 5 Haziran Dünya Çevre Günü’nü; ülkemizin en değerli doğal varlıkları olan zeytinliklerimizin yok edilmesi, abluka altına alınmış İnsan Hakları Anıtı ve doğanın bütünlüğü ilkesiyle; yaşamını, işini talep ederek sürdürme talebiyle, bedenlerini açlığa yatırmış Nuriye Gülmen ve Semih Özakça’nın tutukluluğunun 15. gününde, Veli Saçılık’ın her gün saat 13.30 da Yüksel Caddesinde  sıfır teslimiyet kararlılığı  ile ekosistem içerisinde, çevresiyle  var olma mücadelesi ile karşılıyoruz.
Bütün canlıların yaşamları boyunca birbirileri ile ilişkilerinin şekillendiği, biyolojik sosyal ekonomik bir kültürel ortamdan bahsediyoruz çevre derken. İnsanla doğanın, yaşam kültürü ile yoğrulan her bir canlının ve varlığın bir aradalığının dengesini kuran, bizi birbirimize bağlayan ekosistemin bir parçasıyız hepimiz. Aldığımız nefes, bir başkasının nefesiyle vücut buluyor, hepimizin misafir olarak yaşadığı ve bizden sonrakilere bırakmak üzere sorumluluğumuz olan doğada. Bu nefesler bütünlüğü, insanın insanla, insanın mekanla, insanın doğayla ilişkilenme varlığına kayıtsız kalamayacağımızın bir işareti. Bu bütünlük içerisinde dünya çevre gününü karşılamak ve etrafımızda olup biten her şeye  aynı duyarlılıkla yaklaşmamızın ve bir başkasının nefesinin varlığıyla hayat bulduğumuz bu ekosisteme karşı  sorumluluklarımızı hatırlamak zorundayız.
Anıtın, sokağın, insanın, kuşların, böceklerin, çiçeklerin tutsaklaşması, insanlığın yerlerde sürüklenmesi, açlığa zorlanması, biber gazından Konur Sokağın kedisi Çorap’ın ölmesi çevremiz bu işte Dünya Çevre Günü’nde.
“İnsanın doğa üzerindeki tahakkümü, insanın insan üzerindeki tahakkümünün  bir sonucudur“ diyor Murray Bookchin, Özgürlüğün Ekolojisinde. Bugün yaşadıklarımızı alıp yan yana koyduğumuzda hep bu tahakkümü görüyoruz. Yok edilen zeytinlikler, yakılan ormanlar, yapılaşmaya açılan alanlar, yaşam döngüsü içerisinde bir varlık olarak  anlamlandırdığımız bellek mekanların yıkımı, yitimi, itibarsızlaştırılması, zorun devreye girmesi ile, taşın toprağın anıtın, sokağın, insanın, kuşların, böceklerin, çiçeklerin tutsaklaşması, insanlığın yerlerde sürüklenmesi, açlığa zorlanması, çevremiz bu işte Dünya Çevre Günü’nde.
Sağına soluna bakmadan gidebilirsen, kulaklarını tıkayarak insanlığın bu çevrede insanca varolma haykırışlarını duymazsan, İnsan Hakları Anıtı’nın tutsaklığında bu ekosistemde kendi tutsaklığını görmezsen, dahası görmek istemezsen, nefeste alsan doğanın yaşam zincirini tamamlama döngüsünün içerisinde bir parça değilsin artık. Hile ile elimizden alınmış meşruluğu hiçbir zaman olmayacak Anayasa referandum değişikliği sürecinde  Anadolu’da yaptığı toplantılarda, Prof.Dr. İbrahim Kaboğluna’na en çok Anayasa değişikliği ile ilgili  “ülkemiz bölünecek mi?” sorusu sorulmuş, İbrahim Hoca ise en çok “ülkemiz yok olacak mı?” sorusunu  ve duyarlılığını beklemiş. Her birimiz bu bütün içerisinde, ülkemiz dünyamız yok olacak mı? sorusunu sormaz isek daha çok binalar yıkılacak. Atatürk’ün Marmara köşkü gibi, daha çok anıtlar, sokaklar, insanlar, çiçekler tutsak edilecek, İnsan Hakları Anıtı gibi.  Daha çok  ormanlar yok edilecek, zeytinlikler, bağlar, ormanlar, parklar, nehirler, göller yaşamlarımızdan çalınacak. Daha çok çocuklar ölecek eve giren panzerden ölen Silopili çocuklar gibi. Daha çok canlılar ölecek, biber gazından etkilenip ölen Konur Sokağın kedisi Çorap gibi…Ve her  ölümde ekosistemin içerisinde bizde yavaş yavaş öleceğiz...
5 Haziran Dünya Çevre Günü’nde çevremize baktığımızda, ne görmek istiyorsak onun için mücadele etmeyi sürdürerek karşılayalım. Sokakta, maphusta, ormanda,  yaşamda, her nerede isen orada…

*Mimarlar Odası Ankara Şube Başkanı

www.evrensel.net