Demokratik siyasetin önü tıkanıyor

Demokratik siyasetin önü tıkanıyor

Şerif Karataş Yrd. Doç. Dr. Fatih Yaşlı ve Dr. Arzu Yılmaz ile Bölge illerinde süren askeri operasyonları ve OHAL’i konuştu.

Şerif KARATAŞ
İstanbul

Abant İzzet Baysal Üniversitesi Uluslararası İlişkiler Bölümü Öğretim Üyesi Yrd. Doç. Dr. Fatih Yaşlı ile Bölge illerinde süren askeri operasyonları ve OHAL’i konuştuk.

Askeri operasyonlarla birlikte artan can kayıplarına dikkat çeken Yaşlı, “Yerinden yurdundan edilen insanlar büyük bir trajedi yaşıyorlar. İçerideki vekillerle birlikte her türlü demokratik siyasetin önü tıkanıyor. Bütçenin ciddi bir bölümü savaşa ve silahlanmaya gidiyor” dedi. Yaşlı OHAL’le ilgili de, AKP’nin siyaseti dost-düşman ayrımına indirgediğine vurgu yaparak, OHAL’in kalıcılaştırılmak istendiğini belirtti.

Kürt sorununun çözümsüzlüğünden kaynaklı, güvenlikçi politikalar devrede, süren askeri operasyonlarla birlikte, karşılıklı can kayıpları yaşanıyor. Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın ve AKP hükümetinin savaş politikasında ısrar Türkiye halklarına ne kaybettiriyor?  

Kürt sorununun devlet aklı açısından bir siyasal mesele değil bir güvenlik meselesi olarak algılanması ve topluma da öyle sunulması yeni bir mesele değil, başından beri devlet aklı meseleyi güvenlikçi politikalarla, asayiş yöntemleriyle çözebileceğini düşündü ama bunda yanıldı. Kürt sorunu artık çok açık bir şekilde sınır ötesi bir mahiyet kazandı, uluslararasılaştı ve bu da maalesef sorunun çözümünü eskisinden çok daha zor bir hale getirdi. Çözümsüzlüğün en büyük faturasının tam da bunun üzerinden ve hepimize, bütün bir Türkiye toplumuna çıkarılacağını düşünüyorum. Biz bu meseleyi içeride, demokratik yöntemlerle, eşit yurttaşlık esasına dayalı bir şekilde çözemediğimiz için, Kürt sorunu büyük güçlerin elinde bir enstrümana dönüştü. Taraflar hem birbirleriyle olan rekabette, hem de bölgeye yönelik politikalarına uygun partner arayışında bunu adeta bir havuç/sopa politikasına dönüştürdüler ve başta ABD olmak üzere Kürtleri Türklerle Türkleri Kürtlerle terbiye eden bir tutumu derinleştirerek devam ettiriyorlar. Bunun dışında kaybettiklerimiz ise belli, her gün insanlar ölmeye devam ediyor, yerinden yurdundan edilen insanlar büyük bir trajedi yaşıyorlar, içerideki vekillerle birlikte her türlü demokratik siyasetin önü tıkanıyor, bütçenin ciddi bir bölümü savaşa ve silahlanmaya gidiyor. Yani şu an ortada küçük bir azınlığın siyasi ikbaline ve çıkarlarına hizmet eden bir tablo var ve bu savaş onlar dışında kimsenin yararına değil. 

IRAK VE SURİYE’YE YANSIMASI 

Türkiye içinde yaşanan bu askeri operasyon politikasının özellikle Suriye ve Irak’a yansımasına ilişkin neler diyeceksiniz?

El Bab Operasyonu aslında tam da sınır ötesi bir mahiyet kazanan Kürt sorununa devlet aklının sınır ötesi bir yanıtı olarak şekillenmişti. Her ne kadar IŞİD’le mücadele adına oraya girilmiş gibi bir izlenim yaratılmaya çalışılsa da esas meselenin kantonların birleşmesini engellemek olduğu biliniyordu. Bu operasyonla orada fiili bir tampon bölge yaratıldı ve şimdilik kantonların birleşmesi de engellenmiş oldu ama gerisi gelmedi, çünkü Afrin’de Rusya, Minbic’te ise ABD, operasyonun buralara doğru genişlemesinin mümkün olmadığına dair çok ciddi sinyaller verdiler. Aynı şekilde Suriye ordusu da TSK-ÖSO ittifakının yol haritasına net bir şekilde ‘dur’ dedi. iktidarın ABD’ye yönelik ‘YPG’yi bırak bizi al’ politikası da bir işe yaramadı. Hatırlayalım Trump’ın seçilme sürecinde devlet aklı bütün yatırımını Trump’a yapmış durumdaydı ve bu da Trump’ın Ortadoğu’da izlemesi beklenen siyasetle ilgiliydi. Ancak burada da beklenen elde edilemedi, son ABD ziyaretinin de göstermiş olduğu üzere ortada ciddi bir hayal kırıklığı var ve ABD-Türkiye ilişkileri ciddi kırılmalar yaşayabilecek bir durumda. Aynı durum Irak için de geçerli, iktidar haftalarca Musul çığırtkanlığı yaptı, Lozan tartışmaya açıldı, çarşaf çarşaf Misak-ı Milli haritaları yayınlandı, ‘hem masada hem sahada olacağız’ denildi ama bu hiçbir şekilde mümkün olmadı. Durum buyken, iktidar Suriye ya da Irak’ta birtakım operasyonlara girişebilir mi? Buna kesin bir şekilde evet ya da hayır demek mümkün değil şu an. Fazlasıyla maceracı bir girişim olmakla birlikte, Afrin, Tel Abyad ve Şengal’de birtakım askeri denemeler olup olmayacağını önümüzdeki süreçte göreceğiz.

‘İKTİDAR PARTİSİ ‘ÖLÜM SİYASETİ’ İZLİYOR’ 

15 Temmuz darbe girişiminden sonra ilan edilen OHAL uygulamasının ne zaman kalkacağı belirsiz. OHAL’in kaldırılmasına ilişkin dile getirilen taleplere karşılık Cumhurbaşkanı Erdoğan ve AKP hükümeti, ‘OHAL’in terörle mücadele’ kapsamında olduğunu savunarak, OHAL’in gerekli olduğunu öne sürüyorlar. Bu konuyla ilgili neler söyleyeceksiniz?

İktidar partisi, siyaseti bütünüyle dost-düşman ayrımına indirgemiş durumda ve adeta bir ‘ölüm siyaseti’ izliyor, bu tür bir siyaset anlayışı olağanüstülüğü bir iktidar teknolojisi olarak kullanır, bunun süreklileşmesine ihtiyaç duyar. OHAL 15 Temmuz’a kadar resmi olarak ilan edilmemiş bir nitelik taşıyarak yürürlükteydi, bugün ise resmi olarak yürürlükte ve anlaşılıyor ki bir iktidar teknolojisi olarak süreklileşmiş bir görünüme kavuşmuş durumda. Bugün Türkiye’de ‘terör’ bahanesiyle yürürlükte olan OHAL, rektör atamalarından tutun da televizyon programlarına getirilecek yasağa uzanan bir genişlikte, ülkenin tek bir merkezden ve parlamentosuz, anayasasız, hukuksuz bir şekilde yönetilmesi anlamına geliyor. Denetlenemeyen, sınırlandırılmamış bir tek adam ve onun ağzından çıkanların kararnameye dönüştürülerek bütün bir siyasal, toplumsal, ekonomik hayatın belirleyici kuralları halini alması… Bugün OHAL’in anlamı budur ve muhtemeldir ki OHAL bu iktidar gidene kadar yürürlükte kalacaktır.  


Dr. Arzu Yılmaz: OHAL Türkiye için gerekli değil

DR. Arzu Yılmaz, OHAL’in kaldırılmasına ilişkin talepleri görmezden gelinmesine ilişkin, “OHAL Türkiye’nin değil, Tayyip Erdoğan ve iktidarının güvenliği için gerekli” dedi. 

Kürt sorunuyla ilgili çalışmalarıyla bilinen ve Irak Federal Kürdistan Bölgesi’nde bulunan Amerikan Üniversitesi Uluslararası İlişkiler Bölüm Başkanı Dr. Arzu Yılmaz’a, Kürt sorunun çözümsüzlüğünden kaynaklı artar askeri operasyonları ve ne zaman kalkacağı belli olmayan OHAL’le ilgili konuştuk.

Kürt sorununun çözümsüzlüğünden kaynaklı, artar askeri operasyonlarında ısrar etmenin Türkiye halklarına ne kaybettireceğini sorduğumuz Yılmaz, şunları söyledi: “Türkiye farklı etnik, dinsel ya da siyasi görüşten insanlar için bir ortak yaşam alanı olmaktan çıktı. Bu alan her zaman sorunluydu ama en azından insanların bu alanda kendine yer açmak gibi bir isteği, çabası vardı. Şimdi ortaya çıkan durumda yalnızca Kürtler açısından değil, birçok farklı grup Türkiye’de ortak bir yaşam sürme iradesi, umudu taşımıyor. Özetle söyleyecek olursak Türkiye bir devletti bir bayrağı bir toprağı bir milleti olan fakat ortak bir yasam alanı ve iradesi bulunmayan bir ülke.”

‘TÜRKİYE SINIRI TEHDİT EDEN UNSURA DÖNÜŞTÜ’

Türkiye içinde yaşanan askeri operasyonların özellikle Suriye ve Irak’a yansımasına ilişkin Yılmaz, “Bugüne kadar Türkiye, Suriye ve Irak sınırlarının güvenliğinin bir anlamda garantörüydü, bugün ise sözkonusu sınırların güvenliğini tehdit eden bir unsura dönüştü” diye konuştu. 

OHAL’in kaldırılmasına ilişkin dile getirilen taleplere karşılık Cumhurbaşkanı Erdoğan ve AKP hükümeti, ‘OHAL’in terörle mücadele’ kapsamında olduğunu savunarak, süreceğine ilişkin açıklamalara ilişkinde Yılmaz, “OHAL Türkiye’nin değil, Tayyip Erdoğan ve iktidarının güvenliği için gerekli. Zira bugüne kadar tecrübe ettiğimiz haliyle Türkiye’nin güvenliği her geçen gün daha da zayıflarken Erdoğan ve iktidarı bütün hukuk dışı uygulamalara rağmen ayakta kalabildi” ifadeleriyle değerlendirdi. 

www.evrensel.net