Ekolojik Yıkım Haftası’nda gündem İstanbul

Ekolojik Yıkım Haftası’nda gündem İstanbul

Ekolojik Yıkımla Mücadele Haftası’nda İstanbul’un sorunları ve çözüm önerileri konuşuldu.

TMMOB Çevre Mühendisleri Odası İstanbul Şubesi tarafından düzenlenen Ekolojik Yıkımla Mücadele Haftası (31 Mayıs-5 Haziran) etkinlikleri başladı. Etkinlik kapsamında düzenlenen söyleşi, forum ve panellerden biri de “İstanbul’un sorunları ve çözüm önerileri” başlığıyla Mimarlar Odası İstanbul Büyükkent Şubesi’nde gerçekleştirildi.

‘TÜM TECRÜBELERİMİZ YARA SARMA ÜZERİNEDİR’

Panelde, İTÜ’lü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Mikdat Kadıoğlu “İstanbul Depreme Hazır mı?” başlığıyla sunum yaptı. Afet yönetimi çalışmaları yakından incelendiğinde, gayretlerin çoğunun yanlış bir şekilde ve sadece afetlerden sonraki ‘müdahale etme’ ve yara sarma yani ‘iyileştirme’ aşamalarına yöneltildiğini dile getiren Kadıoğlu, ülkede afetlere hazırlanmış örnek bir şehir olmadığını söyledi.

Kadıoğlu, “Tüm tecrübemiz yara sarma üzerine. Oysa afet yönetiminde esas olan, önce afet risklerini baş edilebilir bir seviyeye kadar azaltmak; sonra geri kalan risklere karşı hazırlıklar yapmaktır. Afet yönetimi çalışmaları sadece kriz yönetimine değil; daha çok risk yönetimine yani afet zararlarını ve risklerini azaltmaya yönelik olmalıdır” değerlendirmesinde bulundu.

‘DOĞURGANLIK ORANI DÜŞTÜ’

Daha sonra “Zaman İçerisinde İstanbul Nüfusu – Doğru Bilenler, Yanlış Bilenler” başlığıyla Kadir Has Üniversitesi İstanbul Çalışmaları Merkezi Direktörü Prof. Dr. Himmet Murat Güvenç sunum gerçekleştirdi. Türkiye’nin 1950’li yıllardan sonra nüfus konusunda dünyaya örnek olduğunu söyleyen Güvenç, “Çocuk ölümlülüğü düşmüş durumda. Dünyada yarım yüzyılda doğurganlık oranın 7’lerden 1.9’a düşen başka bir ülke yok. Peki nasıl oluyor, nüfus artış hızı azalırken, 1950 yılında bir milyon olan İstanbul nüfusu 70 sene sonra 17 milyon oluyor. İstanbul’un bütün sorunlarını göçe bağlıyoruz. Türkiye açısından durum çarpıcı, dünyada bunun da örneği yok” dedi.

‘İSTANBUL YAŞANABİLİR OLMAKTAN ÇIKTI’

Prof. Dr. Zerrin Bayrakdar ise “İstanbul‘u Yaşanmaz Hale Getiren Plansız Yatırımlar: Kabataş Aktarma Projesi Örneği" başlığıyla sunum yaptı.

Bayraktar, İstanbul’u yaşanmaz hale getiren plansız yatırımların çok fazla olduğunu söyledi. Kabataş Aktarma Projesinin, Kabataş’ın tarihi dokusuna zarar vereceğini söyleyen Bayraktar,  “Uzmanların görüşü, halkın talepleri alınması gerekiyordu. Tarihi, kent dokusunu düşünmeden hayata geçirilen bir proje bu. Yaşam savunucuları bu proje hakkında belediyeye sorular sordu. Cevap alamadı. İmza kampanyası başlattık. Bütün bunları belediyeye ilettik. Yapılan bütün itirazlara rağmen bizim itirazlarımız kayda alınmadı. Kabataş meydanı en az 3 yıl sürecek inşaat alanına dönüştürüldü. Bu proje ile Kabataş’ın tarihi dokusuna zarar verilecek. 3 sene Kabataş iskelesi kullanılamayacak. Çünkü burada yapılmak istenen devasal bir yapı var. Orada buna ihtiyaç yok. Hukuka ve imara aykırı. İnşaata başlıyorsunuz ama ÇED raporu mevcut değil. İnşaata başladıklarında sahil güvenliğinden onayda almamışlardı. Burası bir beton yığını olacak. Sahil de vatandaşlara kapatılacak, denizi göremeyecekler. Bu projelerle İstanbul yaşanabilir bir yer olmaktan çıkıyor” diye konuştu.

‘İSTANBUL’UN KENTSEL EKOLOJİK YIKIMI HİLELERLE DOLU’

Söyleşide son olarak Yüksek Mimar Mücella Yapıcı konuştu. “İstanbul’da Kentsel Ekolojinin Planlı Çöküşü”nü anlatan Yapıcı, çevrenin planlı olarak tahrip edildiğini söyledi ve ekledi:
“Bütün bu nüfus meseleleri, kentin büyümesi, metropollerin oluşması aslında dünyadaki kapitalizmin içine girdiği koşullarda kendini yenilemesi, değiştirmesine bağlı. Kapitalist sistem metropollerin doğmasını istiyor.”

1980 çevre düzeni planlarından sonra içme suyu havzalarını savunmak için mücadele ettiklerini söyleyen Yapıcı, “1980’den sonra yaptığımız bütün çevre düzeni planlarında İstanbul’un kuzeyini kullanmamamız gerektiğini vurguladık. İstanbul’un kuzeyi, orman alanlarının, sulak alanların, mera alanlarının, tarım alanlarının, havza alanlarının hiç bizim dikkat etmediğimiz yer altı suyunun olduğu, sadece İstanbul’u değil bütün Marmara’yı ilgilendiren önemli ekolojik rezerve alanıydı. İstanbul’un kuzeyinin hayata geçirilmesi, uygulama planın yapılması 2003’ten sonra AKP iktidarının eliyle oldu. Çünkü bunlar için gerekli kanunları, kanun hükmünde kararnameleri, yönetmelikleri çıkarma çoğunluk olduğu için AKP’nin elindeydi” diye konuştu.

“AKP aslında kendi politikasını değil dünya bankasının Türkiye’ye uygulamak istediği politikayı uyguladı” diyen Yapıcı, “1980-1999 yıllarında bu plan Dünya Bankası tarafından deklere edildi. Dünya Bankası megakentlere yoğunlaşmayı önerdi. 1990’lardan itibaren de mega projelere girmeye başladık. Aslında İstanbul’un planlı ekolojik yıkımı hile ve hurda tarihidir” dedi. İmar planlarında eskiden okul, kreş gibi sosyal konut alanlarının kamu malı olduğuna dikkat çeken Yapıcı, “Eğer özel okul yapacaksanız ayrıca plan değişikliği yapardınız. Sonra özel okul alanlarını da donatı alanlarına kattılar. En son ise şu değişikliği yaptılar. ‘İmar planlarında ayrılmış bulunan ve kamu niteliği taşıyan kreş, ana okul, ilköğretim, sağlık tesisi, kültürel tesis ve sosyal alanlar imar planı değişikliği yapılmak suretiyle bu kullanımın başına ‘Özel’ ibaresi getirilmek kamuya özel alt yapı oranları ilgili yatırımcı bakanlık sorulmak suretiyle mümkündür.’ Yani bütün kamu alanları bir yatırımcı bulunursa satılacak. Kişi başına sağlık, orman her türlü alan ihtiyaç alanı yüzde 75 azaltılmış durumda” diye konuştu.

Panel soru- cevap kısmıyla devam etti. (İstanbul/EVRENSEL)

Son Düzenlenme Tarihi: 04 Haziran 2017 12:22
www.evrensel.net