Heykel asla sadece heykel değildir

Heykel asla sadece heykel değildir

Başak Şahindoğan, kent meydanlarındaki direnişin baş aktörleri olan heykelleri Evrensel Pazar'a yazdı.

Başak ŞAHİNDOĞAN

‘Sanat direnmektir.’
Gilles Deleuze

Meydanlar kentlerdeki en büyük direniş ve eylem mekanlarıdır. Direnişçiler tarafından ele geçirilmiş bir meydan iktidarın güç ve otoritesini yok edebilir. Bununla birlikte meydanlardaki heykeller de direnişin baş aktörleridir. 

Tarih boyunca heykel hemen her dönemde açık alanda farklı biçimlerde yer almıştır. Kimi zaman kadın, su ve boğa figürleriyle bereket sembolleri tasvir edilirken, kimi zamanda tanrı ve hükümdar heykelleriyle anıt olarak kullanılmıştır. Bir hacim sanatı olarakda tanımlayabileceğimiz heykel açık alana yerleştirildiğinde çok farklı işlevler üstlenmektedir. Tarih boyunca halk üzerinde baskı kurmak isteyen yönetimler kentlerin en merkezi ve büyük meydanlarına yaptıkları tanrı ve hükümdar heykelleriyle sanatı bir otorite sembolü olarak kullanmışlardır. En görünür konuma yerleştirilen bu heykellerin heybeti ile toplumda sınıfsal bir fark yaratarak ezilmişlik duygusu yaratmak hedeflenmiştir. İşte tam da bu nedenle tarih boyunca birçok örnekte gördüğümüz gibi bir toplumda o otorite yıkılınca halk ya da yerine gelen iktidar ilk olarak eski otoritenin heykellerini yıkmak istemiştir. 

Aslında kentsel mekanlarda açık alanlara yerleştirilen heykeller bir toplanma meydanı oluşturmanın yanı sıra, insanları bir araya getirerek kaynaştırma, kültür alışverişini sağlama, yönlendirme gibiişlevleri de yerine getirmektedir. Ayrıca heykeller kendilerine özgün belirleyici özellikleriyle alandagerçekleşen etkinlikler ve elde edilen diğer deneyimler ya da algılarla birlikte mekanda topluma ait olma hissini yaratırlar.

Heykel yalnızca bir sanat eseri değil, aynı zamanda eylemleri doğuran mekânlar da üretebilen yapılardır.

HEYKEL EYLEM İLİŞKİSİ

Kentlerde meydanlar ve otorite arasında doğrudan bir ilişki vardır. Meydanlar her ne kadar kollektifliğin, birlikteliğin ve ortak yaşamın simgesi olsa da aynı zamanda bu birliktelikten doğan güçle iktidar ve her türlü otoriteyi tehdit eden mekanlar haline de gelebilen yerlerdir. İşte tam da bu nedenle yönetimler kentlerde meydanları oluştururken olası karşıt düşünce ve yönelimleri göz önünde bulundurarakburaya otoritenin gücünü hakim kılabilmek için devlet ideolojisine uygun heykeller yerleştirirler. Artık hepimizin bildiği gibi özelliklerde son yıllarda artan bir şiddetle resmi ideoloji meydanlarda yine kendisinin öteki kıldıklarıyla bir kavga ortamı sürdürmektedir. ‘Öteki’ler de buna karşı resmi ideolojiyle uyuşmamak ve ondan hesap sorabilmek adına heykeller, anıtlar ve resimler yapmaktadır. Bu şekilde toplumsal bellekte geçmişte yaşanmış acılarla hesaplaşmak ve o acıların geleceğe sirayet etmesini önlemek istemektedirler. Bu karşıtlığın başka bir yolu ise meydanlardaki heykel ve anıtları otoritenin değil halkın bir parçası olarak algılamak ve aktivitenin bir parçası haline getirmektir. 

Meydanlar kentlerdeki en büyük direniş ve eylem mekanlarıdır. Direnişçiler tarafından ele geçirilmiş bir meydan iktidarın güç ve otoritesini yok edebilir. Bununla birlikte meydanlardaki heykeller de direnişin baş aktörleridir. Çünkü zamanı ve mekanı kendi özgürlük sınırları içerisinde işgal etmesi nedeniyle heykelin kendisi de eylemsel ve işgalcidir. Bu yönüyle heykel yalnızca bir sanat eseri değil, aynı zamanda eylemleri doğuran mekânlar da üretebilen yapılardır.Toplumsal hareketlerde halk heykelin birleştirici gücünü kullanır. Eylemler genellikle heykeller etrafında gerçekleşir, kitle ya heykeli ele geçirmeyi ya da heykeli eylemin bir parçası kılmayı tercih eder. 

Unutulmamalıdır ki heykel eylem ilişkisinde de sanatın toplumla olan her ilişkisinde olduğu gibi karşılıklı bir tamamlama söz konusudur. Heykelle eylem her zaman iç içedir. Birbirlerinin gücüyle büyür ve toplumsallaşır ve halka mal olurlar.

Ve sokakları… Ve meydanları… Ve tabii ki sanatı var edip özgürleştiren halklardır.

Heykel bir anlamda da herhangi bir olay, düşünce ya da kişiyi simgeleyerek estetik bir yapıyla bize tekrar sunar. Bu yönüyle gerçekliğin kitlelere iletilmesinde pekiştirici bir güç olarak karşımıza çıkar.Eylem sanat yoluyla anlatıldığında toplum hafızasında daha gerçek ve kalıcı bir yer edinir.

Toplumsal direnişlerde ya da isyan ve sivil itaatsizlik eylemlerindeaçık alanlardaki heykeller, toplum ve eylem arasındaki sınırları ortadan kaldırır. Böylece sanat direnişe kendine özgü dili ile destek verir. Bu dil sokaklarda ya da alanlarda ortaya çıktığında toplumsal belleğin yapılanmasında hem önemli bir rol oynar hem de eylem ile gelecek arasında köprü oluşturur. Bu nedenle de özellikle kitlesel direnişlerde eylemciler heykellere de birer eylemci rolü biçerek onu da aktivitenin içine dahil ederler.

  • Açlık grevindeki Buriye Gülmen ve Semih Özakça ile dayanışmak için yapılan eylemlere engel olmak amacıyla Ankara Yüksel Caddesindeki İnsan Hakları Anıtı bariyerlerle çevrildi. 

Gezi Direnişi sırasında eylemcilerin Çankaya Belediyesi’nin yakın zamanda yaptığı yenileme çalışmalarının ardından Kuğulu Park’a koyduğu Tunalı Hilmi Bey heykeline ya da sıradan insanın günlük yaşamını simgeleyen bankta oturan kadın heykeline de gaz maskesi takması tam da bu nedenledir. Böylelikle direniş daha kitlesel ve meşru kılınmaktadır. Direniş sırasında gözünü kaybeden eylemcileri ifade etmesi için İnsan Hakları heykelinin gözüne bandaj takılması da bunun başka bir örneğidir. Bu heykel yakın zamanda hepimizin hatırladığı gibi işlerini geri almak için mücadele veren eğitimciler Nuriye Gülmen ve Semih Özakça’nın eylemlerine de ev sahipliği yapmıştır.

Diğer sanat dallarında olduğu gibi heykelin de en büyük özelliklerinden biri etkileyici yapısı ile kitlenin dikkatini çekmesidir. İzmir Karşıyaka’da, Soğuk Sanat Atölyesi sanatçıları da, bu savdan yola çıkarak Gezi Parkı eylemleri sırasında Eskişehir’de dövülerek öldürülen 19 yaşındaki Ali İsmail Korkmaz’ı unutturmamak için canlı heykel performansıyla insan bedeninde heykel formuyla hayata geçirdi.

  • İzmir Karşıyaka’da, Soğuk Sanat Atölyesi sanatçıları Ali İsmail Korkmaz’ı canlı heykel performansıyla insan bedeninde heykel formuyla hayata geçirdi.

Başta Taksim Meydanındaki Cumhuriyet Anıtı olmak üzere Kadıköy Altıyol’daki Boğa heykeli ya da Beşiktaş Çarşı meydanındaki Kartal heykeli çevrelerindeki tüm toplumsal eylemlerde insanların yan yana gelişleriyle toplumsal kudretin tamamlayıcı bir simgesi gibi durmaktadır. Eylemciler meydanlarda bu heykellerin etrafında yan yana gelerek sınıflandırıcı resmi iktidarın kendilerini baskılar ile sokmaya çalıştığı kalıplardan kurtulmaya çalışmaktadır. İçgüdüsel olarak kitleler tüm eylemlerini heykeller etrafında yapmaktadır. Hatırlanacağı gibi Gezi Direnişi sırasındaki duran adam eylemleri de birçok farklı kentte ve meydanda eş zamanlı olarak heykellere karşı durarak yapılmıştır.

Direnişçiler tarafından ele geçirilmiş bir meydan özellikle de o meydanın en önemli unsuru olan heykel iktidarın güç ve otoritesini kaybetmesini sağlayabilir. Bu nedenle de otorite ile karşı direniş arasındaki tüm eylemlerde eylemciler meydandaki heykelleri direnişe dahil etmek, kolluk güçleri ise kendi kontrolleri altında tutmak için çaba gösterir.

Taksim Meydanı ve meydandaki Cumhuriyet Anıtı bu durumun iyi bir örneğidir. Eylemciler bayrakları, flamaları ve pankartlarıyla anıtı kaplamak isterken, polisler irili ufaklı tüm eylemlerde halk ile heykel arasına barikat kurarak bu içiçe geçme durumuna engel olmaya çalışmaları bu nedenledir.

“Doğaya karşı olan hiçbir şey uzun zaman yaşayamaz.” Charles Darwin

Doğa tüm renkleri ve büyüsüyle yaşamımıza sunulmuş güzellik ise sanat da bu güzelliğin yaygın, özgür ve kolektif kılınabilmesi için yapılan estetik bir eylemdir. Yaşamın doğayla birlikte sürdürülebilirliğini savunmak mutlaka sanatla iç içe bir yaşamı savunmaktadır.

Doğa ve sanatın en temel ortak özelliği her ikisinin de ortaya koyduğu eylemlerle kendi güzelliklerini kendisinin örgütlemesidir. İnsan, bu eylem ve örgütlenme hikâyesi içerisinde doğanın korunabilmesi için sanatı enstrüman olarak kullanan bir direniş figürüdür. Özellikle son yıllarda kapitalizm ve neoliberal politikalar doğayı ve yaşam alanlarını yok etmek üzerine kurulmaktadır. Emperyalist güçlerin politikaları ise her ne pahasına olursa olsun doğanın tüm kaynaklarını sömürmek üzerinden şekillenmektedir. Tüm bu nedenle de yaşam savunucuları gerek sokaklarda ve meydanlarda isyanlarla gerekse köylerde ve dağlarda eylemlerle yaşam alanlarını koruyabilmek için direnmektedir. Bu direnişler sanat kanalıyla kolektif bir biçimde kendi dilini geliştirmektedir. Gezi Parkı’ndaki ağaçları korumak için başlayan eşi görülmemiş bir isyan olan Haziran Direnişi tüm süreçleri ve artık herkesin bildiği sanatsal enstrümanlarıyla bunun en güzel örneğidir. Son olarak Anadolu topraklarının birçok noktasında sularını, havalarını ve tüm yaşam alanlarını koruyabilmek için yerel mücadele veren halkın dövizlerindeki, köy evlerinin duvarlarındaki yazılar, attıkları tüm sloganlar doğa için direnişin en güzel sanat eserleridir.

Gezi Direnişinde kaybettiğimiz canlar anısına…

www.evrensel.net

0 yorum yapılmış

    Yorum yapın

    Yorum yapmak için üyelik gerekmemektedir. Yorumlar, editörlerimiz tarafından onaylandıktan sonra yayınlanır. Konuyla ilgisi olmayan, küfür içeren, tamamı büyük harfle yazılan yorumlar onaylanmamaktadır.