4 yaşında bir çocuk

4 yaşında bir çocuk

Alper Kaya’nın bu haftaki öyküsü, sizi, bir sabaha karşı sinsice yakılan çadırlardan, bodrumda yakılanlara götürecek.

Alper KAYA

Babasının sıkça gittiği kahvehaneye, babasıyla birlikte gitmeyi severdi Kerem. Babası, kendisinden birkaç yaş büyük üç arkadaşıyla Kerem’in aklının ermediği garip fakat oynayanları oldukça hırslandıran bir kağıt oyunu oynarken Kerem de Niğde gazozunu içip etrafı izlerdi. 

Gel zaman git zaman Kerem kahvehaneye, kahvehane sakinleri de Kerem’e alışmıştı. Öyle ki, babası iş çıkışı tek başına gittiği zaman briç arkadaşlarından “Kerem nerede?” tepkileri almaya başlamıştı. Küçük bir kasaba da değildi üstelik yaşadıkları yer: Zeytinburnu’nda oturuyorlardı. Babası Taksim’de bir handa güvenlik görevlisiydi Kerem’in. Her sabah erkenden yola çıkar, kahveye uğramadığı akşamlar ise en geç sekiz buçukta evde olurdu.

Bir akşam gecikti, hem de çok gecikti. Kerem’in annesi, televizyonda her zaman izlediği dizinin yarıda kesilip kısa da olsa haber girilmesine önce kızmışsa da sonra endişe içinde haberi izlemişti. Haberde, Taksim’de göstericiler ve polis arasında bir çatışma yaşandığı anlatılıyordu.

Uykuya dalmak üzere kanepede bir sağa bir sola devrilip duran Kerem ise, “Çatışma ne demek anne?” diye çocuksu bir merakla atılmıştı. Annesi bir şey söylemeyip, telefonuna sarılmış fakat uzun süre telefon başında beklediyse de karşıdan bir cevap alamamıştı. Kerem bir müddet sonra uyuyakalmış, gece geç saatte ise babasının sesiyle uyanmıştı. Eve gelen babası, biraz alçak sesle de olsa heyecanla bir şeyler anlatıyordu annesine.

“Valla ne oldu anlamadık, polis daldı alana... Sabah da çadırları yakmışlar sanırım, yazık günah...” diye konuşurken Kerem’in uyandığını fark edip susmuştu babası. En nihayetinde Kerem her akşam olduğu gibi babasının sarılıp kaldırdığı kanepeden kendi yatağına götürülmüş, yatağında uykuya dalmak üzereyken “Baba...” diye mırıldanarak odadan çıkmak üzere olan babasını durdurmuştu.

“Çatışma ne demek baba?”

Babası başta kaşlarını çatıp duraksadıysa da, bakışları yumuşamıştı kısa sürede.

“Sen nereden duydun bunu?”

Kerem televizyondan duyduğunu söyleyince babasının yüzü garip bir ifadeye bürünmüş, dalgın bir edayla “Televizyonda her duyduğuna inanma sen bakayım...” diye mırıldanarak odadan çıkmıştı. Kerem o gece rüyasında, bir çadırın içinde gördü kendisini. Çadır yerinden sökülürken “Yapmayın!” diye bağırsa da dışarıdaki kim olduğu belirsiz adamlara engel olamamıştı. Çadırı ateşe verdiklerinde içindeydi ve kıvranıp dururken ter içinde uyanmıştı. Ağlamaya başlayınca, bir kaç dakika sonra annesi odasında belirmişti. Rüyasını annesine anlatmadı. Zaten annesi de bir şey sormadı; o gece herkes çok dalgın görünüyordu.

O geceyi takip eden bir ay boyunca babası kahveye gitmedi. Eve de hiç erken gelmedi. Eve geldiğinde eğer Kerem uyumamış olursa babasında ilginç bir koku olduğunu fark ediyordu. Bu kokunun ne olduğunu ise hiç sormadı. 

Babasının tatil olduğu bir günde, babasıyla beraber alışverişe çıkmışlardı. Süpermarkette babasının genelde aldığı ürünlerden almadığına ilginç bir şekilde dikkat etti Kerem. Marketten çıkıp da, annesinin sık sık “Külüstür” diye nitelendirdiği eski püskü arabalarına bindikleri sırada Kerem atıldı:

“Baba sen gösterici misin?”

Bu soru üzerine babası başta cevap vermeyip arabayı çalıştırsa da, biraz gittikten sonra dikiz aynasından arka koltukta oturmakta olan Kerem’e bakarak tane tane konuşmaya başlamıştı.

Eve vardıkları ana dek konuşup, bir süredir işyerinin yakınında olan olayları anlatmıştı Kerem’e. Annesinin haberlerde denk geldiği gibi bir durum olmadığını, insanların sadece bir şeyler ifade edebilmek için alanda durmaya çalıştıklarından bahsetmişti. Kerem’in kafası iyice karışmıştı ki, eve vardılar ve babası sustu. Market alışverişini eve taşıdıktan sonra Kerem’i de alıp kahveye geçti.

Arkada hep açık olan televizyonda her zaman müzik kanalı açık olurken bu kez bir haber kanalı açıktı. Ekranda bir muhabir bir şeyler anlatmaya çalışırken, arkasında yüzü kapalı gençler sanki peşlerinden bir gaz bulutunu taşıyor gibi koşarak geçiyorlardı. Muhabir bir şeyler anlatmaya çalışıyorsa da, sık sık öksürerek susmak zorunda kalıyordu.

“Bak bak çakallara bak... Akıllarınca polisi kadraja sokup şiddet uyguluyormuş gibi gösterecekler!”  diye oturduğu yerden, bir kaşı havada ekrana bakarak konuştu yaşlı adamlardan biri. Beriki, onu onaylarcasına “Bunlar gavurun tohumları!” diye ekledi.

Kerem babasına baktığında, belli belirsiz kızardığını ve oturduğu yerde birkaç santim öne – arkaya gidip geldiğini gördü. Böyle anlarda babası kızgın olurdu, pek ilişmemek gerekirdi. Babası hiç sesini çıkarmıyor, kahvedeki konuşmaları dinliyordu. Başka bir adam sazı eline almıştı o sırada:

“Geçen gün de çocuğun tekini vurmuşlar. Ben polisin vurduğuna inanmıyorum aga! Kesin bu herifler kendi kendilerini vurup suçu polise atıyorlar!”

Başka bir tanesi atılmıştı bu önermeden sonra:

“Zaten o yaşta çocuğun orada ne işi var abi? Anası babası sahip çıkmazsa böyle olur işte!”

Kerem gözucuyla babasına baktığında, babasının da kendisine baktığını gördü. Konuşmadan sözleşip, aynı anda ayaklandılar. Bir şey içmeden gitmeleri, kahvedekilerin garibine gitmişti. Yine de televizyondaki haberleri izlemeye devam ettiler...

Yolda yürüyerek eve doğru gittikleri sırada hiçbir şey konuşmadılar. Kerem’in kafası iyice karışmıştı. Yine de, elini tutan babasına gözucuyla baktığında feci bir güven hissi kaplıyordu içini. Dört yaşındaydı Kerem, kime güvenebilirdi ki başka türlü?

***

Gel zaman git zaman, yıllar geçti. Üç yıl geçmişti babasının bir buçuk ay boyunca eve çok geç geldiği günlerin üzerinden. Bir öğlen, yemek için okuldan eve dönerken kahveye uğradı Kerem. Babası, her zamanki masasında oturmuş; briç oynuyordu.

Babasının yanıbaşındaki televizyon bir anda son dakika haberi geçmeye başladı. Haberde söylendiği kadarıyla Kerem’in adını ilk kez duyduğu bir yerde, Cizre’de, bir evin bodrumuna harekat düzenlenmiş; pek çok terörist etkisiz hâle getirilmişti. Haberi izledikten sonra yıllardır yaptığı gibi önce babasına sonra etrafa baktı.

Babası etrafa belli etmeyecek şekilde habere kulak kesilmişken, yıllar önce verdiği tepkileri Kerem’in dün gibi hatırladığı ihtiyarlardan birisi atılmıştı:

“Soy isimlerinin hepsi farklı! Bunlar aile maile değil; yabancılarla bodrumda ne takılırsın? Bunlar kesin terörist!”

Kerem babasına baktı bu sözlerden sonra.

Babası belli belirsiz kızarmış, oturduğu yerde çok küçük hareketlerle sağa-sola gidip gelmeye başlamıştı...

www.evrensel.net

0 yorum yapılmış

    Yorum yapın

    Yorum yapmak için üyelik gerekmemektedir. Yorumlar, editörlerimiz tarafından onaylandıktan sonra yayınlanır. Konuyla ilgisi olmayan, küfür içeren, tamamı büyük harfle yazılan yorumlar onaylanmamaktadır.