Asımlar, Haluklar, Fatihler ve yerli-milli Pamuk Prenses’ler

Asımlar, Haluklar, Fatihler ve yerli-milli Pamuk Prenses’ler

Nuray Sancar, Evrensel Pazar'ın bu sayısında yerli ve milli eğitim sistemini kaleme aldı.

Nuray SANCAR

Annelerine “üç tane doğurun” biz onlardan “Haluklar değil, dindar ve kindar Asım nesli yetiştirmek istiyoruz” (mealen) buyurulduktan sonra doğan çocuklar 5 yaş civarındalar. Onlar kavmin, dünya medeniyetini dize getirecek “Hars”ını güçlendirip*, Mehmet Akif’in kahramanına yakıştırdığı gibi kalın boyunları, sıkı yumruklarıyla “yırtıcı his yoksulu sırtlan kümesi”nin yaşadığı Batı “Medeniyet”ine haddini bildirmek üzere projelendirildiler. Bu projenin altına imzasını atan siyasetin, kendi geleceğini garanti altına almak için üzerine kültürel yatırım yaptığı “milli ve yerli” bir nesildi bu. 

Geç kapitalistleşmiş, Doğu ile Batı arasına yayılmış bir coğrafyanın, nüfusun kaderi haline getirdiği şizofreni, bir türlü kapanmayan bir yara gibi derinleşirken Batı medeniyetinin kültürüne de tekniğine de açık Tevfik Fikret’in Haluk’u ile, “tekniğe evet ama kültüre hayır” diyen pragmatist Asım figürleri arasındaki kıyaslama edebiyatın ve siyasetin epey malzemesi olmuştur. Ziya Gökalp’in bir yana harsı, bir yana medeniyeti koyarak çözmeye çalıştığı ama bir türlü çözemediği bu kültür-teknik sorununu çözmek, 21’inci yüzyılda işte bu proje Asımlar’ın sırtına yüklenmiş bulunuyor şimdi. Ne var ki Asım’ı ilim irfan öğrensin diye Avrupa’ya gönderen Mehmet Akif’ten epey sonra “4 artı 4 artı 4 eğitim reformu” müfredatından geçmiş gençlik “Yürü, hâlâ ne diye oyunda oynastasin?/ Fatih’in İstanbul’u fethettiği yaştasın” pohpohlamasıyla içerde ve dışarda sadece hayali cenklere hazırlanıyor. Başkalarının ilimini tekniğini almak için değil; kah yağma yoluyla birikime insan malzemesi olabilmek, kah tevekkülle ve ona krema olarak eklenen cehalet sayesinde boyun eğebilmek kah daha muteber kılındıkları diğer gençlere karşı siyasi iktidarın hezeyanlarının sözcüsü/neferi olabilmek için tornadan geçiriliyor. İktidar cihazına kenetlenerek kendilerine teklif edilen, uzaktaki bir kızıl elmanın hayaliyle bileniyorlar. 

Üzerlerine yapılan bütün siyasi edebiyat da Haluk’un kötülenen imgesinde temsil edilen diğer gençleri ötelemeye yarıyor. Kabataş yalanında Türk kültürüne yabancı deri giysilerle “yerli ve milli” başörtülü bacıya musallat olan, Gezi’de sözümona üst aklın veya lobilerin maşası haline gelen bu Haluk imgesine Fatih kılıcı indirmek için yetişmekteler. 

KENTLİ GENÇLİK TEK ADAM YÖNETİMİNE ‘HAYIR’ DEDİ

Asımlar’ın biraz büyük olanlarının, mesela ortaokul çocuklarının OECD’nin PISA testlerinde neden sonuç ilişkilerini kuramadıkları, okuduklarını anlamakta zorlandıkları anlaşıldı. 14 yıllık Hükümetin eğitim karnesi pek iyi değildi. O sıralarda yağcı bir profesör “Ben daha çok cahil ve okumamış tahsilsiz kesimin ferasetine güveniyorum. Ülkeyi onlar ayakta tutacak” diye konuşuyordu. Dolayısıyla gençlerin, tedrisat aracılığıyla üzerlerinde yapılan işlem erken sonucunu veriyor görünüyordu.  

Ancak referandumda kentli, eğitimli gençlik tek adam yönetimine ‘hayır’ dedi. Bu durumu daha önce fark eden fakat gençliğin gönlünü “18 yaşına inen seçme seçilme yaşı” ile çalabileceğini düşünen AKP kadroları fena halde yanıldılar. Gençler arasında işsizlik oranları yükselmiş, iş cinayetlerinde hayatını kaybeden genç oranı artmış, gelecek güvencesi kalmamış, üniversiteler yozlaşmış, fırsat eşitliğinin yerinde yeller eserken beklentileri törpülenmiş, geleceği kararmış bir kesimin, aralarından (pek aralarından değil) birkaç kişi milletvekili olabilsin diye bütün bir geleceği riske atmaya pek niyeti olmadığı açıktı.  

Asım nesli mayası nüfusun yeni yetmelerinin kayda değer bölümünde error vermişti. Mayanın tuttuğu yerlerde ise, olanca kayırmaya, iltimasa, işledikleri suçlarda hukuk süzgecinin delikleri lehlerine genişletilmesine rağmen lumpen, ilimle irfanla alakasız türedi bir kuşak ortaya çıkmıştı ki, hem yerli ve milli ekonomiyi yürütecek hem de kininin dininin bekçisi, “ahlak abidesi” olmaya uyabilecek imkansız elbiseye giremeyen bir türdü bu. 

GENÇLER VE KARŞI KARŞIYA KOYMAK

Göle maya çalmak için kurulan vakıflardan biri olan, ancak adı, bünyesindeki çocuk istismarlarıyla anılan Ensar Vakfı’nda yaptığı konuşmada “İnsan yetiştirmek her şeyden önce inanç gerektirir, sabır, adanmışlık, süreklilik gerektirir…14 yıldır iktidardayız ama hala kültür ve sosyal iktidarımız konusunda sıkıntılarımız vardır” diyen Cumhurbaşkanı bunun gayet iyi farkındaydı. Ancak bu sözü takiben bir özeleştiri gelmedi. Tersine 15 Temmuz darbesine karşı sokaklara dökülen gençler ile Gezi Parkı gençleri yine karşı karşıya koyuldu.

Gençliği kutuplaştırma politikası şimdiye dek hep yüzde elli skoruna ayarlanmıştır. Şimdi aynı konuşmada, doğrudan doğruya il ilçe örgütlerine siyaset yapmak üzere çağrılan, bir ikisi partinin yönetici organlarına taşınan Asım neslinin elemanları, referandumdan parti-devlete geçiş sürecinde yine aynı skorun hatırına konsolide edilmeye çalışılıyor. Yasaların anayasa değişikliğine uydurulmasıyla ve 2019’da yapılacak cumhurbaşkanlığı seçimlerinde kesinleşecek olan tek adam yönetimi için çalışmaktan ibaret beklenti, gençlerden daha fazla Asım, daha gözü kara Fatihler çıkarsa dokunulabilecek bir Kızıl Elma mitiyle besleniyor. 

Oysa seçme ve seçilme hakkının referandumdan önceki anlamının kalmadığı, bir kişinin her şeyi yönettiği bir düzende parti yönetiminde olmanın veya milletvekili olmanın kıymet taşımayacağı bir düzenleme için Asımlaşmak ya da Fatihleşmek İstanbul’un fethini 3. Köprüye 1453 tane kamyon dizerek kutlayan şirket zihniyetinin boş cümlelerinden biri olmak anlamına gelir. 

Bu kamyonlu fotoğrafın arkasındaki şöyle bir tablo var: Asım neslinin ilk ürünleri olan 5 yaşındaki çocuklar bugün yerli ve milli anaokullarında düzenlenen yerli ve milli etkinliklerde büyüyor; kızlar temsili olarak evlendiriliyor; erkek çocuklar elde silah savaşıyor, sonra şehit oluyor, sonra bu kızlar temsilen ölen arkadaşlarının tabutlarının başında temsilen ağlıyor. Ecnebi Pamuk Prenses ve Yedi Cücelere de dua okutularak yerlileştiriliyor. Ağaç yaşken, Haluk filizken eğiliyor! 

Asım bu ritüellerden geçerek ruhları ve bedenleri örselenerek büyümüş çocuklardan geriye kalandan oluşuyor. 

Hatırlayalım Pamuk Prenses, her gün aynanın karşısına geçip “ayna ayna söyle bana dünyanın en güzeli kim” diye soran üvey annesinin verdiği zehirli bir elma ile sonsuz bir ölüm uykusuna sürüklenmişti. O halde Pamuk Prensesin ikna olabilmesi için, üvey annenin önce zehirsiz tarafından ısırdığı elmalardan korkmak gerekir. Uyuttuğu için değil, uyanmak için bir prensin öpücüğüne muhtaç kalacak kadar insanın yeteneklerini köreltip onu acizleştirdiği için. Hem bu sayede kendisine en güzelin kim olduğu sorulduğunda, ayna, üvey anne yanıtını vermeye devam edecektir. 

Kimsenin aynası olmayın, rengine aldanıp o elmaya uzanmayın! 

*Ziya Gökalp ulusal/yerel kültür anlamında kullandığı Hars kavramıyla harsların toplamından oluşan Medeniyet kavramını karşıtlık ilişkisi içinde alır ve bunlardan bir sentez çıkarmaya çalışır. 

www.evrensel.net