Beşiktaş’tan Aladağ’a...

Beşiktaş’tan Aladağ’a...

Melda Onur, ‘imamhatipleştirilen’ okullardan tarikatların eline bırakılan eğitim yuvalarına, AKP’nin gericileştiren eğitim politikasını ele aldı.

Melda ONUR

“Hiç istemedim çocuğumu bırakmak, ama çaresiz kaldım, yer bulamadım. ‘Müdür bey’ dedim, ‘Devletin yurdu yok mu’ dedim. ‘Bir tek bu var, ya buna ver ya da ev tutar okutursun çocuğunu’ dedi. ‘Getir çocuğunu’ dediler, ‘abdestini, namazını bilir’ dediler. Kendi ellerimle teslim ettim, yaktılar yavrumu!” Bir Aladağlı annenin feryatlarıydı. 

30 Mayıs 2017, Kozan Ticaret Odası Salonu. Aladağ Yurt Yangını Davasının ilk duruşmasında yaşanan yoğun ilgi nedeniyle adliyedeki 30 kişilik salona sığılamamıştı. Salon aileler, sanıklar, avukatlar, baroların temsilcileri, demokratik toplum kuruluşları, vatandaşlarla dolmuştu. Bu salonda haykırdı aileler: “Şikayetçiyiz, para istemiyoruz, bizim evlatlarımız satılık değil” diye.  Böylece aylardır “Aileler çocuklarından vazgeçti, dava açmayacaklar, para almışlar” gibi iftira fısıltılara da bir nokta konmuş oldu.  Çocuklarını kaybeden 10 ailenin 10’u da en başından beri şikayetçiydi ve vazgeçmediler. Geri kalan 2 kişiden biri zaten cezaevinde olan yurt müdürünün 3 yaşındaki kızıydı. Diğeri ise “belletmen” denen görevliydi. Yaralı çocukların ailelerinden de şikayetçiler vardı başından beri.

BÖLÜNMÜŞ OKUL, BÖLÜNMÜŞ ÜLKE

Evlatlarının laik ve kamusal eğitimden koparılmasına seyirci kalmak istemeyen bir grup veli de bundan 1 yıl önce 30 Mayıs 2016’da bir mücadele başlatmıştı. Aladağ’ın yoksulluğundan çok uzakta, çocuklarının okuduğu okul Beşiktaş İsmail Tarman Ortaokulu “imamhatipleştirilivermişti”. O günden itibaren “Okuluma Dokunma” diyerek başlayan mücadele 30 Mayıs 2017 günü 1 yılını doldurdu. 

Birinci yıllarında basın açıklaması yapmak ve usulsüz yapılan okul aile birliği seçimini iptal eden mahkeme kararının uygulanmasını talep etmek üzere okula gelen velilerin karşısına, mahkeme kararlarını uygulamak yerine, laik eğitim isteyenleri bastırmak, susturmak üzere bir okul görevlisi ve özel olarak getirtilmiş bir başka veli çıkarıldı. Mesele okul tabelaları önünde basın açıklaması yaptırmamaktı. Çünkü İsmail Tarman Okulu tabelaları büyük bir utancın fotoğrafını verecekti; ülkenin bizler-onlar bölünmüşlüğünün canlı kanıtlarından biriydi. Tek bir okul çatısı altına 2 tabela yerleştirilmişti: Sol tarafta İsmail Tarman İmam Hatip Ortaokulu Tabelası vardı; sağ tarafta ise İsmail Tarman Ortaokulu tabelası. Beşiktaş Levent’te laik eğitim gören bir liseyi birden imam hatipe çevirmeyi başaramayanlar, okulu bölerek ele geçirmeye çalışıyordu. Amaç İstanbul’un seküler yaşam tarzı ile tanınan ilçelerinden birini eğitim yoluyla cemaatlere teslim etmekti. Hangi cemaat diye sorarsanız, AKP derim.  Çünkü bu yolda hepsiyle ortak hareket edebiliyor.

GÜLEN’DEN MENZİL’E

Bu ortaklaşmalardan biri olan Gülen Cemaati, yeni adıyla ‘FETÖ’, AKP’nin muhaliflerini bertaraf etmek, susturmak, bastırmak; bu süre zarfında yargıyı, eğitimi, sağlığı, ülke ekonomisini ve her alanı ele geçirmek için çalıştı. İçerideki tüm bu rezillikleri dış dünya görmesin diye uluslararası lobiye servetler ödendi. Ta ki güç çatışmasına kadar. Bugün gelinen durum ortada. Devletin içini boşaltmış bir cemaatle mücadele...

Bu ortaklaşmalardan bir diğeri, bir süredir ‘FETÖ’ üyelerinden boşalan yerlere, yani bürokrasiye yerleştirildikleri iddia edilen Menzil Tarikatı. Üstelik Menzilcilerin isimleri “cihatçı gruplar” arasında geçiyor. Bu tarikata mensup Sağlık Bakanı Recep Akdağ’ın yönetimindeki Sağlık Bakanlığı’nın neredeyse tüm kadrolarının Menzil Cemaati mensuplarıyla doldurulduğu biliniyor. Tarikatın ise IŞİD bağlantısı aylardır soruluyor. 

SÜLEYMANCILAR HER DEM SAHNE GERİSİNDE

Bu ortaklaşmanın bir diğeri aslında belki her ikisinden de daha derinden, sessiz ve sinsi yaygınlaşan Süleymancılar oldu. Genel ve Yerel Seçimlerde duruma göre oy desteği ile denge kuran Süleymancı Cemaatinin de tıpkı Gülen Cemaati gibi eğitime, ama özellikle doğrudan dini eğitime ilgisini biliyoruz. Ancak bu uğurda açtıkları, kaçak Kur’an kursları, yurtlarda felaketler yaşandığında kamuoyunun gündemine geliyor. Konya’da Süleymancılara ait Kur’an kursunda 2008’de yaşanan gaz patlaması ve 17 kız çocuğunun ölümüyle yaşanan katliamın davası hâlâ sürüyor. Tutuklu yok, şikayetçi aile yok maalesef. 

Ve Aladağ’da 29 Kasım gecesi yine Süleymancıların kaçak yurdunda – usulsüz denetimlerle  bakanlıktan ruhsat alması onu kaçak olmaktan çıkarmıyor - çıkan katliam gibi yangında, devletin bizzat götürüp teslim ettiği 11’i çocuk 12 kişi ölüyor. Süleymancılar orada hâlâ erkek yurdunu işletiyor. Yine sözleşmesi olmayan, adına ‘belletmen’ denen sözde gönüllülerle. Eğitimci değiller yani, belletiyorlar çocukları. Etütlerde Matematik, Fen, Türkçe, İngilizce çalışsınlar diye başlarında durmuyorlar. Kız çocuklarının tanıklıklarıyla “sabah namaza kaldırsınlar, abdest aldırsınlar, namaz kıldırsınlar, dua öğretsinler, ‘kız çocuğu okusa ne olacak, iyi ev kadını olsun’ dayatmasıyla yurdun bulaşığını yıkamayı, yurdu temizlemeyi öğretsinler diye” belletmenler var. Bir anne feryat ediyordu: “Benimki en küçüğü ya, ona tuvalet temizletmişler, cezalandırmak için ayağına basıyorlarmış çocuğumun...”

KÜLTÜREL İKTİDAR ENSAR’A ARMAĞAN

Ve bu ortaklaşmaların bir diğeri daha eğitim alanında. Üstelik geçtiğimiz günlerde Cumhurbaşkanı çıtayı iyice yükselterek kültürel iktidar istedi onlardan. Ülkedeki dini eğitimin tarikatlerinden biri Karaman’da 45 çocuğa cinsel istismar iddiasıyla gündeme gelen Ensar Vakfı. Görevi adeta onlara verdi. Evrensel sinema ve sanat yapanları bilim ve teknoloji insanlarını, “Ülkesine ve milletine yabancı hizipler” olarak tanımladı. Tacize göz yuman, yanlışı sorgulatmayan, biatı temel alan bir kültürün iktidarını neyse ki bu ülkenin en az yarısı alkışlamıyor. Bu kültürün yarattığı sanat iş de yapmıyor. Reis filmini Fatih Akın çekse ödül alır mıydı sizce? 

www.evrensel.net