Süren devrim, özgürlük ve naneli çay

Süren devrim, özgürlük ve naneli çay

Tunus’ta 14 Ocak Devrimi’nin hemen sonrasında ülkenin başkentine geldiğimizde bizi havaalanında karşılayan avukat Radia Nasravi’den Burgiba Caddesi’nde kadınların bir eylem yapmak üzere olduklarını öğreniyoruz. Doğrusu, devrim sürecinde önemli roller oynamış ve oynamaya devam eden cesur Tunuslu kadınları çok merak ediyorduk

Nuray Sancar

Tunus’ta 14 Ocak Devrimi’nin hemen sonrasında ülkenin başkentine geldiğimizde bizi havaalanında karşılayan avukat Radia Nasravi’den Burgiba Caddesi’nde kadınların bir eylem yapmak üzere olduklarını öğreniyoruz. Doğrusu, devrim sürecinde önemli roller oynamış ve oynamaya devam eden cesur Tunuslu kadınları çok merak ediyorduk. Onları haber ajanslarının çektiği fotoğraflarda slogan atarken, pankart ve döviz taşırken görmüştük. Kimisinin başı örtülü, kimisinin açık; yüzlerinde korkuyu yenmenin vermiş olduğu özgüven ifadesiyle diktatörlüğe kafa tutarkenki halleri bütün dünyaya bu fotoğraflarla yayılmıştı. Şimdi tam da bizim için somut bir gerçeklik haline geleceklerdi. Bu fırsatı kaçırmamak için ayağımızın tozuyla Burgiba Caddesi’ne gidiyoruz.
Kadınlar içinde özgürlük, demokrasi, devrim sözcüklerinin geçtiği pankartlarıyla alanda toplanmaya başlamışlardı. Ama ne yazık ki İslamcı eğilimli bir grup erkek tarafından eylemleri sabote edildi. Ve yürüyüş başladığı yerde bitti denebilir. Aslında tam da öyle olmadı; Burgiba Caddesi büyük bir cadde ve kadınlar o gün orada ülkenin geleceğini tartışan kalabalık grupların bir parçası olmak üzere dağıldılar. Akşama kadar “devrimin nasıl daha ileri götürüleceğini, Ben Ali’den sonra nasıl bir Tunus” istediklerini tartışan kitlelerin arasından kadınların gür sesleri de işitiliyordu.
‘Biz yapabildik siz de yapabilirsiniz’
Tunus kadını devrimin bir parçası ve kendi talepleriyle yer alıyor gösterilerde. Kadınların da diktatörlüğün devrilmesinden çıkarı var; onlar da işsizlikle boğuşuyor. Fransa Cumhurbaşkanı Chirac’ın bir zamanlar “ekonomik mucize ülkesi” diye nitelendirdiği Tunus’ta uygulanan yapısal değişim politikalarından en çok etkilenenler onlar oldu. Bu program kapsamında ülkenin sanayisi özelleştirildi, birçok işçi işten atıldı, sosyal güvenlik politikaları iptal edildi. Yani aynı bizim ülkemizde olduğu gibi.
Meslek sahibi kadınlar ise demokrasi için yıllardır mücadele eden örgütlerinde aktifler. İnsan hakları için, mesleklerinin onuru için mücadele eden kadınlar 14 Ocak Devrimiyle bu uzun mücadelenin sonucunu almış gibiler. Bundan dolayı özgüvenliler. Bütün dünya kadınlarına da “biz yapabildik siz de yapabilirsiniz” mesajını veriyorlar. Tunus’ta olduğumuz süre içinde yanımızda olan Radia Nasravi bu kadınlardan biri. Bin Ali zamanında bu yüzden az eza çekmemiş.
Tunus’ta elle tutulur, gözle görülür bir özgürlük havası var. Ama henüz yolun sonuna gelinmemiş. 14 Ocak Devrimi’nde halkı örgütleyen partiler şimdi bir araya gelerek bir cephe oluşturdular ve programlarını açıkladılar. Bu programda devrim süresince kurulmuş yerel dayanışma ve direniş komiteleri selamlanıyor ve “bu komitelerin kamusal ve günlük yaşama ilişkin bütün eylemlerinin geliştirilmesi çağrısı”  yapılıyor. Tunus’ta şimdiden böyle çok sayıda komite var ve bunların fedakâr ve girişken üyeleri kadınlar.
Tunuslu kadınların daha çok işi var
Kadınlar diktatörlüğün tamamen alaşağı edilmesi ve yıkıntıların arasından yeni bir Tunus’un yaratılması için uğraşıyorlar. Bunun için de devrimle kazandıkları özgürlük alanlarını günlük yaşamda da genişletmeye çabalıyorlar. O yüzden her yerdeler, sokaktalar; gün boyunca televizyonlardan diğer Arap kardeşlerinin mücadelelerini izliyorlar ve kıvılcımı başlatmış ve sıçratmış olmaktan gururlular.
Tunuslu kadınların daha çok işi var. Ama yolun önemlice bir kısmı geçilmiş durumda. 25 yıllık bir hükümeti devirmek kolay değil; hele bu hükümet ülkeyi zorbalıkla, korkuyla yönetmiş ve insanları sindirmek için kurduğu polis gücü herkesi adım adım izlemişken. Bir Tunuslu erkek eşinin 40 günlük bebeğiyle gözaltına alındığını ve iki ay Bin Ladin’in işkencehanelerinde tutulduğunu söylüyor. O bu öyküyü anlatırken tam da o işkencehanenin önündeki bir çay bahçesinde oturuyoruz. Orada oturmak ise eskiden hiç kolay değilmiş. Siz bir masaya oturur oturmaz yanınıza birkaç siyasi polis oturur konuşmaları dinlermiş. Şimdi o erkek arkadaş işkence binasının karşısında naneli Tunus çayını yudumlarken o günlerden antik bir dönemmiş gibi bahsediyor; acıları çok gerilerde bırakmış insanlar gibi neşeli. Çay bahçesinin az ilerisinde Bin Ali’nin partisinin binası var. Devrim sırasında halk orayı basmış, bir kısmını da yakmış. Şimdi arkadaşımız yüzü oraya dönük naneli çayını hiç olmadığı kadar keyifle yudumlarken karısının başına gelenleri anlatıyor bize.
“Devrim sürüyor” diyor, “ben ve eşim Bin Ali diktatörlüğünden çok çektik, bütün Tunuslular gibi; artık eski trajediyi yaşamak istemiyoruz.”
Kimse geriye dönmek istemiyor. Kadınlar ise hiç.

www.evrensel.net