Bize ölüm reva görülüyor

Bize ölüm reva görülüyor

Gün geçmiyor ki hükümet emekçilerin gündemini değiştirmek için yeni bir skandala imza atsın. Aslından hepimiz biliyoruz ki hükümetin yaptığı şey kendisinin yalan pazarlamacılığına halkı inandırmak. Bunu bir yönüyle başarıyor. Ortaya atığı her neyse basını medyasıyla yoksul emekçi semtlerde tartışılıyor

Adile Doğan

Son tartışma ise kürtajın yasaklanması. Daha da ileri gidererek çirkinleşen söylemler de cabası. “Bir kürtaj Roboski’den daha kötüdür” deyip bir gündem değiştirme çabasına girdiler fakat görünen o ki bu çok tutmadı. Çünkü kadınlar haftalardır kürtaj yasağına, Roboski benzetmesine çeşitli ve kitlesel eylemlerle karşı çıkıyor.
Peki, bu konu emekçi semtlerde nasıl tartışılıyor? Buna en somut örneği Tuzla’dan verebilirim. Tuzla, yoğunlukla emekçilerin yaşadığı, tersanelerin, sanayi sitelerinin bulunduğu bir semt. Ağır çalışma koşulları, iş cinayetleri, hak gaspları yoksulluğun ve işsizliğin hiç eksilmediği bir yer.
Elbette Tuzla’nın emekçi kadınları da bu koşullardan nasibini en ağır biçimde alıyor. İşçi kadınlar çocuklarına bakabilmek için çocuklarının üzerine kapıları kilitleyip ya da oraya buraya bırakıp çalışmaya gidiyorlar. Ya da sırf ekonomik nedenler yüzünden bir çocuk dahi dünyaya getirmekten korkuyorlar. Çalıştıkları fabrikalar çocuklu kadın istemedikleri için anne olamıyorlar. Tam böylesi bir ortamda “kürtajı yasaklıyoruz” demek kadınlara “siz sanayide çalıştığınız fabrikalarda az çekiyorsunuz, az zulme maruz kalıyorsunuz, alın bir ceza da biz veriyoruz” demektir.
Biz de işçi kadınlarla olduğu kadar ev kadınlarıyla da evlerde, kapı önlerinde, parklarda bir araya geldiğimizde haliyle kürtajı tartışıyoruz. Diyanet de dâhil olunca kürtaj konusuna, ister istemez “kürtaj günahtır, yapılmasın”  minvalinde tartışmalar yaşandı epeyce. Örneğin bir tartışmamız hayli ilginçti. Bir araya geldiğimiz kadınların çoğunun bir kürtaj hikâyesi vardı; üstelik “kesinlikle günahtır” demelerine rağmen. “Doğursam işimden olacaktım” ya da “bakamayacaktım” gibi açıklamalarla bitiyordu cümleleri.
Bir toplantımızda kadınlar “lise okuyan kızlar için alınan bir önlem bu. Çünkü kızlar hamile kalıp gizli gizli kürtaj oluyor; yasak buna müdahale etmek için ya da evlilik dışı ilişkiler yüzünden getiriliyor” diyorlardı. Bunlar medyadan çokça duyduğumuz, okuduğumuz türden yorumlar ve anlaşılan Tuzlalı kadınlar üzerinde etkili olabiliyor. Ama özelikle AKP’nin aktif çalışan kadın üyeleri kapı kapı gezip pazaryerlerinde stantlar kurup kürtaj sorununu bu şekilde anlatıyorlar. Gittikleri yerlerde de maalesef kadınları etkiliyorlar.
Bir başka sohbetimizde kadınlar, kürtaj yasağı yerine doğum kontrol yöntemlerinin yaygınlaşmasının önemi üzerinde durdular. Kadın ve erkeklerin bu konuda bilinçlendirilmesi gibi eğitici ve öğretici çalışmalar yaygınlaştırılırsa kürtaja hiç gerek kalmayacağını söylediler.
En önemlisi, bütün sohbetlerimizin sonunda gelip bağlandığı nokta, kürtajın yıllardan beridir ülkemizde yasal olduğu ve bunu yasaklamak yerine tecavüzlerle ve kadın cinayetlerini önlenmesi gerektiğiydi. “Bize üç çocuk yapın diyorlar ama bakamadığımız çocuğu nasıl doğuracağız? Kimi kadınlar ‘kürtaj günahtır’ dese de buna rağmen en az bir sefer kürtaj olmuştur. Bunu da zorda kaldığı için yapmıştır. Hükümet yasaklayarak bize bir biçimiyle ölümü reva görüyor.”
Tuzlanın yoksul semtlerinde tartışmalar böyle sürüyor. Peki burada bize düşen görevler neler? Öncelikle hükümetin biz kadın bedeni üzerindeki bu kirli politikasını anlaşılır bir şekilde anlatmak için yaygın bir aydınlatma çalışmasının yanı sıra fabrikalarda mahallelerde kadın arkadaşlarla bir araya gelip bu işin gerçek yüzünü anlatmalıyız. Elbette merkezi yerlerde yapılan eylemlerin etkisi oluyor ama yerellerde bunlar gereken ilgiyi bulmuyor bu durumu bilerek buna uygun bir çalışma yürütmeliyiz.

www.evrensel.net