Savaş bir kadına ne yapar?

Savaş bir kadına ne yapar?

Savaş bir kadına neler yapar? Çocuklarını öldürür, ailesini yok eder, onu vahşetiyle kana buladığı dünyada yapayalnız bırakır. Savaş bir kadına tecavüz eder; sadece bedenine değil aklına, kalbine, kimliğine… Bedeninde ve ruhunda onulmaz yaralar bırakır. Savaş kadını öldürür

Fulya Alikoç

Savaş bir kadına neler yapar? Çocuklarını öldürür, ailesini yok eder, onu vahşetiyle kana buladığı dünyada yapayalnız bırakır. Savaş bir kadına tecavüz eder; sadece bedenine değil aklına, kalbine, kimliğine… Bedeninde ve ruhunda onulmaz yaralar bırakır. Savaş kadını öldürür. Bazen bedenini parçalar, bazen ruhunu… Çoğu zaman ikisini birden. Savaşın kadına yaptıklarının coğrafi bir ayrımı yoktur. Almanya, İspanya, Bosna, Vietnam, Afganistan, Türkiye veya Suriye… Savaş, yeryüzünün neresinde vuku bulursa bulsun sistematik bir şekilde kadının maddi manevi bütünsel varlığının her hücresine nokta hücumlar geliştirir. Ve savaşa maruz kalmış her kadında savaş varlığının ve karakterinin o noktadan sonrasını belirler. Bazen Bosna’da tecavüz şiddetine maruz kalmışlığını bedeninde taşımak istemeyen kadın varlığına bir son verir. Bazen İspanya’da “bir karıncayı bile incitmez” dediğiniz kadının eline silah kuşandırır. Bazen Türkiye’nin bir yarısında “okumasız yazmasız, iri yarı” Kürt kadınını bu coğrafyanın gelmiş geçmiş en devrimci öznelerinden biri yapar. Bazen de Almanya’da faşist diktatörlük koşullarında bir kadın eline bir fırça kuşanır, insanlık tarihinin gördüğü en acımasız vahşeti, yine insanlık tarihine ibretlik tablolar ve baskılarla yerleştirir. Käthe Kollwitz, böylesi on binlerce kadından sadece bir tanesidir. Kağıda, alçıya süzülenler Käthe, 8 Haziran 1867’de, sosyal demokrat duvar ustası bir babanın ve sosyalizme olan sempatisi yüzünden kiliseden “aforoz” edilmiş bir rahibin kızı olan bir annenin beşinci çocukları olarak dünyaya gelir. Sosyal demokrasi, işçi ve insan hakları gibi tartışmaların eksik olmadığı bir sofrada, özellikle dedesi ile olan yakınlığı çocukluğundan itibaren politik bir bilince büründürür küçük kızı. Käthe kalem tutabilecek olgunluğa eriştiğinde kâğıt üzerinde karalamalara başlar. Babası fark ettiğinde kızına çizim dersleri aldırmaya başlar. Duvar ustası bir babanın kızı olmanın bir özgünlüğü olarak, Käthe alçı üzerinde ilk deneysel çalışmalarını gerçekleştirir. Çocukluğundan beri kulağının çeperinde dolanan tüm hikâyeler Käthe’nin kaleminden kâğıda ve alçıya süzülmeye başladığında ise 16 yaşındadır. Ve 16 yaşından itibaren ölüp Käthe Kollwitz adını bu dünyada ebediyen bırakana dek, işçileri, gemicileri, köylüleri ve kadınları kendine özgü sanat tarzıyla ebedileştirecektir. Öyle ki Emile Zola’nın  başyapıtı Germinal’den ve Gerhart Hauptmann’ın Dokumacılar performansından esinlenerek üçü taş baskı (Yoksulluk, Ölüm ve Komplo), üçü de gravür (Dokumacıların Yürüyüşü, Ayaklanma ve Son) olmak üzere 6 eserden oluşan bir dizisinde işçilerin sefaleti, umutları, cesaretini ve akıbetini serbest ve natüralist bir stille ifade etmiştir.

Peki savaş Käthe’ye ne yapmıştır? Her şeyden önce çocukluğunda kaybettiği kardeşleriyle hayatına giren ölümü hayatında ebedi kılmıştır. 1914 yılının temmuz ayında başlayan Birinci Dünya Savaşı daha üç ay geçmeden oğlu Peter’i elinden almıştır Käthe’nin. Uzun soluklu bir depresyona giren Käthe, oğlu ve ölen diğer gençler adına yaptığı bir anıtta avuntu bulmaya çalışsa da çok geçmeden bu anıtı yıktırır. 1925 yılında tekrar başladığı bu anıt çalışması 1932 yılında tamamlanıp Belçika Rogevelde mezarlığa yerleştiğinde artık Yas Tutan Anne ve Babalar adını alacaktır. Käthe bu yıllar boyunca bir yandan savaşın kendisinde yarattığı yıkımı içinde taşırken, diğer yandan da savaşları bu yeryüzünden ebediyen sileceğine inandığı sosyalizme ve komünizme derin bir bağlılık geliştirir. Oğlunu elinden alan savaşa karşı yarattığı eserler, onu Prusya Sanat Akademisi’nin ataerkil zihniyetinde bir gedik açıp, 1920’de Akademi’ye kabul edilen ilk kadın olma sıfatıyla onurlandırır. İnsan olmanın zorunluluğu 1920’li yıllar Kollwitz’in savaşa olan tüm kini resimler ve taş baskılarla kustuğu yıllardır. Kollwitz adı pek tanınmasa da Alman Çocukları Açlıktan Ölüyor, Ekmek ve Savaş, Bir Daha Asla isimlerini verdiği üç poster çalışması bugün dünyanın her yerinde en kötü ihtimalle bir göz aşinalığı yaratmaktadır. 1930’lı yıllar… Hitler Faşizmi, Kollwitz’in eserlerinde simgeleşen yoksul kadınların en azılı kabusunu geri çağırır. Kollwitz, savaş karşıtı mücadelesini politik bir zeminde yürütürken savaşın kadınlara ne yaptığını resmetmeye ve baskılamaya bir an için bile ara vermez. 1936 yılında Gestapo evini basıp onu ve kocasını toplama kampına götürmekle tehdit ettiğinde dünyanın birçok yerinden sanatçılardan 150’nin üzerinde destek telgrafları alır. Fakat boş durmayan savaş ve faşizm, ölen oğlunun anısına Peter adını verdiği torununu da elinden almakta gecikmeyecektir. Ama durmaz, aldığı her darbe onu biraz daha çelikleştirir, durmadan resmeder, belgeler Kollwitz. Savaş bir kadının sadece bedenine hükmetmekle yetinmez. Ruhunu ele geçirmek ve teslim almak ister. Aklını ehlileştirip köleleştirmek ister. Bunu yapamadığı noktada da sadece bedenini yok etmez, ruhuna ve aklına da saldırır. Nitekim, 1943 yılında Kollwitz’in evine düşen bomba onun bedenini yok edememiş ama yüzlerce eserini yakarak yok etmiştir. Savaştan kurtarılabilen kayıtlara göre Kollwitz’in 275 adet eseri olduğu sanılmakta, ne kadarının erişilebilir olduğu ise muamma. Ama bize kalan mektupları, Almanca isimlerin yerine Arapçaları, Türkçeleri, Kürtçeleri koyduğumuzda bugün yaşanan gerçekleri belgeleyecek denli güncel hala. Savaş ve sömürüye karşı yazmayı, çizmeyi, resmetmeyi, anlatmayı insan olmanın bir zorunluluğu olarak gören kadınlardan Käthe Kollwitz. Bu yüzdendir ki, Amerika’daki Maine Sanat Okulu Profesörü Lucy Breslin, Kollwitz’i “Kendi sanatının hem efendisi hem de kölesi” olarak anar.

Dergimizin sayfalarını pdf olarak görüntülemek için tıklayın

www.evrensel.net