Sokak Akademisi Sincan Cezaevi önünde dersini işledi

Sokak Akademisi Sincan Cezaevi önünde dersini işledi

Sokak Akademisi, bu hafta Nuriye Gülmen ve Semih Özakça'nın tutuklu bulunduğu Sincan Cezaevi önünde "Hapishane ve Bilim" dersini işledi.

Sokak Akademisi, bu hafta Nuriye Gülmen ve Semih Özakça'nın tutuklu bulunduğu Sincan Cezaevi önünde "Hapishane ve Bilim" dersini işledi.

Her hafta farklı bir konu ile derslerini sürdüren Sokak Akademisi, bu hafta akademisyen Nuriye Gülmen ve öğretmen Semih Özakça’nın tutulduğu Sincan Cezaevi önünde "Hapishane ve Bilim" dersini işledi. Bu haftaki dersi Munzur Üniversitesi Sosyoloji Bölümü’nden ihraç edilen Ahmet Kerim Gültekin anlattı. 

Devletleşmeden bugüne yaklaşık 5 bin yıldır insanların, sınıfların var ettiği ideolojik çerçevedeki düşücünce ve ilişki biçimleriyle yaşamaya çalıştığını ifade eden Gültekin, hapishane ve bilim denilen kavramların da tarihsel ve sınıflı bağlamda açığa çıktığını belirtti. Devlet aygıtını ellerinden bulunduran sınıfların her zaman zor ve ikna ya başvurduklarını ifade eden Gültekin, "Sınıflı bir toplum her zaman eşitsizlik, hoşnutsuzluk ve çalkantılar oluşturur ve insanların büyük çoğunluğu bunların mağdurudur. Dolayısıyla bu büyük çoğunluğun bir şekliyle bu hayata, bu yaşam tarzına ikna edilmesi gerekir. İkna edilmeyi reddettikleri yerde bu sefer zor yolu ile ikna süreci devam ettirilir. Türkiye'de hapishaneler ile bilimsel bilginin üretildiği yerler olan üniversiteler çok çıplak olarak bu süreçlerin nasıl hayata geçirildiğinin örnekleri ile doludur. Cezaevleri sınıfsal çatışmaların en çıplak hali ile yaşandığı yerlerin başındadır. Yılmaz Güney'in Duvar filminde de bu çok açık ortadadır” dedi. 

Üniversitelerin sınıf mücadelelerinin biraz daha inceltildiği yerler olduğuna dikkat çeken Gültekin, "Üniversiteler burjuvazinin feodalizmden devraldığı ve kendi iktidarını tesis ederken kendi söylemini ürettiği alandır. Dolayısıyla hem hapishanelerde hem de üniversitelerde bu mücadelenin çıplaklığı ile çok çarpıcı bir şekilde karşımıza çıkıyor" değerlendirmesinde bulundu.

'TÜRKİYE'DE MÜLTECİ VE KÜRT MESELESİNİ ÇALIŞAMAZSINIZ'

İktidarın bilgi üzerinde tahakküm kurmasının örneklerini Behice Boran, İsmail Beşikçi, 1402'likler ve Pınar Selek üzerinden örneklendiren Gültekin, şöyle devam etti: "En önemlisi son bir yıldır yaşadığımız eskisinden daha büyük daha kapsamlı ve derin süreç olan Barış İçin Akademisyenler’in süreci aklımıza geliyor. Örneğin Türkiye'de bugün bazı konuları çalışmak kesinlikle yasaktır. Örneğin çok ciddi bir toplumsal sorun olan Suriyeli mültecilerin çalışılması yasaktır. Türkiye'de milyonlarca sığınmacı var ve bu her insanı bir şekilde etkileyen sorundur. Ya da Kürt meselesi ile ilgili çalışmaları bu ve ya şu ölçüde çalışabilirsiniz fakat yayınlayamazsınız, burada ciddi bir engelleme ile karşı karşıya kalırsınız. 2012-2013 yıllarında ben de bu hapishanede tutsaktım. Bilgiyi toplumsal emekten hareketle ören, toplumsal faydayı gözeten ve çalışırken aynı zamanda bir şeyleri değiştirmek perspektifinden doktoramı çalışıyordum. Katıldığım paneller, yazdığım yazılar ve örgütlediğimiz toplantılar ‘Terör örgütü üyeliği’ hatta yöneticiliği iddiasına kanıt gösterildi ve ben de tutuklandım."

'BİZE DÜŞEN MÜCADELEYİ YAŞAMIN HER ALANINDA HARLAMAK’

Nuriye Gülmen ve Semih Özakça'nın çoktan kazandığını ifade eden Gültekin, "Mesele sadece iki insanın oturma eylemi yapması veya açlık grevi yapması ve bunun bir şekilde kamuoyu gündemine oturması meselesi değil, burada çok büyük bir haksızlık ve adaletsizlik var. Bugünün Türkiye’sinde milyonlarca insanı doğrudan etkileyen bir haksızlık. Nuriye ve Semih’in bedenleri buraya sürüklendi ama burayı da bir direniş alanına dönüştürdüler. Ve bütün insanların umutları, özlemleri oldular. Bu zaten kazanılmış bir mücadele ve bize de bu mücadeleyi yaşamın her alanında harlamak kalıyor" şeklinde konuştu. (Ankara/DİHABER)

 

www.evrensel.net