Al birini vur ötekine

Al birini vur ötekine

Ülkemiz seçim sath-ı mailine girdi. Dünya karışık… Patron partileri vaatlerini sıralamaya başladı. Topçular, popçular aday adaylıklarını açıklıyor vs… Hangi ‘topun peşinde koşarken’, nereden aday adayı olduklarını; kimin ‘çalınan eşeğini türkü çığırarak aradıklarını,’ d&


Ancak… Ülkemizde ve dünyada ‘olağanüstü’ gelişmeler yaşanırken, meydanlarda beylik laflar edenlerin tutumlarına dair iki çift sözümüz de olacak kuşkusuz.

CHP AKP’nin Alternatifi mi?

“Böyle saçmalık olabilir mi ya! NATO’nun ne işi var Libya’da. Libya’ya nasıl müdahale eder! Bakın Türkiye olarak biz dedik ki, biz bunun karşısındayız. Böyle bir şey konuşulamaz, böyle bir şey düşünülemez”
(28 Şubat 2011-Recep Tayyip Erdoğan)

Başbakan çabuk çark etti, üzerinden 20 gün geçti geçmedi, bakalım ne dedi:  “NATO Libya’nın Libyalılara ait olduğunu tespit ve tescil için oraya girmelidir” (21 Mart 2011- Recep Tayyip Erdoğan)

AKP’ye alternatif olarak lanse edilen, CHP cephesinden gelen açıklamanın da tabi ki altta kalır yanı yok: “ 'NATO'nun Libya'da ne işi var’ diye bir cümleyi ben kurmam''(1 Mart 2011- Kemal Kılıçdaroğlu)

Kameraların karşısına geçtiklerinde birbirleriyle kavga edecekmişçesine sert bir tarz tutturmaya çalışan patron partilerinin temsilcileri, konu emperyalizme hizmet olduğunda, emperyalistler yön gösterip, kulaklarını çektiğinde bakın nasıl da uysal ikiz kediler oluveriyorlar.

CHP ve AKP Yarış Halinde

İşte seçim öncesi –AKP’den farksız olarak- ABD’ye ziyarete gidecek olan CHP’nin genel başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’nun “Turkısh Polcy Quarterly” dergisinin Mart 2011 sayısında yayınlanan röportajından birkaç alıntı:

”CHP Türkiye’nin AB’ye üye olmasını hedeflemektedir. AB, NATO ile birlikte Avro-Atlantik camiasının temel direkleridir. Türkiye bu camianın vefalı bir üyesi olagelmiştir ve kararlılıkla öyle kalmalıdır.”

Anlaşılan Kılıçdaroğlu, emperyalistlerle ilişkiler konusunda AKP ile vefa yarışı yapıyor. AB’ye üyelik, NATO’ya vefa…  Bakın Kılıçdaroğlu ABD Türkiye ilişkileri ile ilgili ne diyor?:

“AKP, günümüzde ABD’ye karşı ikiyüzlü bir politika izlemektedir. AKP, kapalı kapılar arkasında ABD makamlarıyla her konuda mutabık olur ve buna göre davranırken, kamuoyuna yönelik olarak en üst yetkililerinin ağzından ABD’nin politikalarını açıkça kınamaktadır.”

Kılıçdaroğlu da AKP’nin ABD ile her konuda mutabık olarak hareket ettiğini kabul ediyor ancak onun kızdığı konu, AKP’nin ABD’yle yakın olması değil, güya arkasından atıp tutması… Meydanlarda “AKP’yi yıkacağız” naraları atan Kılıçdaroğlu’nun, Cumhuriyet tarihinin en işbirlikçi partisi AKP’yi ABD’ye şikayet ederek ‘yıkmayı’ hedeflediği de açık açık belli oluyor. Görünen o ki Kılıçdaroğlu, AKP ile işbirlikçilik yarışına girmeye ve bu yarışta da ipi göğüslemeye hazırlanıyor:

“AKP kamuoyunu ABD aleyhine kışkırtmıştır. Türk-Amerikan ilişkileri yeniden, eşitlik, karşılıklı güven ve saygı ile birbirinin meşru çıkarlarını gözetmeye dayalı işlevsel bir yola sokulmalıdır. Türkiye ile ABD arasındaki ilişkiler çok önemlidir. Bu ilişkiler istikrarlı ve üretici olduğu zaman bunun Orta Doğu’da ve diğer bölgelerdeki barış ve güvenlik üzerinde de yapıcı etkileri olur. CHP olarak Amerikalı müttefiklerimizle, anlaştığımız alanlar üzerine yoğunlaşmaya ve anlaşmazlık alanlarımızı da azaltmaya yönelik saydam bir ilişki tesis etmeye çaba sarf edeceğiz.”

Temel Sorunlar ve ‘Alternatif’ler


"Taleplerimiz, anadilde eğitim, siyasi tutukluların serbest bırakılması, askeri ve siyasi operasyonlara derhal son verilmesi ve yüzde 10 seçim barajının kaldırılmasıdır” diyerek ‘sivil itaatsizlik’ adını verdikleri demokratik eylemlerine başlayan Kürt halkının taleplerine, egemenler, kolluk güçleriyle acımasızca saldırırken, AKP hükümeti de ana muhalefet CHP de Kürt halkının –her türlü kara propagandaya rağmen, artık ülkenin büyük çoğunluğunca da meşru görülen- taleplerinin karşılanması konusunda birbirleriyle sessizlik yarışı içerisindeler.

Belli ki, ‘dokunanın yandığı’ konulardan AKP hükümetinin kaçışı gibi, CHP de o dallara pek basmaya niyetli değil. Yine Alevi toplumunun, yine her inançtan milyonlarca insan tarafından da doğal olarak kabul edilen, Diyanet İşleri’nin kapatılması, zorunlu din derslerinin kaldırılması talepleri, seçim konvoylarında ‘el sallanıp yanından geçilen’ talepler olarak orta yerde durmaya devam edecek.

Türbanlı kadınların aday gösterilmesi, kamuoyunca tanınan türkücülerin aday adaylıklarının ilan edilmesi gibi popüler konularda pragmatizmde sınır tanımayarak, şov yapanlar, ülkemizin en temel demokrasi sorunlarını ıska geçmeye de devam ediyorlar.

Geçmişten günümüze, ülkemiz topraklarında –diri diri ve fiziken de dahil olmak üzere- ‘dokunanlar yanıyor’. Faili meçhul cinayetlere kurban giden aydınların, gazetecilerin, Kürtlerin, Alevilerin listesi her geçen gün kabarırken, egemenler ‘özgürlük ve demokrasi’ hikayeleri çığırmaya devam ediyor.

Birbirinden alakasız gibi görünse de yazının sonlarına doğru, hepimizin fıkra gibi anlattığı bir alıntıyı da paylaşmadan geçemeyeceğiz ki, daha iyi anlaşılsın; dünü bugünüyle, AKP’si CHP’siyle, o sorunu bu sorunu üzerinden, ülkeyi yönetenler halkla nasıl dalga geçmeye devam ediyor. Bakın, Japonya’daki felaketten sonra Türkiye’de Nükleer Santral kurma konusunda ısrarına devam eden Tayyip Erdoğan bizleri nasıl yönetiyor: "Riski var mı, tabii var. Patlayabilir. Şimdi patlayabilir diye geçenlerde söyledim, tabii bu malum şahıs ve şahıslar tarafından eleştiri aldık. Şimdi riski var patlayabilir, diye biz tüpgaz kullanmayacak mıyız? Riski var diye arabaya binmeyecek miyiz?”

Gençliğin Yolu Ayrı


Ülkemizde ve dünyada yaşanan ve emekçi sınıfları doğrudan etkileyen herhangi bir gelişme ve her ‘renkten’ egemenlerin bu gelişmeler karşısındaki tutumları detaylıca incelense, açık açık ortaya çıkacak gerçek şu ki; farklı görünseler de egemenler tek renkler.

Onların rengi, dünya nimetlerinin bir avuç tuzu kuru tarafından daha kolay paylaşılmasının önündeki tüm engellerin kaldırılması… Olursa arada bir kısmi kavgaları da, kendi aralarındaki paylaşımdan çıkmaktadır kuşkusuz…

Egemenler, sadece kendi çıkarlarına olan şeyi sanki tüm toplumun çıkarınaymış gibi göstermeye çalışırken, envai çeşit dolap çeviriyorlar. Emekçilerin göreceği pencereden tatlı gülücükler, vaatler saçarken; ağabeylerinin okuyacağı sayfalarda vefa yarışına giriyorlar.

Arap dünyasındaki halklar gibi uyanmayalım diye de ülkemiz emekçilerini ve gençlerini de bölme ve kendi fraksiyonlarına yedeklemenin çırpınışındalar. Yıllarca unuttular, seçimlerde yüzümüze gülüyorlar.

Ama biz gençler her gün yüzümüze çarpan hayatın gerçeklerini, unutmayacağız. Faili meçhul cinayetleri de unutmayacağız, tutuklanan gazetecileri de… Diri diri yakılan aydınları da unutmayacağız, emperyalistlerin Irak’ta, Afganistan’da yaptıklarını da…  Elemeci sınav sistemlerinin bizleri içine çektiği bunalımları da unutmayacağız, YÖK’ün üzerimize saldığı Özel Güvenlikçileri, soruşturmaları da… Asgari ücret tespit komisyonunu da unutmayacağız, işsizlerin geleceksizlerin çaresiz bırakılışını da....Onlar da unutmasınlar ki, yolumuz ayrı.

www.evrensel.net