İnsan hakları anıtı ile aramızdaki bariyer

İnsan hakları anıtı ile aramızdaki bariyer

Çağrı Sarı insan hakları anıtı önünde işlenen insanlık suçunu ve anıtın gözaltına alınışını yazdı.

Çağrı SARI

Suç duyurusu
İnsan hakları heykelininin önünde insanlık suçu işlendi. 
Hayır! Bu suç duyurusu polise değil savcıya değil, tarihe... Kayıt altına alınsın, unutulmasın affedilmesin diye... 
Günlerden 22 Mayıs’tı... 
Ankara Yüksel’de İnsan Hakları Anıtı’nın önünde insanlık suçu işlendi. İnsan Hakları Anıtı da gözaltına alındı! 
1948 yılında İnsan Hakları Evrensel Bildirgesi imzalanmış. O dönem 2. Dünya Savaşı’ndan yorgun düşen ‘dünya’, insanların çeşitli haklarını güvence altına almak için bir bildiriye imza atmış... 
Herkes eşittir diyor özetle bildirge.... Bütün insanlar için diyor ki; ırk, renk, cins, dil, din, ayrımı diye bir şey olamaz, herkes eşittir.
Ve diyor ki; Yaşamak, hürriyet ve kişi emniyeti her ferdin hakkıdır. (Madde 3)
Günlerden 22 Mayıs’tı... Ankara Yüksel’de İnsan Hakları Anıtı’nın önünde insanlık suçu işlendi... 
‘Ölüm değil yaşam’ isteyenlerin hürriyeti gasbedildi. Emniyet dersen her ferde gününü gösterdi!
İşlerine iade edilmek isteyen iki eğitimcinin başlattığı açlık grevine saldıran polis, çevrede ne var ne yok her şeyi darmadağın etti, yerlerde anneleri sürükledi, genç kadınların saçlarından çekti tekmeledi... Manzara tam da insanlığa yakışmayan ama ‘2017 Türkiyesi’ne yakışır cinstendi. 
***

Bir fotoğraf... 
Bir anne yerlerde sürükleniyor... Veli Saçılık’ın annesiymiş... Devlet seneler evvel bir gün cezaevinde kalan mahkumları ‘hayata döndürme’ye çalırken kepçeyle Veli Saçılık’ın kolunu koparmıştı. Sonra o kol bir köpeğin ağzında bulunmuştu. Sonra mı tazminatlar KHK ile işten atmalar, mahkemeler falan... Tazminat derken devletin ödediği değil yanlış anlaşılmasın. Veli Saçılık’a kesilen... Bedel hâlâ ödetiliyor... Şimdi bir anne yerlerde sürükleniyor. Kendi oğlundan bile küçük bir polis tarafından tekmeleniyor. Tüm insanlığı utandırırcasına o tekmeler bir bir iniyor annenin vücuduna!
Bir fotoğraf daha...
İnsan Hakları Anıtı’nın etrafı sarıp sarmalanmış polis bariyerleriyle... Yaklaşmak yasak...
Ne çok şey anlatıyor o fotoğraf... Yasaklanan o heykel mi, heykelin önündeki çiçekler mi, insanlık mı yoksa o heykelin hatırlattıkları mı? 
İnsan haklarına yaklaşmak yasak... Hiç yaklaştırılmamıştı ki zaten... 
Bir kadın...İnsanlık bildirgesini okuyor. Yıllardır... 
Bazı mekanların simgeleri vardır. İnsan ile iletişim kurar. Dokunsan, baksan çok şey anlatır... Ne çok şeye şahit oldu bildirgeyi okuyan kadın. 
1990 yılında yapılan bir heykel, İnsan Hakları Anıtı... 1948 yılında imzalanan bildirgeyi okuyor.. Okumaktan hiç kafasını kaldırmıyor. Nasıl kaldırsın. Günbegün uzaklaşırken eşitlik ve hürriyet hakkından, daha hızlı, daha çok okuyor sanki. Daha çok başını eğiyor kitaba sanki...  Okudukça iyileşecekmiş gibi. 
Neredeyse 30 yıl olmuş heykel yapılalı... 30 yılın Türkiyesi aslında o fotoğraf barikata alınmış İnsan Hakları Anıtı. 


’90’lı yıllar... Darbenin hemen ardından yaşanan o yıllar... İzleri binlerce yıla kalacak o yıllar. ’90’lar, 2000’ler... 2017... 
Türlü acılara şahit...O utanıyor biz utanıyoruz... Evladını kaybedenin, yakını işkence görenin derdine ortak, öfkesine şahit bir heykel.
Neden yapıldı o heykel? Aslında cevabını tahmin ettiğim sorunun yanıtı için aramıştım yıllar evvel Metin Ağabeyi... “Bir daha acılar yaşanmasın diye” demişti...
Metin Yurdanur, Ankara’nın heykellerinin sahibi! Sahibi derken lafın gelişi aslında. Çünkü o heykel artık senin, benim yarının. Kim diyebilir ki Nuriye ve Semih’in değildir diye mesela...
Ankara’da bir çok kişinin yanından geçtiği, belki gölgesinden yararlandığı belki önünde fotoğraf çektirdiği heykellerin mimarı Metin Yurdanur. O heykel Abdi İpekçi Parkındaki el, Olgunlar’daki Madenci ya da Yüksel’deki İnsan Hakları Anıtı. 
Yıllar evvel heykellere dair yapılan ‘ucube’ bir saldırıda kendisine sormuştum ‘Ne düşünüyorsun?’ diye. 
Şöyle demişti: “Sanat eseri değerlidir. Bir insanın düşüncesinin ortaya çıkışıdır. Sanatçı dediğin her zaman rejim ile bir düşen eserleri yapmaz. İktidarlar sanat eserlerine verdiği (vermediği) değer üzerinden yıllar sonra, o gün ne zaman ise, tarih dedeye hesap verecektir. Tarih her şeyi kayıt altına alır. Bu ne zaman ise; 10 yıl 20 ya da 50 yıl bilemeyiz. Ama işte o zaman tarih hesap soracaktır.”
İşte bu yazı o nedenle yazıldı. Tarihe suç duyurusunda bulunmak için. Her şeyi kayıt altına alıyormuş ya... Bunu da alsın diye...
Veli Saçılık’ın başına gelenleri de bir anneye atılan o tekmeyi de... 75 gündür aç Nuriye Gülmen ve Semih Özakça’nın gözaltına alınışını  ve elbetteki İnsan Hakları Heykeli’nin insanlıkla arasına kurulan bariyerleri de. 

www.evrensel.net