İkbal Kaynar’a mektup

İkbal Kaynar’a mektup

Merhaba Sevgili İkbal Kaynar,Ebruli Şarkılar boğucu sıcakların ortasında elime geçti. Benim için temmuz zaten her yaprağı ayrı bir acıyla işaretli bir takvim. Bir an CD’yi ne yapacağımı bilemedim. Söz ve müzikleri senin olan Yasakları Kaldır Bana’dan (1995) sonra bu ikinci albüm çalışmandı. Dinlemeyi ertelemekten utandım.

Sennur Sezer

Ebruli Şarkılar boğucu sıcakların ortasında elime geçti. Benim için temmuz zaten her yaprağı ayrı bir acıyla işaretli bir takvim. Bir an CD’yi ne yapacağımı bilemedim. Söz ve müzikleri senin olan Yasakları Kaldır Bana’dan (1995) sonra bu ikinci albüm çalışmandı. Dinlemeyi ertelemekten utandım.
Her tür iyi müziğin şifasına inansam da çalışmanın sıkıntıma bunca iyi geleceğini ummuyordum. Sağ ol. Eline, diline, emeğine, sesine sağlık. Arkadaşlarının da.
Çalışmanız ne güzel bir ad taşıyor, “Ebruli Şarkılar”. Üstündeki değişik renklerin birbirine kaynaştığı ipek çileleri ve çiçekler geliyor gözümün önüne. Aynı rengin açığı koyusu derken bir benzer renge geçiveriş.
(Ebru, kağıt süsleme sanatlarının en önemlilerinden... Suya boya damlatıp biçimlendirerek kağıda geçirmeye dayanır. Sanatçının iradesi dışında birçok değişkenden etkilenir biçimler. Geri dönüşü ve tekrarı olmayan, çok değişkenli bir sanattır. Ebru için “Renklerin suyla dansının yarattığı bir ahenktir” de derler. Ne demek ebru? Kimi kaynaklar “yüz suyu” anlamına gelen “ab-ı ru” sözcüğünden, kimi kaynaklarsa Çağatayca’da “hareli görünüm, damarlı kumaş ya da kağıt” anlamına gelen “ebre”den geldiğini savunur. En yaygın iddia, sözcüğün Farsça; “bulutumsu, bulut gibi” anlamına gelen “ebri”den geldiğidir) Suyun üstüne dağılan renklerin birbirine komşuluğu, akrabalığı sonunda bu sanatı yaratmış olmalı.
Dinlediğim her şarkının “ebruli” oluşu, Rum, Ermeni, Kürt, Arap Türkmen renklerini yansıtışı ne iyi seçilmiş. Sesin, müziğin bana bunca iyi gelişinin gizini CD’ye bakınca çözdüm, düzenleme Tuncer Akdoğan’ındı, CD’nin ilk parçası Heyemola’da onun sesi vardı ve çalışmanız ona adanmıştı. Sonra bir an onun da bir yangınla aramızdan ayrıldığını hatırladım. Beyoğlu hâlâ onun anlattığı sokak çocuklarıydı: “Sabah güneş vurmaya başlıyor. Kışın bir yerden güneş gelmeye başlıyor. Mazgalların üstünde yatıyor çocuklar, ısınmak için.”
Bunları söylerken ki burukluk da katılmış “ebruli”ye. Bir Nehir ki Ömrüm’ü hazırlarken gitmişti: “anladım ki özlemden hiç kimse ölmüyor, ama ben ölüyorum/ ..../anladım ki hasret yeni bir aşk’a kadar sürüyor/sevdiklerim ve beni sevenler, bağışlayın su akıyor ve ben gidiyorum...” Ebruli Şarkılar’da Tuncay’ın yaşamından da izler okudum.  
Sevgili İkbal, çalışmalarının arasına ne çok zaman girmiş: Mavilere Saldım Umutları (2004), Mavi Yazılar (2007) adlı kitaplar doğdu ve içinde 2. albümünün de olduğu Ebruli Şarkılar adlı şiir-şarkı sözleri kitabı. Bir de biyografi türündeki Şiire Adanmış Bir Ömür: Sedat Umran (2008) var.         
Şiirlerini unutmadım: “Fesleğen kokularıyla gelirdi sesimiz /düşlerimizdeki bulutun  terkisinde /her isyanda,her kayıpta.”  Sevgili İkbal, sesin, müziğin sıcağın ve temmuzun bunaltısını azalttı.  Şimdi senin dizelerini yineliyorum elim müzik kayıtlarına gittikçe : “Şarkılarda buldum seni/ Kanayan yürek, coşkulu yürek /Makamın neva. Saba ne fark eder /
Bir şarkı da sen söyle”.
Yeni çalışmalarını bekliyorum.

www.evrensel.net