Heyo, iç huzurunuzu alın gelin, burada biri var: Gözde Öney!

Heyo, iç huzurunuzu alın gelin, burada biri var: Gözde Öney!

Gözde Öney, ilk albümü 'İki Gölge'ye ve albümün hazırlık aşamasına dair Ezgi Görgü'nün sorularını yanıtladı.

Ezgi GÖRGÜ
İstanbul

Yaz mevsimi öncesinde gelen, son ayların beklenen albümlerinden İki Gölge ile Gözde Öney müzik dünyasında yapacakları beklenecek isimler arasında artık. Dünyanın huzurunun gittikçe azalmasına karşın iç huzurunu yakalayabilmiş olmanın verdiği memnuniyetle onu korumaya çalışıyor, bir yandan da dünyaya ses veriyor, sözleriyle içindekileri ortaya döküyor. Alabilen alsın, zira iç huzur bambaşka!
Nitelikli bir ekiple çıkardığı İki Gölge için “bütünün parçası olduğumu, yalnız olmadığımı hissettiriyor. Müzik tam olarak böyle bir şey. Dünyanın diğer ucundaki insanla aynı duyguyu paylaşabiliyorsun. En güzel tanışma biçimi sanki” diyen Gözde Öney’le sohbetimiz şurada, şarkıları da bir tık uzağınızda. İyi okumalar...


“Duvarı mantar figürlerine boyanmış bir evi, birbiriyle her daim çemkirme halinde iki sevimli köpeği olan turuncu saçlı Kuzguncuk insanı... şarkıları ve sesiyle dünyanın huzurunu alıp içine üfleyen cinsten...”
Muhtemelen bir arkadaşın birkaç yıl öncesinde seni, böyle bir cümleyle anlatmış ekşi sözlük’te. Şimdiki Gözde Öney nasıl biri, neler değişti, şarkıların üretim süreciyle birlikte albüm neler yaşattı?

Hem çok sakin hem de çok tez canlı olabilen biriyim. Aykırı uçlarda buluyorum kendimi sıkça. Anlık duygularım suratımdan kolaylıkla okunabilir. Kamufle olmayı beceremem. Farkındalıklara ve değişime çok açığım. O zamandan bu zamana yazıda bahsi geçen ev ve semt değişti, saçlar değişti, köpekler üç oldu, aileye bir de kedi eklendi. Dünyanın huzuru ise yok denecek kadar azaldı. Ama zaten asıl mesele iç huzuruymuş, ne yapıp edip onu korumaya çalışmak gerektiğini fark ettim. Alışkanlıklar, tavır, bakış açıları değişiyor fakat içerde bir şeyler hep aynı kalıyor, kalması gerekiyorsa. Bende en çok üslup ve yöntem değişti sanırım. Bir de bu süreçte sabırlı ve anlayışlı olmayı, sorumluluk almayı, hayır demeyi daha iyi öğrendim, öğrenmeye devam ediyorum.

Aslında uzun zamandır müzik yapıyorsun, İki Gölge ilk albümün olmasına karşın bir çok müzisyenle birlikte çalıştın, çalışıyorsun, söylüyorsun. Kendi müziğini, müziği anlama biçimini anlatabilir misin?
Müziğimde kendimi ifade ettim fakat bu hislerin sadece bana ait olmadığını aklımdan hiç çıkarmadım. Böyle düşünmek rahatlatıyor; bütünün parçası olduğumu, yalnız olmadığımı hissettiriyor. Müzik tam olarak böyle bir şey. Dünyanın diğer ucundaki insanla aynı duyguyu paylaşabiliyorsun. En güzel tanışma biçimi sanki. Albümde Efe Demiral, Okay Aynur, Ozan Kısaparmak, Kerem Işık, Evren Arkman, Özer Arkun, Mehmet Çelik, Koray Candemir, Ayşe Saran, Altuğ Öncü, Istanbul Strings, Canay Cengen, Efe Demiryoğuran gibi çok değerli müzisyenlerle çalıştım. Onlarla ortak noktada buluşmamızı sağlayan da yine müzik oldu. İnsan zaman zaman kendine ve yaptığı işe inanmakta zorlanıyor, kendini en acımasızca eleştiren kişi olabiliyor. Biz müzisyen arkadaşlarımla birbirimize ve paylaştığımız müziğe inandık. Şeffaf olduk, sınırlarımızı da çizdik. Sağlıklı bir iletişimimiz var. Bence bütün bu güzellikler albüme de yansıdı. 

‘BİZİM KUŞAK, HER ŞEYE KENDİ EMEK VERİYOR’

Sosyal medya, bağımsız ve alternatif mecralar ve organizasyonlar sayesinde alternatif müziğe ulaşmak daha kolay, erişilebilir hale geldi. Son yıllarda birbiri ardına ortaya çıkan müzisyenler, ‘pop müzik’i domine etmişken sizin kuşak (müzikte yeni ve başka bir dalga) müziğiyle emin adımlarla ilerliyor. Bu müzik anlayışıyla ilgili düşüncelerini öğrenebilir miyiz?
Bunun, önüne koyulan ve hiç yemek istemediğin bir yemeği, sırf karnın doysun diye yemek zorunda kalma sıkışıklığından hepimizi kurtaran bir şans olduğunu düşünüyorum. Bizim kuşak her şeye kendi emek veriyor, mesela hiçbir şarkıcı “birileri çalsın kaydetsin, ben de hazır olunca gider söylerim, işi paketleriz” anlayışıyla yaklaşmıyor işine, müziğine. Her anında orada olmak istiyor, fikir veriyor, fikir alıyor. Bu da yapılan şeyi daha kıymetli kılıyor ve bence bu durumu dinleyici de fark ediyor. O yüzden sahipleniyor, değer veriyor, hatta bazen abartabiliyor, başkası dinlemesin istiyor :) Yeri gelmişken bununla ilgili de bir şey söyleyeyim; sevdiğiniz müzikleri dinleyin, dinletin. O müzikten aldığınız duyguyu kendinize saklamakta özgürsünüz ama unutmayın ki paylaştıkça çoğalıyor, çoğaldıkça bize yeni müzikler paylaşma fırsatı doğuyor.

İki Gölge için yaptığın lansman konserinde gördüğüm kadarıyla geri dönüşler olumlu ve etkileyici oldu. Dinleyici senin beklediğin şekilde mi dinliyor seni?
Konser çok keyifli geçti. Hiç unutmayacağım bir gece olarak hafızama kazındı. Açıkçası beklemediğim kadar kalabalık oluşu beni ve müzisyen arkadaşlarımı çok motive etti. Konser sonrası tepkiler de dediğin gibi çok olumlu ve yapıcı oldu. Dinleyici beklediğimden de tatlıydı. Herkesle teker teker göz göze geldim ve o gözlerin içi gülüyordu. Şarkıları beraber söyledik. O an bunun dünyanın en güzel duygularından biri olduğunu fark ettim. 

Albümdeki Düşüş şarkısında Koray Candemir’in katkısı söz konusu, albümün düzenlemesinde Efe Demiral’ın imzası var. Okay Aynur, Ayşe Saran’ın şarkılara dahil olduğu nitelikli bir ekiple çalıştın, onlarla çalışmak nasıldı, nasıl bir araya geldiler? 
Biz hep bir aradaydık, hepsi en yakın arkadaşlarım. Bizi bir araya getiren, birlikte zaman geçirmemize vesile olan şey müziktir zaten. “Hadi bir araya geldik, bir şey üretelim” gibi suni bir durum hiç yaşamadık, bizim için bir arada oluş hali üretmekti. Efe sınıf arkadaşımdı. Sınıfta kendimi en yakın hissettiğim kişiydi. Okul döneminde beraber müzik yapmıyorduk fakat bir gün bunun olacağını hissediyordum. Hislerim kuvvetlidir :) Koray’la sık görüşüyoruz. Evde sohbet ederken onun elinde mutlaka bir gitar vardır. Anlatır, dinler ama bir yandan hep bir şeyler çalar. ‘Düşüş’ tam olarak öyle bir anda geldi. Onun şarkıcılığı okunması gereken bir kitap gibidir. Bu anlamda bana çok ilham olmuştur. Okay’la hayatın içinde hep üretim halindeyiz. Her şeyi önce birbirimize dinletir, ilk birbirimize danışırız. Beraber jingle da yapıyoruz, iş ortağı sayılırız aynı zamanda. Onun değişik bir hali vardır, nasıl anlatayım, sanki bütün güzel insanları üstüne çeken ve onları orada buluşturan bir mıknatıs gibi. Aslında her şey onunla başladı diyebilirim.

Bu aralar ne dinleyip neler okuyorsun? Baharla gelen sıcak günlerde dinleyicilerine neler önerirsin?
Bu aralar yoğunluktan hala bitiremediğim, Zülfü Livaneli’nin ‘Konstantiniyye Oteli’ni okuyorum. Tekrar tekrar döndürdüğüm, sindirmeye çalıştığım albümler var, sevgili Can Kazaz’ın ‘Ben Sizden Kaçtım’ albümü, Lara Di Lara’nın ‘Hazineler İçindesin’i gibi. Bir süredir müzik dinlemeye fazla zaman ayıramıyorum açıkçası. Yolum düştükçe Kadıköy’deki Plakhane’ye gidiyorum. Orada çayımı içerken kendimi dükkan sahiplerinin seçtiği eşsiz müziklere bırakıyorum. Ne dinleyeceğime karar vermek zorunda olmamak iyi geliyor. 

Albümün daha yeni çıkmasına rağmen Düşüş ve Kavga öne çıkan şarkılardan oldu. Benim için de “Bi’ Ruh” sevdiklerimin arasına girdi. Şarkılarının sözlerini sen yazıyorsun, hem ses hem söz hem de müziğin bir arada olduğu güzel bir şeyi ortaya çıkarmak günümüzde epey zorken bunu nasıl başarıyorsun?
Herkes bir şeyleri başarıyor. Mesela o koca koca binaları bir anda nasıl dikiyorlar, içinde evler falan var, aklım almıyor. Ben hayatta yapamam :) Şaka bir yana, şarkı söylemeyi çok seviyorum, yazmayı, çizmeyi, müziği seviyorum, hepsini ayrı ayrı yapabiliyorsam bir arada da tutabilirim, neden olmasın. 

‘KAYDETTİĞİM ŞARKILARLA YORGUNLUĞUM AZALDI’

Albümdeki her şarkı çok güzel aslında, bir sıra yapmak anlamsız geldi zira :), sanırım iki günde on kere başa sardım albümü. Karşımıza ‘bir anda’ çıkan, ‘sen olsan’ diyerek empati kurduğun, ‘kavga’lar ettiğimiz anlar pek uzakta değil... bütün bunlar hayatından. Bu besteler nasıl böyle dile geldi?
Teşekkür ederim güzel sözlerin için... Yeni insanlar tanıdıkça, yeni iletişimlere şahit oldukça, ilişkileri gözlemledikçe, bir an geldi ve fark ettim ki kendimi konuşarak anlatmaya çalışmak çok yoruyor. Dahası, buna mecbur değilim. Bu farkındalığa bir yaştan sonra çoğumuz erişiyoruz. Konuşurken karşındaki insanın gözlerinde bir sonraki cümlesini tasarladığını görünce vazgeçiyorsun. Birkaç yıl sadece telefonumdaki kayıt uygulamasına anlattım ben de. Yakın çevrem dışında, dert dinlemelerden ve anlatmalardan, kendinden bahsedip duranlardan, kısır döngüsünü kıramayanlardan, soru sorup cevabını dinlemeyenlerden kaçındım. Aklıma gelen cümleler, melodiler, hisler, kelimeler, ne varsa kaydettim. Onlar zamanla şarkı oldu. Yorgunluğum azaldı. Kendi yöntemimle anlatmış oldum, içimde kalmadı. Bazı şarkılar ise aniden öylece bir bütün olarak geliverir, o bol ilhamlı, çok yoğun anlar çok kıymetlidir. O anlarda yaşadığım doyumu başka hiçbir şeyle kıyaslayamam.

www.evrensel.net