Cumartesi Anneleri mücadelesi 22. yılında

Cumartesi Anneleri mücadelesi 22. yılında

Cumartesi Anneleri, başlatmış oldukları mücadelenin 22'nci yılına girerken 200 yıl geçse de mücadelelerinden vazgeçmeyeceklerini söyledi.

Sadiye ESER

Galatasaray Meydanı'nda gözaltında kaybedilen yakınlarının akıbetini sormak için başlatmış oldukları mücadelenin 22'nci yılına giren Cumartesi Anneleri, 200 yıl geçse de mücadelelerinden vazgeçmeyeceklerini söyledi.

 27 Mayıs 1995’te 4 aile ile başlayan Cumartesi Anneleri eylemleri onlarca kez polisin müdahalesine maruz kaldı. 22 yıl önce Galatasaray Meydanı'nda ilk eylemi başlatanlardan olan ve 21 Mart 1995 yılında gözaltında kaybedildikten 58 gün sonra cenazesi bulunan Hasan Ocak ile 20 Şubat 1995'te gözaltında kaybedilen ve daha sonra cenazesi bulunan Rıdvan Karakoç’un aileleri yaşadıklarını anlattı.

‘MÜCADELEYİ BİRLEŞTİRDİK’

Konuşmasına ağabeyi Rıdvan Karakoç’un kaybedilme hikayesini anlatarak başlayan Hasan Karakoç, evlerine baskın yapıldığı esnada ağabeyinin evde olmadığını, daha sonra kendileri ile telefonda konuşarak bir yere davet ettiğini ancak randevu yerine gittiklerinde ağabeyini göremediklerini söyledi. Ondan sonra bir çok yere başvurduklarını belirten Karakoç, ağabeyinin cenazesinin Ağrı’nın Tutak ilçesinde kimsesizler mezarlığında çıktığını ifade etti.

Hasan Ocak için ailesinin kampanyalar başlattığını dile getiren Karakoç, o zamanlar Kürt kentleri ve Türkiye metropollerinde insanların katledildiğini söyleyerek, “Devlet çok kirli bir savaş yöntemi uyguluyordu. Binlerce insan katlediliyordu bu süreçte. Hasan Ocak’ı bulma kampanyası biraz hareket kattı. O dönemde duyarsız kalmak mümkün değildi. Ocak ailesi ile birlikte mücadele yürütme kararı aldık. Hasan ve Rıdvan’ın aynı yerde, aynı şekilde katledilip bulunması onları bir anlamda sembolik 2 isim haline dönüştürdü. Buradan hareketle gücümüzü birleştirerek mücadele yürüttük. Onlar için yapacak bir şey yoktu; ama onlardan sonra kimse katledilmesin dedik. Kaybeden ve katledilenler yargılansın diye mücadele yürüttük” dedi.Daha sonra Galatasaray Lisesi önünde, Kadıköy Altıyol ve Bakırköy Özgürlük Meydanında eylem yapmaya başladıklarını söyleyen Karakoç, devletin kayıp yakınlarının sesini duymazdan geldiğini ifade ederek, “Kaybeden kendileri olduğu için duymak istemiyorlar. Kozmik odalarda sakladıkları bilgiler bizim bilgilerdir. Kaybedilme bilgileri, devletin nasıl karar aldığını, politikayı nasıl uygulayacağına dair bilgilerdir. Bunun açığa çıkmasını istemiyorlar. Açığa çıkarsa devletin kirli ilişkileri ortaya çıkar” diye konuştu.

 200 yıl da geçse mücadelelerinden vazgeçmeyeceklerini vurgulayan Karakoç, “Türkiye bu kirli geçmişi ve tarihi ile yüzleşecek ve bütün dünya bu kirli yüzünü görecektir” dedi.

2011 yılında dönemin başbakanı olan Recep Tayyip Erdoğan’la yaptıkları görüşmede adalet sağlanacağına dair umutlandırıldıklarını kaydeden Karakoç, “Ama duygularımızla oynamışlar. Bütün dünyanın gözüne baka baka bize yalan söyledi” diye devam etti.

‘HASAN SON KAYIP OLSUN İSTEDİK’

Hasan Ocak’ın annesi Emine Ocak da, 22 senedir çocuklarını aradıklarını söyleyerek, “Gençler ölmesin istiyoruz. Biz Hasan için gittik; ama kayıpları olan herkesi çağırdık Galatasaray’da oturduk. Hepimizi alıp içeri koydular. Vurdular” dedi.

Hasan Ocak’ın kardeşi Maside Ocak ise, ilk kayıpların 80’lerde olduğunu 95’lerde ise gözaltında kaybedilmenin yaygınlaştığını söyledi. “Hasan gözaltında ilk kaybedilen insan değildi. Biz Hasan’ın son kayıp olmasını istedik” diyen Ocak, şöyle devam etti: “Hasan’ı ve diğer kayıplarımızı dillendirirsek, ne kadar ararsak, ne kadar çok insan duyarsa o kadar Hasan’a ve diğer kayıplarımıza yaklaşacağız düşüncesi ile hareket ettik. 10 kişilik sendika toplantılarından, 10 binlerin katıldığı mitinglere kadar her yerde Hasan ve tüm kayıplarımızla ilgili resimler, pankartlar açtık” dedi.

95’te toplumsal muhalefetin biraz daha geliştiğini sözlerine ekleyen Ocak, “Bu kampanyanın bu arayışın sonunda biz Hasan’ın, Rıdvan’ın ve Ayşenur’un mezarlarına ulaşabildik. Arkasından tüm kayıp yakınlarının bir araya gelmesi ile Cumartesi Anneleri’ni başlattık” diye anlattı.  Galatasaray’daki ilk oturma eylemine “Gözaltında kaybedilmeler son bulsun, kayıplarımız ailelerine teslim edilsin, sorumlular yargılansın” talepleriyle başladıklarını sözlerine ekleyen Ocak, 1994 ila 95 yıllarında gözaltında kaybedilen insan sayısının 390 ile ifade edildiğini, oturma eylemlerinin ardından, 1999 yılına geldiklerinde bu sayının 9’a düştüğünü vurguladı.

ARTIK 3. KUŞAK CUMARTESİ MEYDANINDA

15 Ağustos 1999 yılından sonraki oturma eylemlerinde polis müdahalesi ile karşılaştıklarını dile getiren Ocak, “Her göründüğümüz yerden gözaltına alındık. İstiklal’e, Taksim’e çıkışımız adeta yasaklandı. Ama ısrarla gitmeye devam ettik. 30 hafta bu böyle sürdü. Bu ülkede oturma eylemi bir eylem biçimi değildi. Galatasaray bir eylem alanı değildi. Cumartesi Anneleri ile birlikte Galatasaray bir eylem alanı haline geldi” dedi. 2011 yılında Recep Tayyip Erdoğan ile yaptıkları görüşmeyle hükümetin gözaltında kayıp gerçeğini kabul etmiş olduğunun altını çizen Ocak, görüşme sonrası Mecliste kurulan komisyonun Cemil Kırbayır’ın gözaltında işkence ile öldürüldüğünü söylediğini hatırlatarak şöyle devam etti: “Ama savcılık diyor ki işkencecileri cezalandırmam için bana mezarını verin, kemiklerini getirin, ben kemiklerinden işkence görüp görmediğini tespit edeyim. Zaten 30-35 yıldır aranan bir parça kemik. Bu mahkeme salonlarında savcılar gerçekten kayıp yakınları ile dalga geçer gibi kararların altına imza atıyorlar.” Artık 3’üncü kuşağın Galatasaray’da oturmaya başladığını kaydeden Ocak, bir yüzleşme sağlanacaksa bunun toplumun her kesiminin elini taşın altına koyması ile olacağını söyledi ve devletin de gözaltında kayıplar ayıbına karşı sessiz kalmamasını istedi. (İstanbul/DİHABER)

www.evrensel.net
ETİKETLER Cumartesi Anneleri

2 yorum yapılmış

  1. Hüseyin Özlütaş 4 ay önce Yanıtla  /  Beğendim 13  /  Beğenmedim 0

    ADALETSİZLİĞE SESİZ KALMA VE İŞKENCE NEDİR?
    Birkaç sadist adamın ele geçirdiği, bazı söz dinlemez insanlara yapılan zulüm mü? Kültürler arası farktan kaynaklanan bir gerilik mi? Göz korkutmakla sınırlı bir durum mu? Aile bireylerinin birbirlerine uyguladıkları şiddetin adı mı? İşkence hem bunların hiç biridir, hem de bunları ve benzeri davranışları bir yerde toplayan, davranış bütünün adıdır. İşkence, tıpkı faşizm gibi, insana yönelik öteki bütün saldırganlıklar gibi, kâr hırsıyla dünyayı dehşete boğan tekelci kapitalizmin, emek yanlılarına uyguladığı bir şiddet yöntemdir ve hiç sakınmadan söylemek gerekir ki, Kapitalizm var oldukça sömürü var oldukça, işkencede var olacaktır. Kimi zaman düşük yoğunlukta, kimi zamanda bütün toplumu kapsayacak, denli yoğunlukta ve çıldırmış olarak, bizi yöneten devletin de içinde olduğu 30 insan hakları sözleşmesine imza atılmıştır. Bunlara nasıl inanabiliriz? İşkencelerin TABU sayıldığı bir ülkede, ağır bedeller ödemeyi göze almadan ona karşı mücadele etmek çok zordur. 1789’ den beri yaklaşık olarak 2 . 5 asır önce) kutsal mı sayılıyor, insan hakları? Üzerinden kaç asır geçmiştir. Bunların şimdi, hiçbir önemi yok. Çünkü insan haklarını GÜVENCE altına almayı amaçlayan sözleşmelerin uygulanmadığı bir yerde, sayısız insanın ölümüne, fiziksel ve akılsal sakatlıklar devam ediyor!

  2. Hüseyin Özlütaş 5 ay önce Yanıtla  /  Beğendim 15  /  Beğenmedim 0

    MODERN PROLETARYA

    BİLİM VE TEKNOLOJİNİN ZORUNLU OLARAK GELİŞTİRDİĞİ MODERN PROLETARYA Bilimsel Ve Teknolojik gelişmelerle, daha da büyümüştür. Bu durum proletaryanın niteliğinde bir değişim yaratmamış ve devrim yapma kabiliyetini artırmıştır. NİCEL bir değişime uğradığı da bir gerçek! Bilimsel Ve Teknolojik gelişmeler İŞÇİ sınıfının toplum a karşı olan sorumluluğunu artırdığı gibi, proletarya devrimini hem hızlandırmış ve hem de kendi aydınlarını yaratarak, daha kalıcı kılmıştır. Burjuvazi iradesine bağlı olmadan proletarya’yı modern hale getirmiştir. Bundan böyle işi daha da zorlaşmıştır! Proletarya artık, kaba işleri yapan eski proletarya değildir. Bilgisayar / İnternet kullanan-elektronik aletlerle ilgilenen ve en karışık işleri çözen eğitimli durumdadır. Toplumda ki, rolü artan proletarya burjuva iktidarlarının tek alternatifi olarak bu çürümüş, bu kokuşmuş, artık YAMA dahi tutmayan, sömürücü düzeni değiştirip, yerine sosyalist düzeni kurmakla karşı, karşıyadır. PROLETARYA GÜNDELİK OLAYLARIN PEŞİNDE KOŞAN MÜZMİN BİR MUHALEFET HAREKETİ DEĞİL, TOPLUMA, SOYALİST BİLİNÇ TAŞIYAN VE SOSYALİZMİN PROPOGANDASINI YAPMAKLA KARŞI KARŞIYADIR. BURJUVA İKTİDARIN TEK ALTERNATİFİ OLARAK, SENDİKALAR YALNIZ TEMSİL ETİĞİ KİTLEYE KARŞI SORUMLU DEĞİLLER, AYNI ZAMANDA TOPLUMA KARŞI DA SORUMLU OLDUĞUNU BİLMELİLER.
    21.5.2017
    HÜSEYİN ÖZLÜTAŞ
    Maden Mühendisi

Yorum yapın

Yorum yapmak için üyelik gerekmemektedir. Yorumlar, editörlerimiz tarafından onaylandıktan sonra yayınlanır. Konuyla ilgisi olmayan, küfür içeren, tamamı büyük harfle yazılan yorumlar onaylanmamaktadır.