Büyümek mi iyi küçülmek mi?

Büyümek mi iyi küçülmek mi?

Hangisi iyi anlaşılmaz oldu. “Türkiye ekonomik büyüme rakamlarıyla Avrupa’da birinci, dünyada ikinci oldu” diye boy boy manşetler çıktığında mı cümle alem tören ve kutlamalarla fiili bir ulusal bayram ilan edelim, yoksa “Türkiye hızlı büyüyordu, büyümesi yavaşladı, son çeyrekte ancak yü

Arif Koşar

Hükümet erkanı ve ekonominin çeşitli alanlarından sorumlu bakanlar böyle diyor da, sağından soluna, yandaşından candaşına tüm basın da bu yumuşak iniş ve çıkışa hayranlıklarını saklayamıyor. 2012 birinci çeyreği için açıklanan yüzde 3.2’lik büyüme rakamlarından sonra, “Beklentinin üstünde büyüme”, “Kesintisiz büyüme”, “Yine büyüdük”, “Avrupa küçülürken biz büyüdük” gibi başlıklar memleketin tüm tersanelerine girmişti bile.   

KARMAŞIK BÜYÜME RAKAMLARI

Önce bir karışıklığı çözmek lazım. Türkiye, toplam üretimi itibarıyla büyümekte. Bu büyümenin yukarı doğru pik yaptığı dönemse 2008 krizinde yaşanan dehşetli küçülmenin sonrasıdır. Ekonomik kriz Türkiye ekonomisinin belini öyle bir büktü ki, sonrasındaki en küçük adım bile yüksek bir büyüme oranı ortaya çıkardı. TÜİK’in verilerine göre, Türkiye ekonomisi 2008’in son çeyreğinde yüzde 7, 2009’un birinci çeyreğinde yüzde 14.7, ikinci çeyreğinde yüzde 7.8, üçüncü çeyreğinde yüzde 2.8 küçülmüştü. Bu rakamların ardından 2009’un son çeyreğinde yüzde 5.9, 2010’un birinci çeyreğinde yüzde 12.6, ikinci çeyreğinde yüzde 10.4, üçüncü çeyreğinde yüzde 5.3, dördüncü çeyrekte ise yüzde 9.3 büyümüştü. Bu büyüme eğilimi 2011 yılında da devam etti.

Ekonomi 2011 yılında yüzde 8.5’lik büyüme rakamlarına ulaşmış, ancak 2011’in son çeyreğinde yavaşlayarak yüzde 5.2 oranında büyümüştü. 2012 birinci çeyreği için ifade edilen yüzde 3.2’lik büyüme rakamı 2011’in birinci çeyreğine göre. Yani Türkiye ‘2012 yılından itibaren ne kadar büyüdü?’ sorusunun yanıtı değil. Bu açıdan bakıldığında, 2011’in son çeyreğine göre ekonomik büyüme yüzde 0.2 oranında. Yani, son çeyreğe göre ekonomi büyümedi. Tersine yerinde saydı.

Neoliberal iktisat (ki hükümetin ‘amentü’südür denilebilir) için büyümemek büyük bir felakettir. Sermayenin nasıl daha fazla kâr edebileceği üzerine bitmez tükenmez vaazlar veren neoliberal ‘papaz’lara (kendi dogmalarından başkasını dinlemeyen kişi anlamında) göre büyüme her şeydir.
Ancak, ekonomi papazlığıyla rakam cambazlığı birleşince büyümeyen bir ekonomiden bile başarı öyküsü çıkarmak mümkün. İşte bu cambazlıktan bazı örnekler:

Başbakan Yardımcısı Ali Babacan, büyüme oranına ilişkin açıklamasında “Türkiye ekonomisi pozisyonunu güçlendiren ekonomilerden birisi olmaya devam etmektedir” derken, Sanayi Bakanı Nihat Ergün, “‘Bizim memlekette işler kötü’ diyenlere iyi bir cevap niteliği taşıyor” diyor. Ekonomi Bakanı Zafer Çağlayan ise iftiharla, “Büyümenin kendisi için sürpriz olmadığını” sunuyor.

BÜYÜME AMA NASIL?

Cambazlık ve papazlık bir yana; tek başına ekonomik büyüme rakamları ne kadar anlamlıdır? Asıl tartışılması gereken konu da budur. Sanki memleketteki küçük bir azınlığın semirmesi tüm halkın refahının artmasıymış gibi bir atmosfer var. Öyle ki, bazen düşük ücret aldığından yakınan ve geçim derdini anlata anlata bitiremeyen bir emekçi bile ekonominin iyiye gittiğinden övgüyle bahsedebilmektedir. 2008 krizinin ardından yaşanan ‘normalleşme’ büyüme rakamlarının kaynaklarından birisiyse, diğeri de düşük ücret, kuralsız çalışma koşulları, taşeronluğun yaygınlaştırılması, işçi sağlığı önlemlerinin alınmaması gibi ucuz işgücü maliyetlerine dayanan büyüme modelidir. Son 6 ayda iş cinayetlerinde ölen 366 işçi bu tablonun acı ama gerçek bir göstergesi niteliğindedir.

Büyümeye bir kaynak daha mı? O da paradan para kazanan uluslararası sermayenin, hiçbir yatırım riskine katlanmadan ‘voli’yi vurmak üzere Türkiye’ye girmesidir. Bunda da epeyce başarılı olduğu bilinmektedir.

Son bir not: Ekonomik büyüme, yani kâr amacıyla yapılan; akıl ve mantıkla değil daha fazla kâr güdüsüyle sürdürülen toplumsal üretimdeki artış. Misal silah üretiminin artışı. Örnekler çoğaltılabilir. İşçi sınıfı ve emekçiler yani toplumun büyük çoğunluğunun refahını gözetmeyen bir büyümenin, hem de “ne olursa olsun yeter ki kârlı olsun” mantığıyla üretimin halka ne faydası vardır? Bu da tartışmanın bir başka boyutudur. (İstanbul/EVRENSEL)


İÇ TALEBE SERT FREN

Bahçeşehir Üniversitesi Ekonomik ve Toplumsal Araştırmalar Merkezi (Betam), Prof. Dr. Seyfettin Gürsel, Dr. Zümrüt İmamoğlu ve Araştırma Görevlisi Barış Soybilgen tarafından hazırlanan ve 2012 1. Çeyrek büyümesinin değerlendirildiği “İç Talepte Sert Fren Büyümeyi Düşürdü” başlıklı araştırma notunu yayınladı. Buna göre, ekonomi son iki çeyrekte toplamda yarım puanın altında büyüme gösterdi. Yavaşlamanın ana nedenini ise iç talepteki sert fren oluşturdu. Raporda şu ifadelere yer verildi: “Büyümenin ana kaynağı olan net dış talepteki artışın katkısı ise ithalatın artmaya başlamasıyla azaldı. Önümüzdeki dönemde net dış talebin büyümeye geçen yılın son iki çeyreğinde olduğu kadar yüksek katkı yapmasını beklemiyoruz. Dolayısıyla bundan sonra çeyreklik bazda yüzde bir puanlık büyümenin dahi 2012 yılı büyümesini yüzde 3’ün üzerine çekmesinin zor olduğu kanaatindeyiz.”

www.evrensel.net