Çerkes Sürgünü’nün 153. yılı: Anadolu Sürgünleri

Çerkes Sürgünü’nün 153. yılı: Anadolu Sürgünleri

Çerkes Sürgünü’nün 153. yılında Anadolu Sürgünleri etkinliği 'Birbirlerini duymaları ve birlikte iyileşebilmeleri umuduyla' devam etti.

Çerkes Sürgünü’nün 153’üncü yılında Anadolu Sürgünleri etkinliği ikinci gününde “Birbirlerini duymaları ve birlikte iyileşebilmeleri umuduyla” devam etti. 

Hayal Etkinlik’in organizasyonu ile gerçekleşen etkinlikte Nazlı Azazi, Faysal Macit’in müzikleri eşliğinde “Bir Göç Masalı” başlığıyla dinleyicilere hikayeler anlattı. “Hafızalar Üzerine Söyleşi” adlı ikinci bölümde ise, Yazar ve Araştırmacılar Ercüment Akdeniz, Yalçın Karadaş, Zakarya Mildanoğlu ve Şeyhmus Diken sürgün olan halkların, göç hikayelerinden ve sürgünlerin zorluklardan söz etti. Çok sayıda kişinin katıldığı söyleşiden sonra yazarlar, kitaplarını imzaladı. Söyleşinin moderatörlüğünü yapan Ferhat Kentel, etkinliğin ana temasının “Anadolu’nun Kültürleri” olduğunu, konuşmacı olarak katılan herkesin de farklı hikayeleri olduğunu belirterek söyleşiyi başlattı.

‘ANLATACAK HİKAYELERİM KATLEDİLDİ’

Şeyhmus Diken, kendisinin de bir hikaye anlatma geleneğinden geldiğini, fakat anlatılacak hikayelerinin katledildiğini söyledi. “Son yüzyıl içerisinde katledilen bu hikayelerin hem tanığı hem sanığı hem de mağduru ve faili olarak aktörlerinden biri haline geldim” diyen Diken, “Ula Fılle Hoş Geldin” kitabında anlattığı Diyarbakırlı bir Ermeni olan Yervant Bostancı’nın hikayesi üzerinden göç ve sürgünlük üzerine kendi yaşadığını bir anekdotu anlattı: “2007 yılında Amerika’ya gittiğimde Adalet Sarayı olarak kabul edilen çok önemli bir mekana davet edildik. Bütün binayı dolaştıktan sonra bir merdivenin başına geldik. Girişte bir zincir vardı. “Buradan öteye geçemezsiniz buradan sadece Yüksek Adalet Divanı üyesi olan on iki yargıç geçebilir. Onun dışında ABD Başkanı bile ancak izinle merdiveni kullanabilir” dediler. Merdivenin akıbetini merak ettiğimi söyledim. Dedi ki “1930’lu yıllarda yapıldı bu merdiven. Bizim için çok kıymetli.” Dedim ki Diyarbakır’a gelirseniz Suriçi’de birçok evde 200-300 yıllık merdivenler var ve biz bunu gündelik hayatımızda kullanıyoruz. Merdivenlerin hikayesini anlattım. Bir zamanlar Diyarbakır’da çok iyi, Ermeni taş ustaları vardı. Onlar yaparlardı bu sanatı. 1915 felaketinden kurtulanlar Amerika’ya geldi ve gelirken bu sanatı beraberinde getirdi.” Daha sonra Şeyh Sait İsyanı ve Kürtlerin sürgünlerinden söz eden Diken, Kürtlerin sadece Anadolu şehirlerine değil, dünyanın değişik coğrafyalarına da dağıldığını anlattı.

‘BİRBİRİMİZİ TANIMADAN YAŞIYORUZ’

Yalçın Karadaş, Kuzey Kafkasya halklarının sürgün ve soykırımından söz etti. Karadaş, bu ülkede birbirimizi tanımadan yaşadığımızı ifade etti. Soykırım denilince Müslüman olmayan halkların akıllara geldiğini, Çerkesler gibi birçok halkın soykırıma uğradığını belirten Karadaş, “Soykırımın hiçbir zaman cezasını çekmeye niyetli olmayanlar, sorumluluğunu almaya niyetli olmayanlar, bu soykırım suçlarını bir takım ‘devletsiz halklara’ atmaya çalışıyorlar. Soykırımları devletler yapar” dedi. Karadaş, “Mesela hepimiz Çerkeslerin sürgün edildiğini biliriz ama maalesef hepimiz karşı çıktığımız Kemalist ideolojinin motifleri ile donanmışız. Birincisi yalan, ikincisi inkar, üçüncüsü ise bu yalanların ezberlenerek legalize edilmesi ve gerçeklerin ortadan kaldırılması” dedi.

‘İZMİR’DE 22 BİN ERMENİ AİLE VARDI’

Zakarya Mildanoğlu ise Ermeni Diaspora Bakanlığının 2015’deki verilerine göre dünyanın elli farklı ülkesinde Ermenilerin eğitim, dini yaşam, sivil toplum örgütleriyle ve basın yayın hayatıyla faaliyet gösterdiğini belirterek doğduğu yer olan Kayseri’deki Ekrek köyünü anlattı. “Köyde Boşnaklar, Kürtler, Romanlar ve Bulgaristan göçmenleri vardı. Böyle bir köyde doğdum ve orada bir süre okudum” diyen Mildanoğlu, babasının ise Yozgat Boğazlıyan doğumlu olduğunu, Yozgat’tan çok az sayıda ailenin sürgün edildiğini çünkü birçok Ermeni’nin orada katledildiğini, babasının ise ailesinden hayatta kalan tek kişi olduğunu anlattı. İzmir Ermenileri kitabından da söz eden Mildanoğlu, şu bilgileri paylaştı “1922 tarihinde 22 bin Ermeni aile yaşıyormuş İzmir’de. 21 adet sivil toplum örgütleri vardı farklı alanlarda. 23 adet Ermeni kilisesi varmış. 23 adet okulları vardı. Sefiller romanı İzmir’de Ermeniceye tercüme ediliyor ve sekiz baskı yapıyor. Karl Marx’ın Kapital’i çevriliyor. 14 tane de Ermeni matbaası var.”

‘GÖÇ EDEN NÜFUS 70 MİLYONU AŞTI’

Sığınamayanlar kitabıyla mülteci göçlerine değinen Ercüment Akdeniz, “1864 Değişen Dünyada Çerkesler” belgeselini yaptığında Çerkes, mülteciler ile ilgili araştırmalar yaptığı sırada ise “Arap mısın” sorularıyla karşılaştığını ifade ederek “Değinmek, temas etmek sadece oraya ait olanların yapabileceği bir şeymiş gibi bir algı var. Ne yazık ki akademide de bu var” dedi. 2. Dünya Savaşı sırasında 50 milyona yakın insanın göç ettiğini bu sayının günümüzde 70 milyonu aştığını belirten Akdeniz, bugün bir dünya savaşı olmamasına rağmen yaşanan durumun bölgesel savaşlardan kaynaklandığını “Bu savaşların tahribatı İkinci Dünya Savaşı’nın tahribatından daha büyük” sözleriyle vurguladı. Üç temel olgudan söz eden Akdeniz, “Birincisi; “Mülteciler pazarlanabilir”. Nasıl? Avrupa Birliği ve Türkiye arasında imzalanan Geri Kabul Anlaşmasıyla. Artık kapitalizm meseleye böyle bakıyor. İkincisi; “Emeğin “Pazarlanması”. Mülteciler, bütün dünya işçileri içerisinde en ucuz emeğe sahip olan kitle. Üçüncüsü ise “Demokratik Pragmatizm”. Yani göç eden nüfusu, göç ettiği bölgede bir baskı unsuru olarak kullanmak. Ya da göç eden nüfusu almak ve göç edilen bölgede söz sahibi olmak. Bu durum Suriye iç savaşında en belirgin haliyle yaşanıyor” dedi. (İstanbul/EVRENSEL)

www.evrensel.net
ETİKETLER Çerkes

0 yorum yapılmış

    Yorum yapın

    Yorum yapmak için üyelik gerekmemektedir. Yorumlar, editörlerimiz tarafından onaylandıktan sonra yayınlanır. Konuyla ilgisi olmayan, küfür içeren, tamamı büyük harfle yazılan yorumlar onaylanmamaktadır.