2019’da ne olacağını, ne belirleyecek?

2019’da ne olacağını, ne belirleyecek?

İskender Bayhan, Evrensel Pazar'a referandum çerçevesinde dönen tartışmaları ve sonucun nasıl ele alınması gerektiğini yazdı.

İskender BAYHAN

16 Nisan’da yapılan referandumun ardından siyasi gündemin öne çıkan tatışma başlıklarından birisini de “Yüzde 49’luk Hayır’ın 2019 yılının sonunda yapılacağı açıklanan seçimlere nasıl taşınacağı?” sorusunun yanıtı oluşturuyor. Özellikle CHP Eski Genel Başkanı Deniz Baykal’ın bir televizyon programındaki “Bugünden 2019’un Cumhurbaşkanı adayının kim olacağının belirlenmesi gerekir” açıklaması tartışmayı daha da alevlendirdi.

Referandum sonuçlarını bu bağlamda ele almak problemlidir. ‘Evet’ ve ‘hayır’ın nesnel temellerini yanlış yorumlamak ve önümüzdeki dönem açısından bir dizi yanlışa düşmek anlamına gelir.

SANDIKTAN ‘EVET’ ÇIKMADI, ÇIKARILDI

Bırakalım YSK’nın “Harama hile katan” kararını, referandumun ardından yaptığı açıklamalar bile sandık ve oy yolsuzluğunun açık itirafı niteliğindedir. Örneğin YSK oy sayımlarına ilişkin sandık bazında yapılan itirazlara verdiği cevaplarda “yanlış yok” demememektedir. “Seçim sonuçlarını etkileyecek bir duruma rastlanmadığını” söylemektedir. Öte yandan başta Hayır ve Ötesi olmak üzere CHP Bilgi ve İletişim Teknolojileri Merkezi’nin ve HDP Genel Merkezi’nin ıslak imzalı tutanaklar üzerinden yayınladıkları raporlarda ise sandık yolsuzlukları çarpıcı olarak sıralanmaktadır. 

Bu raporlar açık ve somut bir şekilde gösteriyor ki tartışmalı olan hayır oranı değil, evet oranıdır. Referandumdan çıktığı iddia edilen yüzde 51,4’lük evet oranı doğruyu yansıtmıyor ve meşruiyet taşımıyor. Yani sandıktan ‘evet’ çıkmamış, çıkarılmıştır.

Merak eden herkes sözünü ettiğimiz raporlara kolayca ulaşabilir ve bu gerçeği görebilir. Dolayısıyla sadece bu tablo karşısında bile hayır oranını yüzde 49 olarak kabul etmek gerçeği tersyüz etmek olur. Dahası, Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan ile onun temsilcisi olduğu tekelci burjuva kliğin “yavuz hırsız ev sahibini bastırır” tutumuna yağ sürmek ve “tek adam tek parti diktötörlüğüne” karşı mücadeleyi 2019 seçim planlarına ertelemek anlamına gelir.

SINIF ÇELİŞKİLERİNİN VE TALEPLERİN BELİRLEYİCİLİĞİ

Kadın-erkek, genç-yaşlı işçi ve emekçiler başta olmak üzere çeşitli milliyetlerden ve inançlardan sömürülen ve ezilen halk kitlelerinin referandumdaki tercihlerinin, bugüne kadarki geleneksel siyasal tercihleriyle şekillenmesinin ötesine geçtiğini gösteren bir çok veri var elimizde. 

Bu konuda da başta İPSOS olmak üzere çeşitli araştırma şirketlerinin verileri ve yukarıda belirttiğimiz raporlarda yapılan analizler önemli tespitler içeriyor. Yine bu konuda Evrensel gazetesinin referandum boyunca başta fabrika ve işyerleri olmak üzere, işçi-emekçi mahallelerinin nabzını tutumak üzere yaptığı haber ve röportajlar ile yayınlanan okur mektupları incelenebilir.

Bütün bunlar başta sanayi kentleri olmak üzere nüfusun yüzde 60’ından fazlasının yaşadığı şehirlerdeki halk kitlelerinin referandum tercihlerinde, derinleşen sınıf çelişkilerinin etkili olduğunun ifadesi. Bu keskinleşmenin yön verdiği günlük yaşam içerisinde oluşan bugüne ve geleceğe dair talep ve beklentilerin siyasal tercihlerde artan bir belirleyiciliği var. Bu hem evet hem de hayır tercihini kullananan seçmenler için geçerli. 

Yüzde 49’la sınırlanmış bir gelecek analizi ve 2019’da Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın karşısında ‘Hayır’ın adayının kim olacağına indirgenen bir siyasi tartışma, referandum tercihlerinin üzerinde yükseldiği bu nesnel zemini es geçmek anlamına gelir. 

‘TEK ADAM TEK PARTİ DİKTATÖRLÜĞÜ’ HALKA KARŞIDIR

Daha başından statükocu ve değişimi kavramaktan uzaklaşan her tür analiz, Erdoğan’ın temsilcisi olduğu tekelci kapitalist kliğin devlet gücüyle, fiilen ve zorla uygulamak istediği politik sistem değişikliğinin bütün halka karşı olduğu gerçeğini yok saymakla maluldür.

İçinden geçtiğimiz koşullarda Erdoğan, hükümeti ve arkasındaki kapitalistlerin izlediği baskı politikalarının sivri ucunun ‘Hayır’ diyen ve muhalif olan halk kitlelerine yöneldiği açıktır. Ancak bir o kadar daha açık olan gerçek şudur; “Tek adam ve tek parti diktatörlüğü” temelinde uygulanan gerici, faşist politikalar, referandumda ‘Evet’ ya da ‘Hayır’ diyen kadın-erkek, genç-yaşlı bütün halk kitlelerinin günlük yaşamını ve geleceğini etkileyecektir. Referandum sürecinde sistem içi tercihler temelinde de olsa ülkenin nasıl ve kimler tarafından yönetileceği üzerine yaşanan tartışmalar, farklı yoğunluklarla tartışılmaya devam edecektir. 

Öte yandan, politik sistem değişikliğiyle ilgili uyum yasalarının ve çeşitli düzenlemelerin yapılacağı süreçle içi içe geçerek uygulanacak olan ekonomik, sosyal, iç ve dış siyasi politikalar da bu gerçekliğin önemli bir halkası olarak ciddi sonuçlar doğuracaktır. 

POLİTİK ÖZNELERİN ROLÜ

2019’da kurulacak sandık ve aday olacak kişiye bağlanmış bir yaklaşım ilk bakışta pratik ve gerçekçi bir siyasi-taktik önerme gibi görünebilir. Ancak, dünden bugüne burjuvazi tarafından “kutsal” ilan edilen genel oy hakkına güvenin bu kadar sarsıldığı koşullarda bu önerme muktedir olana ve öyle kalmak isteyene hizmet eder.

Bugün için doğru soru ise 2019’da ne olacağını, neyin belirleyeceğidir. Yanıtı da açıktır; sınıf çelişkileri ve çatışmaları zemininde ekonomik, sosyal, iç ve dış siyaset alanında o zamana kadar uygulanacak olan politikalar ve bu politikalara karşı verilecek mücadeleler belirleyecektir. 

Safını demokratik haklar ve siyasal özgürlüklerden yana belirlediğini söylen politik öznelerin sorumluluk ve rollerini buna göre şekillendirmeleri de değişimin hızı açısından etkili olacaktır.

Son Düzenlenme Tarihi: 14 Mayıs 2017 05:47
www.evrensel.net

0 yorum yapılmış

    Yorum yapın

    Yorum yapmak için üyelik gerekmemektedir. Yorumlar, editörlerimiz tarafından onaylandıktan sonra yayınlanır. Konuyla ilgisi olmayan, küfür içeren, tamamı büyük harfle yazılan yorumlar onaylanmamaktadır.