Kopya önleme merkezi!

Kopya önleme merkezi!

Üniversite birinci basamak sınavı; gerek adaylar ve gerekse sınavda görevli öğretmenler için işkenceye dönüşerek geride kaldı. Kopya çekmeyi önleme adına pes dedirten tedbirler alınmıştı. Dünyanın başka bir yerinde böyle sınav yapılıyor mu bilmiyorum ama sınava giren yaklaşık iki milyon öğrencinin ve on binlerce g&o

Hüseyin Kaya

Üniversite birinci basamak sınavı; gerek adaylar ve gerekse sınavda görevli öğretmenler için işkenceye dönüşerek geride kaldı. Kopya çekmeyi önleme adına pes dedirten tedbirler alınmıştı. Dünyanın başka bir yerinde böyle sınav yapılıyor mu bilmiyorum ama sınava giren yaklaşık iki milyon öğrencinin ve on binlerce görevlinin potansiyel birer kopyacı olarak görüldüğü başka bir ülke yoktur herhalde. Aslında ÖSYM’nin yeni başkanı ve ekibi, bir kopya skandalıyla göreve gelmişlerdi. Bundan olsa gerek, “kopya böyle çektirilmez işte.” dedirtircesine gestapo yöntemlerini aratmayan bir uygulama gösterdiler. Bu yöntemlere değinmeden önce, ÖSYM’de geçen yıl yaşanan kopya skandalı üzerinde düşünmek gerekiyor. Yıllardır ÖSYM’nin yaptığı sınavlarda böylesine bir kopya rezaleti yaşanmamıştı. Ne var ki AKP’nin; üniversitelere giriş sınavını Milli Eğitim Bakanlığına bağlama girişimlerinin başarısız olması karşısında, kendi bürokratlarını ÖSYM’nin başına geçirmek için pusuda beklediği herkesçe biliniyordu. Geçen yıl yaşanan kopya rezaleti de AKP’ye bu olanağı vermişti. Zaten, ortaya çıkan kopya skandalı evlere şenlik bir görünümdeydi. Yüzlerce aday soruların tamamını doğru cevaplayarak sınavı kazanmıştı. Tabidir ki ister istemez kopya kuşkuları oluştu.  Sonuçta, ÖSYM Başkanı görevinden alınarak yerine AKP’ye yakınlığıyla bilinen başka bir öğretim görevlisi atandı. Yeni başkan görevini fazla ciddiye almış olmalı ki kopyayı önlemek için ilginç yöntemlere başvurdu. Adayların metal içeren ya da içermeyen eşyaları (küpe, yüzük, anahtarlık, cüzdan, kalem silgi vs.) yanlarında getirmeleri yasaktı. Sınav binasına yoğun bir aramayla alınan öğrencilerin çilesi içerde de devam etti. Görevliler gözetiminde tuvalete gitmeleri yasaktı. Öyle ya bu kadar tedbir yetmeyebilir, öğrenciler olmayan cep telefonuyla kopya çekebilir, çekilmesine olanak tanıyabilirlerdi. İnsan sormak istiyor bu kadar tedbir yetmedi de öğrencilerin tuvalet ihtiyacına engel olarak mı kopyanın önüne geçildi? Sınav kavramının zaten stres yaratan bir yönü var. Buna bir de ÖSYM’nin koyduğu yasakları eklediğimizde bu stres katmerleşerek büyümekte. Kendini potansiyel kopyacı olarak gören öğrenciler için, sınavın yarattığı baskılanmayla birlikte tuvalet ihtiyacı gibi en insani ihtiyaçlarını dahi karşılayamayacak olması stresi büyüten bir etken olmuştur. Tuvalet stresi hiçbir şeye benzemez. Stres altındaki bir öğrencinin başına ne zaman geleceği de belli olmaz. Böyle bir önlem alan ÖSYM yetkilileri galiba hiç bu stresi yaşamamışlar. Sınavın komik bir yanı da,  kız öğrencilerin küpesini kopya aracı gören ÖSYM’nin türbanlı öğrencilere göz yummasıydı. Türbanın altında bir alıcı ve başka bir elektronik araç olamaz mıydı? ÖSYM göre olamaz çünkü türbanlı öğrenciler kopya çekmez. Geçmiş yıllardan farklı olarak bu sınavda adayların adına hazırlanmış kitaplar dağıtıldı. Merkezden özel işaretlenmiş kitapların hazırlanmayacağının garantisini ÖSYM verebilecek mi?  Öğrencilere ve sınav görevlilerine güvenmeyen ÖSYM’ye öğrenciler ve görevliler nasıl güvenecek?  Sınavda alınan önlemler, yasaklar ve bu sınav yönetimi bunca yıllık emeği ziyan eden bir görüntüdeydi.

ÖĞRETMENE DE ÖĞRENCİYE DE EZİYET

Sınav görevlisi öğretmenlerin durumu da çok farklı değildi. Onlar da aynı yasaklarla karşılaştılar. Birçoğu isyan ediyordu. Öğretmene güvenmeyen bir anlayış, doğaldır ki, bu çileyi onlara layık gördü. Mesleki saygınlıkları her geçen gün azalan öğretmenler, ek gelir olur diye görev aldıkları bu sınavlarda aşağılandılar. Evinin anahtarını dahi getiremeyen öğretmenler evlerinin kapılarını çekerek gelmişlerdi sınav görevlerine. Hepsinin kafasında biz olmazsak ÖSYM bu sınavı nasıl yapacaktı sorusu vardı. Sorunun yanıtını deneyimli öğretmenler hemen verdiler: ” İthal öğretmenlerle.”  Kopyacı muamelesi görmek öğretmenlik onurlarına dokunmuştu.

ADALETSİZ  SINAV

Eğitimlerinin her aşamasında YGS için hazırlanan öğrencilerin birkaç saatte geleceklerini belirleyen sınav baştan sona eleştirilmesi gereken bir olgu. ÖSYM’nin merkezi yapısı ve iki aşamadan oluşan sınav sistemi yoksul emekçi çocukları için aşılması güç bir engel olarak durmaktadır. İlköğretimden başlayan eşitsizlik, YGS sınavında doruk noktasına çıkmaktadır. Bu sınav başlı başına adaletsizliğe neden olmaktadır. Bakanlık yetkilileri bir araştırma yapsalar üniversite sınavını kazanmanın öğrencilerin ekonomik gelirleriyle doğru orantıda olduğunu göreceklerdir. Eğitiminin her aşamasında para döken velilerin çocuklarının sınavı kazandığını görecekler. (Aslında görüyorlar) YGS sınavını kazanan her bir öğrencinin üniversiteye girene kadar toplam ne kadar para harcadığına bakmaları yeterli. Birçok eğitimci üniversite sınavını yüz metre yarışına benzetiyor. Birileri yarışın bitişine on metre kala start alırken, birileri yüz metre geriden başlıyor. Yüz metre geriden bitişe ulaşmayı başaran emekçi çocukları yine birileri tarafından  ‘’Bakın oluyormuş, başarı için eşit koşullar var, siz de çabalayın, başarın.’’ diye örnek gösteriliyorlar. Bu aldatmacalara gelmeden merkezi sınav sisteminin tamamen kaldırılmasını savunmalıyız. Bunun yerine öğrencilerin yetenek ve ilgi alanlarına göre uygun yöntemler geliştirilmelidir. Orta öğretim, yüksek öğretime ( YGS sınavına) öğrenci hazırlayan yapısından kurtarılmalıdır. Orta öğretim öğrencilerin gizil güçlerinin, ilgilerinin, yeteneklerinin ortaya çıkmasına olanak tanıyan nitelik ve özelliğe kavuşturulmalıdır. klarımız ÖSYM’nin yarattığı sınavların elinde ziyan olacaklar.

*Eğitm Sen Ankara 3 No’lu Şube Başkanı

www.evrensel.net