Mısır’ın kadın işçileri

Mısır’ın kadın işçileri

Coğrafyalarımız bu denli birbirine yakın olmasına, tarihsel bağlar da bulunmasına rağmen Ortadoğu ve Kuzey Afrika halklarının mücadeleleri hakkında sağlıklı bilgi edinmek nedense hep meşakkatli bir iş olmuştur. Hele de kadınların rollerine dair bilgilere ulaşmak daha bir zordur. İster resmi ister gayrı resmi olsun tarih yazımında kadının adı yok bir kez daha. He

Olcay Geridönmez

Coğrafyalarımız bu denli birbirine yakın olmasına, tarihsel bağlar da bulunmasına rağmen Ortadoğu ve Kuzey Afrika halklarının mücadeleleri hakkında sağlıklı bilgi edinmek nedense hep meşakkatli bir iş olmuştur. Hele de kadınların rollerine dair bilgilere ulaşmak daha bir zordur. İster resmi ister gayrı resmi olsun tarih yazımında kadının adı yok bir kez daha. Hep satır aralarında ya da tek tük cümlelerle yer alır kadınlar.
Halk ayaklanmasıyla çalkalanan Mısır’ın yakın tarihinde kadına dair izlerin peşine düştüğümüzde de öyle oldu. Ne tür bir rejim hüküm sürerse sürsün halk mücadelelerinde ve emek mücadelelerinde kadınların illa ki bir rol oynadığını biliriz yine de. Kadın kaleminden çıkan birtakım makalelerden, 1919’da Mısır’ın İngiliz işgalcilere karşı verdiği bağımsızlık mücadelesinde kadınların kahramanca bir rol üstlendiklerini öğreniyoruz mesela.
Kadınlara iş ve eğitim
1946’da da işgale, gericiliğe ve monarşiye karşı verilen ve 1952’deki devrimin yolunu açan büyük halk ayaklanmasında keza kadınların önemli bir rol üstlendikleri, altı çizilen bir cümle olarak düşülmüş. Mısırlı kadınlar, bağımsızlıkla birlikte, uzun süre mücadele ettikleri iki temel hak elde etmişler: İş ve eğitim. Ülkede başlayan sanayileşmenin kadının emek gücünü gerektirmesinin de etkisiyle gerçekleşen bu haklar, erkek egemen toplumda genel anlamda bir kabul görmüş.
Yirminci yüzyılın ikinci yarısından itibaren kadınların önemli bir bölümü artık eğitim görüyor ve çalışıyor duruma gelmiş. Yine aynı dönemde, 1956 anayasasında, kadına seçme ve seçilme hakkı tanındı. Ama medeni hukuk, bu hakkın önünde ciddi bir engel olmaya devam etti.
Kadının evlenmesi, boşanma hakkı bulunmuyor. Aileden bir erkek üyenin izni olmadan seyahat edemiyor ve pasaportunu kullanamıyor. Boşanmış kadın çocuklarının vesayetini (babalarının yaşaması halinde) alamıyor. Kadın kocasının izni olmadan çalışamadığı gibi, politik ve ekonomik hayata da katılamıyor. 2000’de medeni yasada yapılan bir takım değişikliklerle bazı iyileştirmeler sağlandı. Kadının boşanması kolaylaştırıldı. Çocukların vesayeti konusu kadın ve çocuklar lehinde düzenlemelerde bulunuldu.
Bugün Mısır’da işgücünün yüzde 20’sini kadınlar oluşturuyor. Kadın istihdamında sanayi işçilerinin oranı yalnızca yüzde 5. Ücretler korkunç derece düşük. Gıda, elektronik ve tekstil gibi sektörlerde istihdam edilen kadınlar çoğunlukla en düşük ücretli ve vasıfsız işleri yapıyor. Büyük fabrikalarda çalışan işçilerin yüzde 65’i kayıt dışı ve bunların çoğunluğu yine kadın.
Fitili ateşleyen kadın işçiler
Mısır’da bugün yaşanan büyük halk hareketinin nüvelerini birkaç yıl önce yaşanan ve ülkeyi baştan sona çalkalayan grev dalgalarında bulabilmek mümkün.
İşte, 2006’dan itibaren patlak veren ve 2008’de bir kez daha tırmanış gösteren bu emek mücadelelerinin fitilini tekstil işçisi kadınlar ateşledi.
1991’de IMF programıyla birlikte hayata geçirilen özelleştirmeler sonucunda yüzlerce kamu kuruluşu yerli ve yabancı yatırımcılara peşkeş çekildi ve özel sektör için vergi indirimleri gerçekleştirildi. Uygulamaya sokulan neoliberal politikalar, resmi verilere ekonomik büyüme olarak yansırken, halkta dizginsiz bir enflasyon olarak yaşam buldu. Milyonlarca işçi ve emekçi yıkımın eşiğine geldi, yüz binlerce insan işsiz kaldı.
Nil deltasında bulunan ve 28 bin işçisiyle Ortadoğu’nun en büyük tekstil sanayisine ev sahipliği yapan Mahalla’da tekstil işçilerinin grevleriyle başladı hareket. Yüzbinlerce işçi, Mısır’ın sanayi merkezlerinde greve çıktı.
Protestolar, vahşi neoliberal politikalarına karşı yöneliyordu. Kadın ve erkek işçiler fabrikaları işgal ettiler ve ödenmeyen ücretlerini ve zam talep ettiler. İşverenlere, yolsuzluk içindeki devlet sendikalarının yöneticilerine karşı sokağa çıktılar. Tekstil işçileri, demiryolu işçileri, tütün işçileri, postane çalışanları, öğretmenler hatta vergi memurları bu grevlere katıldı. Bu grev hareketlerinden iki bağımsız sendika doğdu; 1957’den beri kendi türlerinin ilk örnekleri.
Kadınlar burada erkekler nerede?
Aralık 2006’da özelleştirme hayranı bir neoliberal olan Başbakan Ahmad Nazif, kamu sektöründe tüm çalışan personele iki aylık ücret tutarında bir ek ödemeyle birlikte zam yapılacağını vaat etmişti. Mahalla’da bulunan devlete ait tekstil fabrikasında işçiler yalnızca sıradan yıllık zammın yapıldığını fark ettiklerinde, hayal kırıklıkları büyük bir öfkeye dönüştü. Yaklaşık 3000 tekstil işçisi kadın, fabrikanın ana üretim birimini basarak erkek işçileri iş bırakmaya çağırdılar. “Kadınlar burada, erkekler nerede?” diye slogan attılar. Bunun üzerine 10 bin işçi fabrika bahçesinde toplandı. Grevci kadın işçiler diğer fabrikaları da dolaşarak erkekleri mücadeleye çağırdılar. Erkek işçiler daha sonraları grevci kadınların tutumunu şöyle anlatıyorlardı: “Kadınlar pazarlığa gelen her işveren temsilcisini neredeyse havada parçaladılar.”
Bu grev başka fabrikalardaki grevleri tetikledi. Aylar süren ve ülkeye yayılan bir hareketlilik yaşandı. Kadın işçiler sendikal tabanın örgütleyicileri olarak ortaya çıktılar ve hükümet tarafından kontrol edilen sendikalar birliğini harekete geçmeye zorladılar. Telaşlanan kamu işverenleri ücret artışlarını ve ödenmeyen ücretleri ödemeyi taahhüt etti.
2008’de ise tekstil sektöründe başlayan iki büyük grev yeniden büyük bir dalga yarattı. Ülkenin dört bir yanına yayılan ve aylar süren harekette yüzbinlerce işçi greve çıktı. Bu grev dalgaları işverenlere, polise karşı duyulan korku ve çekinceleri, hükümetin kontrolündeki sendikacılar karşısındaki çaresizlik duygusunu ciddi bir biçimde sarstı.
Grevler sırasında kadın işçiler yalnızca direniş örgütlemek konusunda kendilerine güven kazanmakla kalmadılar, aynı zamanda erkek işçi arkadaşlarının kadın işçiler konusundaki görüşlerini de kökünden değiştirdiler. Erkek işçiler grev sırasında kendileriyle görüşen gazetecilere şu açıklamalarda bulunmuşlardı: “Burada ‘kadınlar’ ve ‘erkekler’den söz etmiyoruz. Misr Dokuma ve Eğirme Fabrikası’nın kadın işçisi yüz erkeğin toplamından daha cesurdur.”

www.evrensel.net