Gürkan: Referandumdan çıkan görev birleşik mücadeledir

EMEP Genel Başkanı Selma Gürkan: Referandumun bize bıraktığı görev bir demokrasi programı etrafında birleşmektir. İlk adım 1 Mayıs olmalı.

Referandum sonrası gelişmeleri değerlendiren Emek Partisi Genel Başkanı Selma Gürkan, “Çalınan oylarımız peşindeyiz” diyerek gayrimeşru ve şaibeli olarak nitelendirdiği referandum sonrası demokratik teammüller gereği haklarını arayanların eylemlerinin meşru ve haklı olduğunu belirtti, “Bu gayrimeşru durum karşısında verilecek her mücadele haklıdır, meşrudur” dedi.  

Siyasi partiler olarak “Yüzde 49’a karşı sorumluluğumuz var” diyen Selma Gürkan, bunun gereğinin de birleşik, ortak bir mücadele olduğunun altını çizdi. Gürkan, “12 Eylül anayasası ve onun yarattığı bir siyasal sistem nereye kadar devam edecekti? Gelip sınıra dayandı işte. Dolayısıyla bizim şimdi demokratik bir ülkede, haklarımızla, bir arada yaşamayı becerek bir demokrasi programı etrafında birleşmemiz gerekiyor. Bize de bu referandumun bıraktığı görev budur” dedi.  

“1 Mayıs’a yüzde 49’la değil, yüzde 99’la gitmemiz gerekiyor” diye de ekleyen Emek Partisi Genel Başkanı, 1 Mayıs alanlarının, “aynı zamanda referandumda gasbedilen oylara sahip çıkılan meydanlar” olarak değerlendirilmesi çağrısı yaparak, “Ben Türkiye işçi sınıfının, Türkiye demokrasinin kazanılması yolunda lokomotif görevi üstleneceğini düşünüyorum. 12 Eylül karanlığını dağıtan madencilerin ayak sesleri bugün hala kulaklarımızdadır. İktidar hala işçi sınıfının mücadelesinden korkuyorsa bunun önemli bir payı vardır. Ben bu 1 Mayıs’ı bir olanak olarak değerlendirelim, taleplerimizle her yerde 1 Mayıs’a diyorum” diye konuştu. 

‘YÜZDE 51 İKTİDARIN BAŞARISI DEĞİL, HEZİMETİDİR’

Emek Partisi Genel Başkanı Selma Gürkan, Evrensel Web Tv canlı yayınında Gözde Tüzer'in sorularını yanıtladı. Gürkan’ın konuşmasında öne çıkan kesimler şöyle:

“Burada çıkan yüzde 51 sonuç iktidarı başarısı değil bir hezimetidir. Bu sonuç bizim kabul edebileceğimiz bir sonuç değildir. Ülkenin nasıl yönetileceğine karar vereceğimiz, kapsamlı bir politik değişikliktir, bu oranla siz bu kadar köklü bir değişikliği yapamazsınız, yaparsanız da hukuki ya da yasal olabilir ama meşru olmaz. Tabii bütün demokratik teammüllerin, demokrasi süreçlerinin uygulandığı bir yüzde 51 olsaydı, bunu başka türlü tartışıyor olurduk. Ama bugün karşımızda her yönüyle şaibeli bir seçim var. Biz başından beri bu şaibeli sonucun kabul edilmesini doğru bulmuyoruz, sonuçlarıyla birlikte iptal edilmesi talebimiz vardır ve bu sonuçların iptal edilmesi için demokratik hakkımız neyse bu hakkımızı kullanabilmek için mücadeleye devam edeceğiz dedik."

‘YSK’NİN BÜTÜN BUNLARI İZAH ETMESİ GEREKİYOR’

"Diğer taraftan tüm bu eşitsizliğin ve şaibenin üstüne siz yüzde 51 gibi bir rakamla sistemi değiştiremezsiniz. Öyle seçim akşam Başbakan’ın milet noktayı koydu demesiyle, sonrasında Cumhurbaşkanı’nın “Atı alan Üsküdar’ı geçti” demesiyle ne nokta konmuştur ne de atı alan Üsküdar’ı geçmiştir. YSK’nin şu sorulara cevap vermesi gerekiyor: Hayır ve Ötesi’nin raporu yayınlandı; 961 sandıktan yüzde 100 katılımla yüzde 100 evet nasıl çıkıyor? Hatta bir kısmında yüzde 100’ün üzerinde bir katılım nasıl çıkıyor? Bütün bunların izah edilmesi gerekiyor.  YSK bunların bilgisini vermesi lazım. Bu kadar şaibenin üzerinden (iktidar) kolay yönetebilecek midir? Bu ülkenin yarısı bu anayasal düzenlemeye 'Hayır' demiştir. "

‘BU GAYRİMEŞRU DURUM KARŞISINDAKİ HER MÜCADELE MEŞRUDUR’

"30 büyük kentin 17’si hayır demiştir. Bu 30 kentten 17’sine bakıyoruz, sanayinin gelişkin olduğu yerler, işçi sınıfının mücadele deneyiminin olduğu ve eğitimli işçi sınıfının olduğu yerlerdir.

Kadınların istihdama katılımının geniş olduğu sosyal hayata katılımının daha fazla olduğu yerler. Referandum sonrası açıklandı; ilk defa oy kullanan gençlerin yüzde 58’si ‘hayır’ demiştir. Diğer gençlerin de büyük çoğunluğu ‘hayır’ demiştir. Yine yıkıma uğrayan kentler, Kürt halkı, iktidarın bütün yıkım politikalarına da, tek adam diktatörlüğüne geçit verecek bu anayasal düzenlemeye ‘hayır’ demiştir. 

İşçisi ‘hayır’ diyor, kadını ‘hayır’diyor, Kürt ‘hayır’diyor, genci ‘hayır’ diyor.. Buna rağmen ve bir meşruluk tartışması ortadayken, bu kadar şaibe ortadayken, üstelik nüve bir farkla, matematiksel bir sonuç üzerinden bu iktidar bu değişikliği yapamaz; bu değişikliğe yaslanarak politikalarını uygulayamaz, o zaman bunu uygulamaya kalkarsa da halk buna karşı durur, bu gayrimeşru durum karşısında verilecek her mücadele haklıdır, meşrudur” 

‘SONUÇLARDAKİ ŞAİBE EVET VERENLERE DE HAKSIZLIKTIR’

“Çalınan oylarımızın peşindeyiz, çalınan oylarımızı geri istiyoruz. Bu demokratik teammüldür. İnsanlar her türlü zorluğa karşı, her türlü baskıya karşı, her türlü tehdide karşı sandığa gitmiştir, oyunu kullanmıştır. Bu sadece hayır verenlerin talebi değildir. 

Bakın biz işyerlerinden, mahallelerden referandum sonuçlarını alıyoruz. Evet veren yurttaşlar da gönül rahatlığıyla şu duyguyu yaşayamıyor, onlara da haksızlık değil mi?”

"‘Atı alan Üsküdar’ı geçtiyle açıklanabilecek bir durum değildir, artı, o söz öyle de değildir; ‘Atı çalan Üsküdar’ı geçti’dir, çalan hızlıca kaçmak ve çaldığı malzemeyi hızlıca kaçırmak durumundadır. O zaman halk da çalınan atını aramak zorundadır, çalınan oylarının peşine düşmüştür halk, bu çok normal değil mi? Çok meşru değil mi?"

‘DEMOKRASİ SADECE İKİ LİDERİN KONUŞMASI DEĞİLDİR’

“İktidar ve medya tarafından şöyle bir yanlış algı örgütlenmeye çalışılıyor; sokakta dillendirdiğin her talep gayrimeşru, sokakta çıktığın her eylem, etkinlik gayrimeşru.. Hayır! İktidarlar politikalarını uygularlar, halk, beğenmediği politikaların karşısında mücadele eder. Grev yapar, direniş yapar, miting yapar, basın açıklaması yapar, bunlar demokratik haklardır. 
Demokratik haklar ve siyasal özgürlükler birbirlerini tamamlayan unsurlardır, bunları kullanamadığınız yer demokrasiden bahsedemezsiniz.Demokrasi, iktidar ve ana muhalefetteki iki liderin ağzına bırakılamaz, sadece onların iradesine bırakılamaz. Önceden parlamentonun sınırlarına hapsedilemez diyorduk, şimdi parlamento da diye bir şey kalmadı; siyaset yapma ve demokrasi, Saray’ın sınırlarına hapsedilemez. Bu nedenle hayatın yürüdüğü, üretimin olduğu, halkın yaşadığı her yerde mücadele haktır, meşrudur ve halk bu hakkını kullanacaktır.” 

‘YÜZDE 49’A KARŞI SORUMLULUĞUMUZ BİRLEŞİK MÜCADELEDİR’

“Ortaya çıkan şöyle bir durum var. Her türlü baskıya, hileye hurdaya rağmen yüzde 49 gibi önemli bir oran ‘hayır’ demiştir ve bizim hep birlikte bu yüzde 49’a karşı bir sorumluluğumuz vardır, halka karşı sorumluluğumuz vardır, bu bütün siyasi partiler için geçerlidir. 

Şimdi halkın bir beklentisi var, biz bu beklentiye nasıl cevap vereceğiz? 

İş şurada düğümleniyor; bu yüzde 49 ne olacak ve bu yüzde 49 yarın, derinleşen ekonomik sorunlarla, hükümetin baskı politikalarıyla karşı karşı kaldığında ne olacak? İşçiler toplu sözleşme görüşmelerine başlayacaklar, hükümet diyecek ki ekonomi şu durumda, biz size şunu veremeyiz. OHAL koşulları var, kamu güvenliğini tehdit edecek biz sizin grevinize izin veremeyeceğiz diyecek ve halkın ekonomik sosyal talepleri karşısında iktidar direnç gösterecek ve bunların karşısında biz ne yapacağız?

Bir defa bizim buradan bir görev çıkarmamız gerekiyor. Yalnız iktidar kendisine bir görev çıkarmayacak, biz de çıkaracağız. Dolayısıyla çıkaracağımız görev şudur: Bir defa çalınan oylarımızın peşine düşmek, bu gayrimeşru ve şaibeli referandumu kabul etmemek ve bu referandumun iptali için mücadele etmek, ama aynı zamanda hükümetin, bu şaibeli ve meşru olmayan referandumun sonuçlarına yaslanarak uygulamaya çalıştığı her türlü politikanın karşısında mlücadeleyi örgütlemek ama birleşik mücadeleyi örgütlemek, ortak mücadeleyi örgütlemek. "

‘12 EYLÜL’ÜN YARATTIĞI SİSTEM SINIRA DAYANDI’

“Hayır cephesinde geniş bir siyasal yelpaze ve geniş bir toplumsal kesim var; onları ortaklaştıran nedir? Bir; tek adam yönetimine karşı endişe ile yaklaşmıştır ve buna ‘hayır’ demiştir, bunun karşısında demokrasi beklentisi vardır. Aynı zamanda bugüne kadar bu hükümetin uyguladığı baskı politikalarına da ‘hayır’ demiştir.

Peki mevcut haliyle devam mı demiştir, hayır böyle bir şey de değil. 12 Eylül bir anayasa ve onun yarattığı bir siyasal sistem nereye kadar devam edecekti? Gelip sınıra dayandı işte. Dolayısıyla bizim şimdi demokratik bir ülkede, haklarımızla, birarada yaşamayı becerecek bir demokrasi programı etrafında birleşmemiz gerekiyor. Bize de bu referandumun bıraktığı görev budur.” 

‘1 MAYIS’A YÜZDE 49’LA DEĞİL YÜZDE 99’LA GİTMEMİZ GEREKİYOR’

“Önümüzdeki dönem bu birlikteliği ve mücadele iradesini gösterebileceğimiz en önemli tarih de 1 Mayıs’tır. Bir defa şunu söyleyeyim 1 Mayıs’a giderken yüzde 49’la gitmeyeceğiz yüzde 99’la gitmemiz gerekiyor. 

Referandum sürecinde Evrensel gazetesindeki bir söyleşide bir işçi, ‘günlük yaşamın birleştirdiği işçileri evet ile hayır ayırdı’ demişti. Şimdi evet-hayır bitti, sorunların birleştirdiği işçilerle bizim devam etmemiz gerekiyor. Bir defa enflasyonun beklenenden çok fazla olduğu bir gerçek, işsizlik bir gerçek, hükümet referandumda da taşerona kadro vereceğim dedi, kadro vermeyeceği bir gerçek. Kıdem tazminatlarını fona devrediyoruz diyerek işçilerin en önemli hakkını tasfiyeye hazırlandığı bir gerçek, kamu emekçilerinin iş güvencesini kaldırmaya hazırlandığı bir gerçek. Bunlar bir bütünün parçaları."

‘SINIFIN DAYANIŞMA KURUMLARI DAĞITILIYOR’

"İşçi sınıfının ve emekçilerin ne kadar dayanışma kurumu, organı varsa dağıtıyorlar. Sosyal güvenlik, emeklilik hakkı en önemli dayanışma kurumlarındandır bireysel emeklilikle bunu dağıtmaya çalışıyorlar. Kurallı, bir arada çalışma sınıfın en önemli haklarından biridir, şimdi kiralık işçilikle, taşeronlukla bunu dağıtmaya çalışıyorlar. Kıdem tazminatı en önemli haklarından biridir şimdi bunu tasfiye etmeye çalışıyorlar. 

O zaman önümüzdeki dönemin toplu sözleşme dönemi olduğunu da düşünürsek bu kadar hak ihlali karşısında, hükümet daha da hak gasplarına hazırlanırken işçi sınıfının ve emekçilerin; sınıfın etrafında birleştirebileceği ve taleplerini ortaklaştırabileceği geniş bir toplumsal kesim var, burayla birleşerek bu taleplerini ortaya koyması gerekir."

‘1 MAYIS HER YERDE KUTLANMALIDIR’

"1 Mayıs referandum sürecinin ayırdığı işçi sınıfını, emekçileri ve halkı yaşadığı sorunların oluşturduğu talepler etrafında birleştirmesi gerekir ve bizim için, Emek Partisi olarak çağrımız bütün alanlarda; fabrikalarda, atölyelerde, sanayi havzalarında, mahallelerde kutlayarak 1 Mayıs’ı merkezi yerlere taşımadır. Tek merkezli de değil; İstanbul devasa bir kent, tek merkezli 1 Mayıs da kutlanmak zorunda değil. İşin felsefesi şudur: işçinin, emekçinin, halkın olduğu her yeri, taleplerimizin ifade edildiği, sokağa çıktığımız, meşru hakkımızı kullandığımız; aynı zamanda referandumda gasbedilen oylarımıza da sahip çıktığımız birer meydan olarak değerlendirmemiz gerekiyor.

Ben Türkiye işçi sınıfının, Türkiye demokrasinin kazanılması yolunda lokomotif görevi üstleneceğini düşünüyorum. Çünkü 12 Eylül karanlığını dağıtan madencilerin ayak sesleri bugün hala kulaklarımızdadır. İktidar bugün hala işçi sınıfının mücadelesinden korkuyorsa bunun önemli bir payı vardır. Ben bu 1 Mayıs’ı bir olanak olarak değerlendirelim, taleplerimizle her yerde 1 Mayıs’a diyorum." (HABER MERKEZİ)

Son Düzenlenme Tarihi: 20 Nisan 2017 23:13
www.evrensel.net