Sanat Maratonu’nda bir mucize yaşadık

Sanat Maratonu’nda bir mucize yaşadık

Biz neden Özgürlük Parkı’ndaydık? Ben kendi adıma bunun cevabını vermekistediğim zaman, şu yanıtları buluyorum: Sanatçının hayatta bir duruşu ve sorumlulukları olmak zorundadır. Yüzyıllardır bu böyle olmuştur. Sanatçı, her şeyi hep ilk hisseden olmak zorundadır. Ben Türkiye’nin güzel bir ülke olması i&cced

Mahperi Mertoğlu

Biz neden Özgürlük Parkı’ndaydık? Ben kendi adıma bunun cevabını vermek
istediğim zaman, şu yanıtları buluyorum: Sanatçının hayatta bir duruşu ve sorumlulukları olmak zorundadır. Yüzyıllardır bu böyle olmuştur. Sanatçı, her şeyi hep ilk hisseden olmak zorundadır. Ben Türkiye’nin güzel bir ülke olması için, sanatın zaten olmazsa olmaz olduğuna inanan bir insanım. Ve bu bakışın üzerine bir takım bariyerlerle gelinmesine karşı, bir söz söyleyebilmek için yaptık bu Maraton’u. Türkiye eğer iyi bir ülke olmak istiyorsa, doğru bir ülke olmak istiyorsa, dünyadaki yerini almak istiyorsa, bunun olmazsa olmazlarından birinin sanat ve sanatçı olduğu bilinmeli.
Maraton boyunca hissettiklerime gelirsek: Nisandan beri çok ilginç bir süreç yaşadık. Daha doğrusu, Türkiye’de yaşayan her vatandaş gibi bizler de uzun zamandır sancılı süreçler yaşadık. Bir sürü şey oldu. Hatta şöyle söyleyeyim bir ara ben kendimi çok kötü hissettim. Doktora gittim, bana “Televizyon falan seyretme” dedi. Tabi bunu bir sanatçının yapması mümkün değil. Bir şeyler yaşandığı zaman bunları kendiyle eşleştiren ilkin sanatçıdır. Sanatçılar empati kuran insanlardır. Onun için böyle bir şey mümkün değil. Bu sürece de sancılı bir şekilde girdik. Birden bire Şehir Tiyatrolarında, bizim de “hayır” dediğimiz, şu anda da karşısında direttiğimiz bir yönetmelikle karşılaştık. Bu yönetmelik, birden bire yapılan ve hakikaten de bir sanat kurumunun yönetilemeyeceği bir içeriğe sahip. Bunun için biz bir konsensüs istiyoruz. Masaya beraber oturulmasını ve akıl sahibi insanların, akıl birliğiyle en doğrusunu bulmasını istiyoruz. Talebimiz budur. Yani bu taleplerimizi söyleyebilmek için bir takım eylemler gerçekleştiriyoruz. Bu eylemlerden biri de “Sanat Maratonu”. Ama çok güzel bir şey oldu. Her kötülükte bir iyilik vardır derler ya; “Sanat Maratonu”na çok sancılı başladık, belki de üzgün, umutsuz hislerle başladık ama birden bire bir mucize oldu. Şöyle ki; Maraton’un başladığı gece de ben buradaydım. Daha o gün hızla farkına vardık ki; müthiş heyecanlı ve şevkli bir sürece girmişiz. Burada bulunan tüm arkadaşlar, biri sahneye koşuyor, biri depoya koşuyor... Ki bu arkadaşların çoğu faal olan Şehir Tiyatroları oyuncularıdır. Ayrıca gönüllülerimiz vardı; bizlerle birlikte koşturan, hatta daha fazla koşturan. Fakat her akşam veya sabah, dedim ki; “yatıp uyuyayım”. Ama heyecandan uyuyamadım. İşte böyle bir birine eklenen günler yaşadık. Ben hissediyorum ki; ülkem için, sanat için, özgür sanat, özgür tiyatro için yapmam gereken şeylerden birini yaptım. Bu da bana müthiş bir heyecan ve kıvanç veriyor. Sanat Maratonu’nu gerçekleştirdiğimiz için çok mutluyum, kıvançlıyım. Basının ilgisizliğine rağmen özellikle de akşamları çok dolu ve coşkulu geçti. Biz, özellikle de Şehir Tiyatrolarında yıllardır beraber çalışanlar, birbirimizi yıllarca görememiş olduğumuz arkadaşlarımız omuz omuza beraber bir şeyler yapmanın onurunu, kıvancını yaşıyoruz. Kimi zaman, göbek attık, kimi zaman hip-hop yaptık, şarkı söyledik, şiir okuduk. Elbette seyircilerimizle birlikte. Seyirci, bizi hiç yalnız bırakmadı. Dolayısıyla da bunların hepsi bize çok ilginç deneyimler yaşatıyor. Sanat Maratonu bitmeden benim istediğim tek bir şey var, muhatap olduğumuz kurumlar ki şu anda İstanbul Belediyesi; akıl sağlığına sahip olup, bizi dinleyip, duyarlılığımıza katılır, yönetmeliği tekrar konuşmak üzere, masaya oturur ve 98 yıllık sanat kurumunun daha iyi, daha olumlu yönetilmesi için birlikte baş koyarız. Çok heyecanlı ve özel bu sürecin olumlu sonuçlanacağına tüm kalbimizle inanıyoruz.

* İstanbul Şehir Tiyatrosu Oyuncusu

www.evrensel.net