Fazıl Say’dan bir ‘Mezopotamya’ öyküsü

Fazıl Say’dan bir ‘Mezopotamya’ öyküsü

Fazıl Say ikinci senfonisi olan ‘Mezopotamya’nın dünya prömiyerini ilk kez  İstanbul Müzik Festivali’nde gerçekleştirecek. İlk senfonisi ‘İstanbul’un ardından yaklaşık sekiz yıl geçtikten sonra Say’ın ikinci senfonisi Mezopotamya’yı anlatıyor. 10 bölümden oluşan ve 130 kişilik büyük or

Sevda Aydın

Bu akşam gerçekleşecek olan dünya prömiyerinde Say’a Şef Gürer Aykal yönetimindeki Borusan İstanbul Filarmoni Orkestrası eşlik edecek. Saat 20.00’de başlayacak konserin ilk yarısında Fazıl Say, Beethoven’ın Piyano Konçertosu, No. 3, Do minör, Op. 37 seslendirerek, Konserin ikinci yarısında ise Fazıl Say’ın “başyapıtım” olarak nitelendirdiği “Mezopotamya” başlıklı 2. Senfoni’sinin dünya prömiyeri gerçekleştirilecek. Senfoni’de Gürer Aykal yönetimindeki Borusan İstanbul Filarmoni Orkestrası, Fazıl Say’ın (piyano) yanı sıra Carolina Eyck (theremin), Bülent Evcil (bas flüt) ve Çağatay Akyol’a (bas blokflüt) eşlik edecek.

MELEK MEZOPOTAMYA’YI KORUSUN

Fazıl Say Mezopotamya’da , bas flüt, bas blokflüt, theremin gibi ender kullanılan enstrümanları birer sembol olarak kullanmayı tercih ediyor. Sanki bin yıllar öncesinin enstrümanları gibi dediği  bas flüt ve bas blokflüt’ün bir nevi etnik ses vermekte olduğunu söyleyen Say “Ortadoğu’ya özgü, onlar başroldeler. Senfoninin anlatıcısı bu iki enstrüman. Bunları iki kardeş olarak görmekteyim. Ama 7. Bölümde (“Kurşun”) çocuklardan biri (bas flüt) vurularak öldürülüyor. Bas blokflüt yalnız kalıyor. Bir de theremin var. Elektromanyetik dalgalar ile kullanılan çok nadir bulunan ve icra edilen bir çalgı. Onun sesi de benim için “melek” rolünde. “Melek; Mezopotamya’yı korusun” diyorum theremin ile…” diyor.

Fazıl Say’ın ikinci senfonide Mezopotamya’yı anlatırken Sümer, Asur, Babil tarihinin yanı sıra günümüz Mezopotamya’sını da içeren tarihi ve kültürüyle, müziğiyle ele alan bir yaklaşımı var. Say, ‘Mezopotamya’da yer alan Ay ve Güneş adlı bölümler için ‘Güneş tapınılan bir şeydir, Ay ise romantiktir ama aynı zamanda da ürkütücüdür’ diyerek hayatımıza bu ikisinin etkisinden bahsediyor. Senfonide yer alan bir başka bölüm de ‘Fırat’ ve ‘Dicle’. Say, Dicle’nin sakin akan suyunun etrafındaki dağlarda yarattığı yankıyı senfoniye katıyor. ‘Fırat’da ise nehrin gücünün, coşkusunun izleri, müziğin yükselen ritminde hissediliyor.

MEZOPOTAMYA’YI BESTELERKEN ÖZGÜRDÜM

Mezopotamya senfonisinde yer alan savaş bölümleri, günümüzdeki büyük filozofların Ortadoğu’yla ilgili bir deyimlerinden yola çıkıyor. ‘Culture of death’ yani ölüm kültürü. Say ‘Ölüm kültürünü koyu ve karanlık tarafıyla anlatmak istedim’ diyor. Senfonide pek çok kavramı temsil eden enstrümanların arasında savaşı da trombonlar temsil ediyor. Savaşı müzikle anlatan Say, savaşın; sert ve evrenin en anlaşılmaz şeyi olduğunu anlatıyor. Fazıl Say, ‘Mezopotamya’ senfonisi için müzikal anlamda kendisini yenileyen, daha ileriye taşıyan bir eser olduğunu belirtiyor. ‘Bu senfoniyle beraber kendimdeki birçok şeyi aştım. Bazı alışkanlıklarımı ters yöne giderek yok ettim. Hiçbir şeye tutsak olmadım, bu senfoniyi bestelerken özgürdüm.’

Senfoninin son bölümünün adı ‘Mezopotamya türküsü’ bu bölümde hüzünlü bir türkünün üzerine Fırat, Dicle ve sonrasında Güneş ve Ay bölümleri geliyor. Ölüm kültürü ve yaşam gibi bütün motifler birleşiyor. Benzer tekniği ilk senfonisinde de deneyen Fazıl Say, ikinci senfonisindeki bu geçişlerin daha geniş bir tecrübeyle yapıldığını söylüyor. (İstanbul/EVRENSEL)

www.evrensel.net