‘Ağırlaştırılmış mahpus rejimini durdurun’

‘Ağırlaştırılmış mahpus rejimini durdurun’

İnsan hakları örgütleri, sendikalar, odalar, dernekler ve siyasi partilerden oluşan birçok örgüt Şanlıurfa Cezaevinde yaşanan yangın sonrası yaptıkları incelemeleri ön rapor halinde sundular. Rapor, Adalet Bakanlığında yapılan bir eylem ile kamuoyuna sunuldu. İHD Genel Başkanı Öztürk Türkdoğan, Türkiye’de “ağırl

Hilal Yağız

Çağdaş Hukukçular Derneği (ÇHD), DİSK, Diyarbakır Barosu, İnsan Hakları Derneği (İHD), KESK, MAZLUMDER, Türkiye İnsan Hakları Vakfı (TİHV), Türk Tabipleri Birliği (TTB) bugün “Şanlıurfa E Tipi Cezaevinde 16- 18 Haziran 2012 günlerinde meydana gelen yangınlarla ilgili Ön İnceleme Raporu”nu bir eylem ile kamuoyuna duyurdular.

‘KOĞUŞTAN ALINMAK İÇİN KENDİMİ BIÇAKLAMIŞTIM’

Rapor, cezaevlerine girilmesine hâlâ izin verilmediği için yangınla ilgili, tutuklu ve hükümlü yakınları ve görgü tanıklarının ifadesine dayanılarak oluşturuldu. Raporda ilk olarak 50 yıllık cezaevinin köhnemiş binasından bahsediliyor. Ölenlerin ve yaralıların yakınları ile yapılan görüşmelerde, kişiler yakınlarının kalabalık ve sıcak koşullardan şikayetçi olduklarını belirtiyorlar. Tahliye olmuş eski bir tutuklu olan Bekir Taklan, bulunduğu koğuştan alınması için kendini bıçakladığını anlatıyor. Taklan, yangına rağmen kapıların açılmadığı düşüncesini paylaşıyor ve “Kapılar açılmayınca ölüme terk edildiklerini” söylüyor.

ÖLEN TUTUKLU YAKINI: ‘NİYE KAPILARI AÇMADILAR?’

Ölen Halil Kaya’nın teyze oğlu da, kapıların açılmamasına dikkat çekiyor: “Hadi onlar yangın çıkardı, niye kapıları açmadılar? Bunu sonuna kadar araştıracağız”. Ölen tutuklulardan Şükrü Güldes’in babası ve amcası duruma isyan ediyorlar. Amcası, “Biz davacıyız. Yeğenim yeni cezaevine girmiş, ceza falan da almamış, kendini niye yaksın? O kapıyı nasıl açmadılar hâlâ anlamış değilim. Kapı dışarıya doğru açılıyor. Nasıl barikat kurulur?” diyor.

GARDİYANLAR: ÖLÜRSENİZ ÖLÜN

Yakınlar ile yapılan görüşmelerde, gardiyanların bir koğuştaki son vantilatörü almak istediği anlatılıyor. Tutukluların “Bunu da alırsanız biz ölürüz” sözlerine karşın; “Ölürseniz ölün” dedikleri paylaşılıyor. “Ranzalar ile barikat kurmuşlardı” söylemi de rapordaki görüşmelerle yalanlanıyor. Çünkü ranzalar yere sabit.

‘EN BÜYÜK ZULÜM ŞİMDİ BAŞLADI’

Raporda Gazeteci Mustafa Arısüt, yaşanan sürgünler nedeniyle artık ailelerle görüşmelerinin de mümkün olmayacağını belirtiyor. Arısüt, artık isyan yaşanmasın diye cezaevinde alınan önlemlere dikkat çekerek, “En büyük zulüm asıl şimdi başladı” yorumunu yapıyor.

Raporda, BDP Urfa Milletvekili İbrahim Ayhan ile yapılan görüşmeye de yer veriliyor. Ayhan, gardiyanlar duruma zamanında müdahale etselerdi can kaybı yaşanmayacağına dikkat çekiyor. “Yangın alarmı veya benzeri bir sistem olsaydı erken müdahale ile gardiyanlar kapıyı dışarıdan açabilirler ve can kaybı olmazdı” diyen Ayhan, ikinci isyan ve yangının ise şans eseri can kaybı ile sonuçlanmadığını söylüyor.
(Ankara/EVRENSEL)


‘DİYARBAKIR ZİNDANLARINI HATIRLADIM’

Kızılay YKM önünden Adalet Bakanlığı önüne yapılan yürüyüşle başlayan eyleme, Emek Partisi (EMEP) ile birçok siyasi parti de destek verdi.  Yürüyüşte “Hapishaneler ölüm evi olmasın” pankartı taşındı.

Adalet Bakanlığı önünde yapılan konuşmalarda da cezaevlerindeki ağır koşullara dikkat çekildi:
İHD  Başkanı Öztürk Türkdoğan: Yaşananlar, ‘ağırlaştırılmış mahpus rejimi’nin bir sonucudur. İnsan onuruna yaraşır bir infaz rejimine geçilmesinin şart olduğunu bir kez daha gördük. Hapishaneler hâlâ denetime kapalı ve katliamlar ise bu sebepten yaşanıyor. Acilen insan onuruna yaraşır bir infaz rejimine geçilmeli. Başbakanlığa doğrudan bağlı ve yeni kurulacak olan Türkiye İnsan Hakları Kurumu ile yeterince denetim yapılmayacağını düşünüyoruz. Etkili soruşturma ve kovuşturma istiyoruz.
KESK Genel Başkanı Lami Özgen: Cezaevindeki her mahpusun güvenliği devlet kontrolündedir. Bu hukuksuzluk ve hak ihlalleri ile ilgili zamanında uyarı yapılmasına rağmen, ‘Orada hiçbir şey yokmuş gibi’ davranıldı. Bu tutum 13 insanın ölümü ile sonuçlandı. Olanların tek sorumlusu hükümettir, Adalet Bakanıdır, Başbakandır.

MAZLUMDER Genel Yönetim Kurulu Üyesi Yazar ve Şair Abdurrahim Semavi: Ben 12 Eylül acısını tekrar yaşadım. O gün Diyarbakır zindanlarında yazın sıcağında pencereler kapalı, kaloriferler yakılıyordu. Bugün insanlar 1 saatlik suyla idare ediyorlar. Biz 30 yıl daha beklemek istemiyoruz. Bu acıların unutulmamasını istiyoruz. Ben Diyarbakır zindanlarında kendilerini diri diri yakanların da şahidiyim. Hani sizin İslami adaletiniz? Başbakan, özür dilediniz ama ben sizin özrünüze inanmıyorum.

www.evrensel.net