Avrupa’yla gergin, el Bab’da mahsur

Avrupa’yla gergin, el Bab’da mahsur

Arap Coğrafyasında Geçen Haftanın gündeminde, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Avrupa ile gerilen ilişkileri ve Suriye’nin Menbic kentindeki gelişmelerdi.

Arap medyasının geçen haftaki öncelikli gündemleri Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın Avrupa ile gerilen ilişkileri ve Suriye’nin Menbic kentindeki gelişmelerdi.

Arap basınında, Avrupa’yla referandum çalışmaları nedeniyle girdiği krizde eleşti- rilen taraf genellikle Erdoğan oldu. Mısır’ın kadim gazetesi ve devletin yarı resmi yayın organı al Ahram, “Erdoğan’ın yanılgıları” başlıklı yazısında gerilimin faturasını halkın çekeceğini belirtti. Krizin nedenini ise “Erdoğan’ın birçok Avrupa devleti ile çatışmayı ateşlemesinin nedeni, halkı bütün yöntemleri kullanarak anayasa değişikliği için oy kullanmaya ikna etmek” olarak yorumladı. 

DİKTAYA DOĞRU

El Arap gazetesinden Emin bin Mansur, makalesine “Erdoğan’ın Türkiyesi ve diktatörlüğe doğru gidiş” başlığını atarak referandum tartışmalarıyla ilgili fikrini baştan söylemiş oldu. Mansur makalesinde “Genellikle arayış diktatörlükten demokrasi yönüne doğrudur. Demokrasiden diktatörlüğe yönelen ülke- ler kazanımlarını koruyamaz. Bu bağlamda çoğunlukçu parlamenter sistem tek kişi yönetimine dönüşür” ifadelerini kullandı. 

Yazar 30’ların Nazi Almanyası’nı örnek verdi. 

Aynı gazeteden Hamit Zenar da “Erdoğan referandumla Türkiye Cumhuriyetinin tabutuna son çiviyi çakacak mı? Yoksa devrilmesine yol açacak yeni bir muhalefeti mi ortaya çıkaracak?” diye sordu. 

ERDOĞAN VE AVRUPA; DİPLOMASİ YERİNE KİBİR

Al Hayat gazetesinde yukarıdaki başlıkla yayımlanan bir makale kaleme alan Tarık Azize; Avrupalı yetkililerin Türkiye’deki siyasi bölünmenin ve tıkanmanın farkında olduğunu, Ankara’nın siyasi faaliyetlerine izin vermenin Türkiye’nin siyasi sorunlarının ülkelerinin ortasına taşınmasına yol açacağını düşündüklerini yazdı. Erdoğan’ın Avrupa ile yaşanan krizle kibirle başa çıkmaya çalıştığını bu tutumun da krizi daha fazla alevlendirdiğini belirtti.

MENBİC; SURİYE’NİN BERLİNİ

Türkiye’yi yakından takip eden Lübnanlı Akademisyen Muhammed Nureddin, yeni yazmaya başladığı el Halic gazetesinde tarihin akışının Menbic’e normal şartlarda olmayacak bir önem kazandırdığına dikkat çekti. Nureddin bu durumu, “Türkiye el Bab’a girdi lakin oradan çıkamıyor. Çatışmanın hassas olduğu güçlerle çevrildi. Rusya tarafından desteklenen Suriye ordusu el Bab’ın güneyini ve doğusunu çevreleyen bölgelerde IŞİD’in elindeki topraklarda hakimiyet sağladı. Türkiye bir yandan Suriye ordusuyla yüz yüze gelmiş oldu, diğer yandan Menbic’te konuşlu YPG ile” ifadeleriyle ile özetledi.

An Nahar gazetesinden Semih Saab da, Menbic vesilesiyle ABD ve Rus güçlerinin aynı anda Suriye’de bulunmasının sadece Suriye’de değil dünyada da ender bir olay olarak görüldüğünü vurguladı.

Haftanın bir diğer önemli gelişmesi ise ABD Başkanı Trump’un Suudi Veliaht Prens Muhammed bin Selman ile olan görüşmesini erkene alarak gerçekleştirmesiydi. Bu gelişme yeni ABD Başkanı Trump’un veliaht prense güveninin bir ifadesi olarak değerlendirildi.


SURİYE’NİN BERLİN’İ

Semih SAAB
an Nahar

ABD ve Rus güçlerinin aynı anda Suriye’de bulunması sadece Suriye’de değil dünyada da ender bir olay olarak görülü- yor. Burada içindeki Kürt savaşçıları kovmak için Türk askerlerinin müdahale etmeye hazırlandığı Menbic kastedilmektedir.  Türk ordusunun ilerlemesinin durdurulması ve YPG ile çatışması nedeniyle Amerikan ve Rus askerleri devreye girdi. Bütün güçler Musul’da çatışılan IŞİD’in elinden Rakka’nın kurtarılması için orada bulunuyor.

Menbic’de, Rusya’nın Eylül 2015’te başlayan müdahalesinden sonra gerçekleşen hava bombardımanlarındaki başarılı iş birliğinde olduğu gibi kara operasyonlarında da iş birliği gerçekleşebilir. 

Suriye savaşından altı yıl sonra ne ABD’nin ne de Rusya’nın tek başına çözümü dayatabildiği “pat durumu” ortaya çıktı. Yeni seçilen Donald Trump’la beraber Suriye siyaseti billurlaştı. Rakka operasyonları için askeri hazırlıkların eşliğinde siyasi olarak da Astana ile Cenevre’nin arasını bulmaya çalışıyor.

İkinci Dünya savaşından sonra ABD ve Rusya Berlin’i bölüştü. Sonra Soğuk Savaş’ın zirvesinde duvar örüldü. Bugün Suriye’nin genelindeki uluslararası mücadeleden doğmakta olan Soğuk Savaş’ta ABD ve Rusya, Menbic’i ve belki de yarın Rakka’yı bölüşecek.


MENBİC… DÜNYANIN KALBİ

Muhammed Nureddin 
el Halic

TARİH, sürekli bir akış ve döngü halindedir. Ve bu döngü bazen öyle mekan ve şahıslara denk geliyor ki, normalde bu mekan ve şahıslar tarih boyunca olayların akışı içerisinde bir dönüm noktası veya yol ayrımı olabilecek bir öneme veya güce haiz değillerdir. 
İşte Suriye’nin kuzeybatısında yer alan Menbic kenti ve çevresinin durumu tam da budur. Savaşlar, birçok mekana; herkesin ve özellikle basının konuştuğu bir yer olabilmek için büyük bir fırsat verir. Suriye savaşı da, daha tamamlamadığı döngüsünü devam ettiri- yor. Bu döngü dönemsel olarak bile olsa Menbic’de duruyor.

Geçen yıl 24 Ağustos’ta Türk Fırat Kalkanı güçleri Suriye’ye girdiğinde, Ankara’nın ifadelerine göre ilan edilen hedef, Suriye’de sınır bölgelerinin Türkiye içlerine roket atan IŞİD’den temizlemesiydi. 

Lakin bir zaman sonra ve Türk ordusu Cerablus-Azez şeridine hakim olduktan sonra Ankara, Kobanê ile Efrin arasındaki Kürt bölgelerinin birbirine bağlanmasını engellemek istediğini söyledi. Ankara, “Fırat Kalkanı” operasyonunda dilinin altındaki ikinci, belki de birinci, hedefi çıkardı. Bu hedef güney sınırında el Bab üzerinde kontrolün sağlanmasıyla kantonların birleşmesini engellemekti. 
Türkiye, uzun süre el Bab’ın kapısında durdu. Lakin Trump’ın Amerika’nın başına gelmesi ve güvenli bölgelerden bahsetmesiyle Ankara aslan sütünü içti ve Rusları zorlayarak el Bab’a girdi. Bu Ruslarla varılan ittifakın ihlal edilmesiydi. 
Ruslar sözün ihlalinden çok rahatsız oldular. 

Rusların yanıtı gecikmedi. Türkiye el Bab’a girdi lakin oradan çıkamıyor. Etrafı, çatışmanın zor olduğu güçlerle çevrildi. Rusya tarafından desteklenen Suriye ordusu el Bab’ın güneyini ve doğusunu çevreleyen bölgelerde IŞİD’in elindeki topraklarda hakimiyet sağladı.  Türkiye bir yandan Suriye ordusuyla yüz yüze gelmiş oldu, diğer yandan Menbic’de konuşlu YPG ile...


ERDOĞAN’IN YANILGILARI

al Ahram
Başyazı

BU günlerde Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ile Avrupa arasında yaşananlar, soru işaretinden çok ünlem işaretlerini arttırıyor. Gözlemciler Erdoğan’ın birçok Avrupa devleti ile çatışmayı ateşlemesinin nedenini, halkı bütün yöntemleri kullanarak anayasa değişikliği için oy kullanmaya ikna etmek için olduğuna işaret ediyor. 

Hikayenin özeti; Türk Cumhurbaşkanı bütün dizginleri eline almak için anayasayı değiştirerek iktidarını genişletmek istiyor. Bunun için 16 Nisan’da referandum var. Şu an birçok Avrupa ülkesinde yaşayan ve o ülkenin vatandaşı olan milyonlarca Türk var. Erdoğan bu ülkedeki destekçileriyle gösteriler düzenleyerek hayalperest projesinin desteklenmesi için onları kullanmak istiyor. Tabii ki Avrupa ülkeleri bunu reddetti. Kendi topraklarında hürdürler. O zaman sorun ne?

Sorun Sayın Erdoğan’ın bunu gurur konusu yapması. Bütün Avrupa’yı cezalandırmakla tehdit etti. Bu noktada Avrupa hükümetleri cevap olarak bakanların uçaklarının hava limanlarına inmesini yasakladı. Aynı zamanda Avrupa Birliği, özellikle mültecilerin barınmasıyla ilgili Türkiye’ye sunulacak ekonomik yardımları dondurdu. Bu durum Anadolu’nun liderini, ülkesini ve halkını kolay kolay çıkamayacağı bir çıkmaza soktu. 

İktidarın egosu ve liderlerin yanılgıları, bedelini bir sonraki kuşakların ödediği kötü kaderlere yol açmıştır. Burada garip olan Erdoğan Hollanda’yı geçen yüz yılın Latin Amerika ülkelerini kastederek bir muz cumhuriyeti olarak nitelendirmesi. Gözlemciler soruyor; “Kim bu nitelemeyi hak ediyor?” Avrupa mı yoksa geçmişte yaşanan yanlışların içine batmış Anadolu iktidarı mı?


ABD’NİN SUUDİ VELİAHTI​
Rai al Youm
Başyazı

ABD Başkanı Donald Trump’ın Suudi Veliaht Prens Muhammed bin Selman ile randevusunu erkene almasının arkasındaki sebepleri bilmiyoruz. Randevu perşembeden salı akşamına alındı. ABD’nin veya en azından var olan iktidarın güvenini gösteren devlet başkanının, Suudi Arabistan’ın müstakbel kralını kabulden ne çıkarılabilir? Bu kişi ABD’nin Körfez bölgesinde ve belki de Arap bölgesindeki güçlü adamıdır. 

ABD Yönetimi Muhammed Bin Selman’a karşı gelişen ani güvenle ve onun üzerindeki intibaını düzeltilmesiyle “hasmı ve rakibi” İçişleri Bakanı Prens Muhammed bin Naif’e, Selman üzerine oynadığını söylemektedir. 
Bu intiba, CIA Başkanı Mike Pompeo’nun Ortadoğu turunda Riyad’ı ziyareti sırasında kuruldu. Sadece Prens bin Nayif ile görüştü. Yardımcısı Muhammed bin Selman’ı yok saydı.

Başkan Trump, Washington’a davet etmesiyle bu izlenimi tamamen dağıttı. Bu adamın babasından bütün ekonomik, siyasi, güvenlik yetkilerini aldığını ve 31 yaşında olmasına rağmen Suudi Arabistan’da birinci karar verici durumunda olduğunun farkına vardı. Yemen’le savaşın da, Suudi kutsal ineğinin sağılmasını sağlayan (petrol şirketi) Aramko hisselerinin satılması kararının da sahibi kendisidir. Arap-Müslüman ittifakının kurucusudur.

Başkan Trump ve Suudi misafiri arasındaki zirvenin gündeminde kesinlikle Suriye savaşı, Yemen’e askeri müdahale, bölgede İran’ın siyasi ve askeri yayılmasıyla nasıl baş edileceği mevcut. Lakin Rai al Youm gazetesi olarak bize göre “en önemli dosya”; Suudi Arabistan’ın korunup korunmaması ve yeni ABD başkanının Suudi Arabistan’ın milyarlarından doğrudan ya da dolaylı olarak ne kadar elde edebileceği. 

Diğer bir dosya ise, “güvenli bölgelerin oluşturulması için Suriye’ye askeri müdahale, Rakka’nın kurtarılması, İran’ı askeri ve barışçıl olarak durmanın faturasını yüklenme veya Yemen’de ABD’nin el Kaide’ye karşı savaşı” konularında Ortadoğu’da ABD siyasetinin yükünün Suudi Arabistan’a yüklenmesi.

Başkan Trump, Körfez ülkelerini dolardan “dolaplar” olarak nitelendirdi. Varlıklarını şimdiye kadar ABD’ye borçlu olduklarını söyledi. Rai al Youm gazetesi, Trump’ın Kuveyt emiriyle bir ay önceki görüşmesinde 1991’de kurtarılmasından kalan dokuz milyar doları talep ettiğini ortaya çıkardı. 

Belki de ön yargılı olmamak gerekir. En azından Amerika tarafından bu buluşma ile ilgili sızıntıları beklemeli. Çünkü “şeffaflık” Suudi tarafında olmayan bir şey. Ancak kısaca şunu söylemek mümkün; Prens bin Selman bu ziyaretle kendisini ülkenin tahtına taşımayı hızlandıracak büyük bir Amerikan desteğine sahip oldu. ABD başkanı ile yaptığı bütün görüşmeler bu konudaki emellerini ilerletmenin başlangıcı olacak.

www.evrensel.net

Yorum yapın

Yorum yapmak için üyelik gerekmemektedir. Yorumlar, editörlerimiz tarafından onaylandıktan sonra yayınlanır. Konuyla ilgisi olmayan, küfür içeren, tamamı büyük harfle yazılan yorumlar onaylanmamaktadır.