Hükümet yeni, politikalar eski

Hükümet yeni, politikalar eski

Yunanistan’da bir ay içinde yapılan ikinci seçimde de hiçbir parti tek başına hükümet kurma olanağı elde edemedi ve en çok oy oranına sahip olan Yeni Demokrasi Partisi (YDP) cumhurbaşkanından hükümet kurma yetkisi alarak koalisyon görüşmelerine başladı.Şu andaki tüm gelişmeler YDP, PASOK ve geçen yıl

Seyit Aldoğan

Şu andaki tüm gelişmeler YDP, PASOK ve geçen yıl SYRIZA’dan ayrılan bir grubun kurduğu Demokratik Sol Partinin ortak bir hükümet kuracakları yönünde. Ayrıca böyle bir koalisyon içinde partilerin uzlaşmasına yönelik olarak teknokratların da yer alabileceği söyleniyor.

Bu seçimlerin en önemli özelliğinin dışarıdan yapılan müdahaleler olduğunu belirtmek gerekir. Seçimlerin son gününe kadar AB ve IMF merkezleri ve sözcüleri, troyka yanlısı politikalara evet demeyen partilerin hükümet olması durumunda Yunan halkını bekleyen “tehlikelere” dikkat çekerek açıkça tehdit ettiler. Yani aralıksız olarak ölümü gösterip hastalığa razı etme politikası uygulandı. Bu çabalar sonunda sermaye partilerinin şimdilik işine yarayan iki kutuplu bir cepheleşme oluşturuldu; troyka yanlısı ve troyka karşıtları. Ülkenin tüm sorunları, halkın dertleri ve işçi ve emekçilerin talepleri hiç gündeme bile gelmedi ve her şey bu kutuplaşma etrafında şekillendi. Seçim sonuçları YDP’nin zaferi olarak gösterildi. Ama ortada bir zafer yok. AB ve IMF politikalarına karşı halkın muhalefetinin güçlendiğini belirtmek gerekirken tersi yapıldı.

Öncelikle şunu belirtmek gerekir: birinci seçimlere bağımsız olarak katılan küçük, büyük tüm sağ partiler bu seçimlerde YDP bayrağı altında toplandılar. Yani geçmişte ya da kısa bir süre öncesine kadar YDP’den ayrılan ve Mecliste temsil edilme gücüne ulaşamayan partilerin YDP’ye iltihak etmesi sonucu söz konusu artış yaşandı. YDP’ye katılmayanlar ise tabanlarının bu partiye kaymasına engel olamadılar. Sonuç olarak YDP tüm sağ tabanı bir araya getirmesine rağmen eski gücüne ulaşamadı ve eskiden aldığı oyun çok gerisinde kaldı.

SYRIZA YETERLİ BİRLİĞİ OLUŞTURAMADI

SYRIZA ise “solun” tabanını, işçi ve emekçi muhalefetini ve kriz politikalarına karşı çıkan toplumsal kesimleri birleştirecek bir ittifak oluşturamadı ama kriz politikaları ve IMF karşıtlığıyla geniş bir işçi ve emekçi kesimi etkileyerek solun var olan tabanı ve dışındaki geniş bir kitleyi bir araya getirdi.

Hükümet olmaktansa ana muhalefet partisi olmayı tercih eden SYRIZA içindeki sol kanatın güçlenmesi olasılığı yüksek. Oysa hükümet olunması durumunda bu kanat zayıflayacaktı. Ayrıca olası bir SYRIZA hükümeti AB ve IMF ile cepheden bir hesaplaşma içine giremedikçe ve uzlaşmacı bir politika izledikçe bundan işçi ve emekçi hareketi ve muhalefeti zarar görecekti. Oluşan nesnel durum AB ve IMF karşıtlığının ciddi bir güce ulaştığını ve önümüzdeki süreçte koalisyon hükümetinin izleyeceği sermaye yanlısı politikalara karşı ciddi bir muhalefet potansiyeli olarak ortaya çıkacağını göstermektedir. Koalisyon hükümetinin halkın işçi ve emekçilerin sorunlarını çözmeyeceği-çözemeyeceği göz önünde bulundurulduğunda ve daha dinamik bir muhalefetin ortaya çıkmış olduğu düşünüldüğünde uzun süreli ve istikrarlı bir koalisyon hükümeti şansının olmadığı görülecektir.

Koalisyondan yana tüm partilerin SYRIZA’ya baskı yaparak koalisyon içinde yer almasını istemeleri “ulusal birlik ve çıkarlardan” yana olduklarından değil halkın muhalefetini kontrol altında tutma ve hareketin içini boşaltmaya yöneliktir.

Halk muhalefetine çarpmış olan kriz politikalarının istikrarlı bir biçimde uygulanmasının mümkün olmadığını gören YDP Başkanı Antonis Samaras seçimden önce “troyka ile yeniden pazarlık” demagoji ve propagandalarını ön plana çıkarmıştı. Seçimden bir gün sonra yaptığı konuşmada ise anlaşmalara bütünüyle uyulacağı mesajını verdi. Bu açıklama kuşkusuz AB, IMF ve uluslararası sermaye kuruluşlarına verilen güvence anlamına gelmektedir.

Avrupa genelinde Portekiz, İtalya ve İspanya’yı da kapsayarak genişleyen, tekelleri ve Alman, Fransız eksenini korkutan gelişmelerin halk hareketi olarak maddi bir güce dönüşmemesi için elinden geleni arkasına koymayan Almanya, IMF ve uluslararası sermaye kuruluşları Yunan seçimlerinden duydukları memnuniyeti dile getirdiler; “Avro kazanmış”, “Sağ duyu hakim olmuş”, “AB birlik ve bütünlüğünü korumuştu”. Oysa seçim sonuçları ve Avrupa halklarının tepkisi söylenenlerin tersi yönündeki gelişmelere işaret etmektedir.

Yunanistan seçimlerinde gözden kaçırılmaması gereken bir nokta da şu; Ortaya çıkan halk muhalefetinin, sol söylemlerle gündeme gelen ve uzlaşmacı kesimleri de kapsayan sosyal demokrat çizgideki bir parti etrafında oluşmakta olduğunu unutmamak gerekir. Dolayısıyla bugünden halk hareketinin yönünü nereye çevireceği üzerinde çok şeyler söylemek mümkün değil. AB ve uluslararası sermaye şirketlerine değil politikalarına karşı çıkma şeklindeki bir tezatlığın, saldırıların önüne bir halk, işçi ve emekçi hareketi olarak çıkacak taktik program yoksunluğunun ya da eklektik politikaların halk hareketini nereye kadar götürebileceği bir çok deney ve tecrübe tarafından kanıtlanmıştır.  Son seçimler, başta Yunanistan Komünist Partisi (KKE) olmak üzere diğer sol örgüt ve partilerin önümüzdeki sürece aktif olarak katılamayacaklarını ve tayin edici olamayacaklarını göstermektedir. KKE’nin izlemiş olduğu politikaların önümüzdeki süreçte geniş bir biçimde tartışma konusu olacağı açık. İşçi ve emekçilerin can alıcı taleplerini kapsaması gereken taktik program eksikliği sonuç olarak SYRIZA’yı güçlendirdi ve KKE’nin ciddi bir taban kaybetmesine yol açtı.

Faşist Altın Şafak Partisi ise gücünü korudu. İzlenen politikaların bir sonucu olarak ortaya çıkan Faşistler daha çok milliyetçilik, ırkçılık ve yabancı düşmanlığı üzerinden oy topladılar.  (Atina/EVRENSEL)

www.evrensel.net