2/B ve bankalar…

2/B ve bankalar…

AKP hükümetince 2/B yasası tanımı şöyle yapılmış; “31 Aralık 1981 tarihinden önce bilim ve fen bakımından orman niteliğini tamamen kaybetmiş yerlerden, tarla, bağ, bahçe, meyvelik, zeytinlik, fındıklık, fıstıklık gibi çeşitli tarım alanları veya otlak, kışlak, yaylak gibi hayvancılıkta kullanılmasında yarar olduğu tespit edile

Yusuf Gürsucu

AKP hükümetince 2/B yasası tanımı şöyle yapılmış; “31 Aralık 1981 tarihinden önce bilim ve fen bakımından orman niteliğini tamamen kaybetmiş yerlerden, tarla, bağ, bahçe, meyvelik, zeytinlik, fındıklık, fıstıklık gibi çeşitli tarım alanları veya otlak, kışlak, yaylak gibi hayvancılıkta kullanılmasında yarar olduğu tespit edilen araziler ile şehir, kasaba ve köy yapılarının toplu olarak bulunduğu, yerleşim alanlarının Hazine adına orman dışına çıkarılması  uygulaması.”  
2/B alanları, toplam 473 bin hektar olarak belirlenmiş. 208 bin hektar alanda kadastro ve güncelleme bitirilmiş, 205 bin hektar alanda ise kadastro ve güncelleme çalışmaları devam ediyormuş. 2/B alanları üzerinde sözde gerekçe olarak ortaya konulan yerleşim yeri haline gelmiş alan ise 21 bin 173 hektar. Meclis gündemine gelen “tabiatı koruma” yasası olarak ifade edilen yasanın bir hedefi de 205 bin hektar alan için “arazi vasıf tespit” çalışmaları yapıldığını görebiliyoruz.
Sermaye son yıllarda “toprak” ve “tarım arazileri” ile doğal kaynakların en kârlı ve güvenilir yatırım araçları olduğunu ilan etmiştir. Hükümetin ağzından düşürmediği “Araziler üzerinde evler yapılmış bu alan nasıl orman alanı olarak görülebilir” türü yaklaşımlar, kendi verdikleri rakamlarla ne kadar basit bir yalanın ardına sığındıkları açıkça görülebiliyor. Gerekçe olarak öne sürülen yerleşim alanları 21bin 173 hektar olmasına karşın 473 bin hektar alanı satışa çıkarmaları gerçek niyetlerinin açığa çıkmasına yetiyor.  2/B yasası ile çıkardıkları ve çıkarmaya çalıştıkları tüm yasalar doğal koruma alanlarımızın, sularımızın ve tarım arazilerinin satılmasını, ormanların korumasız bırakılmasını ve sermayeye sunulmasının önünü açmaktadır. Orman köylülerinin kalkınması gibi düzmece ifadeler kullanan yasa hazırlayıcılar, orman köylülerinin daha da yoksullaşmasına neden oldukları gibi, köylülerin kullanmakta oldukları mera ve tarım arazilerinin elinden alınmasını amaçlamaktalar.
Maliye bakanı Şimşek “2/B satışlarında sadece ekonomik gelir eksenli düşünmediklerini bu alanlarda 75 milyonun hakkı hukuku olduğunu ifade ederek, 2010 yılında tespitleri yapılan rayiç bedel üzerinden yüzde 70’ini ödeyen hak sahiplerine satış yapacaklarını, tutar peşin ödenmek istenirse yüzde 50’ye varan indirimler uygulanacağını ya da taksitli satış yapacaklarını açıklamıştı. Evet, bizce de sadece hazineye gelir amaçlı düşünmedikleri açıkça belli, asıl amaçlarının bu alanları sermaye çevrelerine peşkeş çekmek istediklerini uygulamaları ile aldıkları kararlarda rahatça okuyabiliyoruz.
YAĞMA BÜYÜYOR
Meclis çevre komisyonunda kabul edilen ve meclis gündemine inen “Tabiatı Koruma Yasası” ile tam koruma alanlarımız dahil tüm doğal alanlarımız sermayenin hizmetine sunuluyor. Bununla da yetinmiyorlar, zeytin yasası olarak bilinen ve 20 dönüm altı arazilerin tarım arazisi olmaktan çıkarıldığı kararları alıyorlar. Tarım arazilerinin toplulaştırması adı altında çıkardıkları yasa ve yönetmeliklerle geleneksel tarımla geçinen köylülerin tarım arazileri sermayenin elinde toplanması sağlanarak tekelci tarım sanayiinin önü açılıyor. Sakarya’nın Kocaali ilçesine bağlı Açma Başı köyünde yaşanılanlar bankaların bu alanda ciddi çaba içinde olduğunu bize gösteriyor. Köyde yaşayan çiftçiler kullandıkları krediyi geri ödeyemeyince köyün yüzde 80 tarım arazisi özel bir banka tarafından satışa çıkarılmıştı.
Türkiye’de ki bankalar 2/B kapsamında Türkiye Bankalar Birliğine yazılar yazıp arazi satışlarında kredilendirme süreçleri ile ilgili sorunlar yaşadıklarını ifade ediyorlar. Bankaların satışlarda tapuların hemen verilememesinden dolayı zorluklar yaşadıklarını, ipotek işlemlerini yapamadıkları için kredilendirme yapamadıklarını bu sorunun aşılabilmesi için bir çalışma grubu oluşturulmasını ve ilgili bakanlık nezdinde girişimlerde bulunulmasını talep ediyorlar.
Tamamen sermaye ve onun iktidarı tarafından kuşatılmış durumdayız. Türkiye halkları ve Doğal alanlarımız dizginsizce sömürüye uğruyor ve bu büyüyerek devam ediyor. Eğer bu gidişi durduramazsak yakın gelecekte, ne yaşanılacak bir çevre, ne içilecek bir su, ne de tarım yapabileceğimiz alan bizlere bırakmayacaklar. Sermaye saldırısı yaşamın her alanında azgınca ve topyekün sürüyor. Bizler de bu sürece karşı topyekün bir mücadele yürütmek ve başarmak zorundayız.

*      HDK(Halkların Demokratik Kongresi)Meclis ve Ekoloji Kom.Üyesi

www.evrensel.net