Kadınlar bir olmazsa nasıl değişecek bu yazgı?

Kadınlar bir olmazsa nasıl değişecek bu yazgı?

Yurdagül Yiğit. Naz bilmez dayak bilir, bolluk bilmez yokluk bilir kadınların milyonlarcasından biri. Peş peşe doğan kız çocuklarının kefaretini yediği dayaklarla ödeyememiş anacığının derdi, hep içini kemirmiş. Kız doğuran kadının sevilmediği, hor görüldüğü, eziyet edildiği, bir bardak suyun çok görüldüğ

Şenay Kumuz

Yurdagül Yiğit. Naz bilmez dayak bilir, bolluk bilmez yokluk bilir kadınların milyonlarcasından biri. Peş peşe doğan kız çocuklarının kefaretini yediği dayaklarla ödeyememiş anacığının derdi, hep içini kemirmiş. Kız doğuran kadının sevilmediği, hor görüldüğü, eziyet edildiği, bir bardak suyun çok görüldüğü topraklarda doğmuş. “Bir erkek kardeşimiz olsun da annem çileden kurtulsun” diye yakaran bir kız çocuğunun ancak doğan erkek kardeşle birlikte “kimliğe” kavuştuğu köylerden birinin kaderine razı biçare çocuk annelerinden olmayı yedirememiş de kendine, kafa tutmuş baskıya, korkuya…
İstanbul Ayazağa’da Ekmek ve Gül dergisini kadınlara ulaştırmaya çalışırken tanıştığımızda “kadınlar bir araya gelmeli elbet, yoksa nasıl değişecek yazgı” dediğinde anlatacak çok şeyi olduğunu da biliyorduk.
Kız dediğin dayakla uslanır
Annesinin deyimiyle “Aprelin ilk haftası”nda doğmuş Ardahan’da, yıl 1957. Ailenin 15 çocuğundan ilki Yurdagül, aile dediğimiz de halalar, baba, anne, nene, dede, amcalardan oluşan derdi çok, yükü kadınların omzunda kocaman bir sülale. İki odalı bir köy evinde süren hayat gailesinde türlü nedenlerle hastalanan, “kız çocuğudur” diye doktora götürülmeyen kardeş ölümü içinde yara kalmış. Büyükşehirde ekmek parası derdindeki babanın yüzünü görmek ne mümkün! Hoş, görseler de yaklaşmaya cesaretleri yok, baba her eve geldiğinde anne hakkında söylenenler dayağı getiriyor. Öyle ki evin kız çocukları “ bütün evlilikler hep böyle, her kadın kocasından dayak yer mutlaka” diye düşünüp evlenmekten korkar olmuş.
Köyde ilkokul var, ama ortaokula gitmek için “erkek” çocuğu olmak lazım! Söylenen bu olunca Yurdagül “hayatımın en doğru işlerinden biriydi” dediği mücadelesini anlatıyor. Kayalıklara tırmanıp “Eğer beni okula göndermezseniz atarım kendimi aşağıya” demiş. Canı değilmiş kıymetli olan, “rezil olmayalım ele güne” diye izin vermişler, üç gün yediği dayak da cabası. Bir tek babaannesi sahip çıkmış ona... Okula gitmeyi başarmış başarmasına da, yemek bile çok görülür olmuş Yurdagül’e. “Sen okula git, biz çalışalım. Bir de sana yemek mi yetiştirelim” derlermiş. Babaannesinin ona kol kanat germesini hiç unutamıyor. Yumurta satarak Yurdagül’e gizli gizli harçlık verirmiş.
Okula değil, kocaya!
Liseye başladığı yıl bir sabah demişler ki “artık okula gitmiyorsun.” “Neden?” diye sormuş; “Çünkü nişanlandın. Okul hayatın bitti. Bu kadar yeter” demişler.  
“Dünyam başıma yıkılmıştı. Ölmek istedim ama ne çare. İşin kötü yanı kiminle nişanladığımı bile bilemiyordum. İtiraz ettiğimde dedem bana ‘ben seni evlendirmiyorum ki, kız kardeşimin evine hizmetçi veriyorum’ dedi. Korku, telaş başladı bende. Başıma ne geleceğini, nereye gittiğimi, neyle karşılaşacağımı bilmiyordum. Bir de annemle babamın evliliğini düşündüğümde, hiç istemedim evlenmeyi. Kiminle evleneceğimi sorduğumda yine güzel bir dayak yedim” diye anlatıyor.
20 gün sonra hasta ziyareti diye gittikleri evde görmüş nişanlısını. Hasta falan yokmuş, her şey düzmece. Evleneceğin zaman görürsün dedikleri nişanlı, Yurdagül’ü görmek istemiş. “Başım kapalıydı. Başımı açtırdı, kendi çevremde döndürüp dişimi, başımı kontrol etti. Ne çıkarsa bahtına idi ama yine de görmek istiyordu. O da benim gibi mağdurdu aslında. Ona da emrivaki yapılıp dayısının kızı ile evleneceği söylenmişti. Artık beğenmek de beğenmemek de durumu değiştirmeyecekti.” Evlenmesine karar veren dedesiymiş. “Daha çok küçük değil mi evlenmek için?” diyen babasını bile azarlayarak kovmuş. Başlık parasında anlaşmazlık çıkınca “nişanı atılmış kız” diye adı çıkmasın diye babası paranın yarısını gizlice damadın ailesine vermiş.
Yemek yerine dayak
Çok çekmiş dedesinin kimseyi düşünmeden verdiği kararlardan. Hep kötü anılar kalmış zihninde. “Paramız vardı ama yemek yerine dayak yiyorduk. Babam meyve alırdı, biz dedemin onu soymasını beklerdik ki kabuklarını alıp yiyelim. İçini dedem yerdi ya da erkeklere yedirirdi ki güçlü kuvvetli olsunlar.”Her gün yediği dayaktan kurtulmanın bir yolu olarak görmüş evliliği Yurdagül. Şans işte, iyi bir aileye gelin olmuş.
 “Ben hakkaniyeti kocamın evinde gördüm. Bir sahan yemek pişiyorsa o ortaya gelirdi ve evin en büyüğünden en küçüğüne sofraya gelmesi beklenirdi. Yoksul ama adaletli bir aileydi. Aradığım huzuru bulmuştum. Okumadığım için çok üzgündüm ama korkularımın birçoğu geride kalmıştı” diye anlatıyor. Eşine annesi, nenesi gibi dayak yemek istemediğini anlatmış, “bir tek tokat beni her şeyi yapmaya zorlayabilir, ona göre” demiş. Baba evinde yaşayamadığı çocukluğunu koca evinde yaşamış. Çocuklarıyla oyuna dalıyormuş bazı bazı.
Biz de değişeceğiz
toplum da değişecek
Derken 1980 darbesi dağıtmış hayatlarını. “Biz artık İstanbul’daydık ve büyük şehrin zorlukları hayatımızı iyice çekilmez hale getirmişti. Kiramızı bile ödeyemiyorduk. İlk oğluma hamile olduğum sırada eşim grevdeydi ve ben hamileliğim boyunca istediğim hiçbir şeyi yiyemedim. Açlık sefalet diz boyuydu.” Eşi her gözaltına alındığında 2 ay haber             alamıyorlarmış ondan. Üç çocukla yaşama tutunma mücadelesi vermiş.
Şimdi İstanbul Ayazağa’da kadınların yaşamlarını değiştirmenin bir adımı olarak kurmaya çabaladıkları dernek için çalışmak çok heyecanlandırıyor onu. “Kadınlara biçilen hayat kader diye devam edecek, eğer biz elimizi taşın altına koymazsak” diyor. Kız çocuklarının dayakla, hor görülmeyle, aşağılanmayla büyümelerini istemiyor Yurdagül. “Biz de değişeceğiz, toplum da değişecek, ama bunun için biz kadınların birleşmesi lazım” diyor.
Her yıl gittiği 8 Mart mitingini bu sene de kaçırmayacak. Hatta mahallesinden kadınların da gelmesi için şimdiden koşturmaya başlamış bile!

www.evrensel.net