Libya

Libya'da kabile savaşları

2011, Arap halkları için hızlı başladı diyebiliriz. On yıllardır, tek bir yaprak kıpırdamıyor gibi görünen ülkelerde ardı ardına halk ayaklanmaları yaşandı. Ölene kadar (hatta öldükten sonra da oğulları aracılığıyla) iktidarda kalmaları Tanrı kelamı gibi görülen diktatörler birer birer devrildi. Ya da Yemen, Bahreyn ve

Mehmet Özer

Libya da isyan dalgasından etkilenen ülkeler arasında yerini almakta gecikmedi. Tunus ve Mısır’ın ardından ilk büyük hareket Libya’da ortaya çıktı. Kuşkusuz, ayaklanan halkların talepleri ortaklık gösteriyordu ancak her ülkenin de kendine göre farklı koşulları vardı. Libya’nın farklı yanları ise diğerlerinden biraz daha fazlaydı.

Libya ve Kaddafi

Libya, 1951’de bağımsızlığını kazandı. 1969’dan beri Albay Muammer Kaddafi tarafından yönetilen ülkenin resmi adı ise Libya Arap Halk Sosyalist Cemahiriyesi. 1951’de, Birleşmiş Milletler aracılığıyla bağımsızlığa kavuşan ilk ülke olan Libya’nın ilk kralı Şeyh İdris oldu. 1969’da, ordunun genç subaylarından Muammer Ebu Minyar Al-Kaddafi bir grup subayla birlikte Kral İdris’e karşı bir darbe yaptı. Monarşi sona erdirildi ve Libya Arap Cemahiriyesi kuruldu. Kaddafi, o tarihten sonra kendisinin “Üçüncü Evrensel Teori” dediği, “sosyalizm” ve İslam karışımı bir politik rejimi izledi.

Kaddafi’nin uyguladığı sistemin sosyalizmle uzaktan yakından ilgisi yoktu. Aksine halk üzerinde büyük bir baskı uygulayan Kaddafi adını bile anmaktan korkar olmuştu Libyalılar. Hiçbir örgütlenmeye izin verilmiyordu ne sendika vardı ülkede ne de siyasi parti.

Batı’yla Karışık İlişkiler

Kaddafi, “İslami sosyalizm” dediği sistemi kurduktan sonra bir süre, başta ABD ve Fransa’ya kafa tutar göründü. Ancak Kaddafi, bugün hava saldırısıyla yok edilen hava savunma sistemi de dahil tüm silahlarını Fransa, İngiltere ve ABD gibi emperyalistlerden satın aldı.
Kaddafi, kendisiyle özdeşleşen çadırını Paris’in ortasına kurduğunda, ya da Sarkozy’ye seçimlerde el altından para yardımı yaptığında, bir gün aynı Sarkozy’nin tepesine bomba yağdıracağını düşünmüyordu herhalde.

Kaddafi bir yandan da İran Cumhurbaşkanı Mahmud Ahmedinecad ve Venezuela Devlet Başkanı Hugo Chavez’le birlikte, Birleşmiş Milletler (BM) Genel Kurullarının en aykırı isimleri arasında yer alıyordu.

Kaddafi, Eylül 2009’da BM Genel Kurulu’nda yaptığı ilk konuşmada, BM’nin kurulduğu 1945 yılından bu yana dünya genelindeki 65 kadar savaşı önlemekte başarısız olduğunu söyledi. Aynı BM, bu sefer Libya’yı havadan vurma kararı aldı. Bir nevi, aklına gelen başına geldi Kaddafi’nin.

Libya’nın ‘örgüt’ şeması

Libya’da isyanın gidişatını etkileyen faktörlerin başında bu ülkenin diğer Arap ülkelerinden farklı olan “örgüt” modeli geliyordu. Tunus, Mısır, Bahreyn, Yemen, Suriye, Fas, Cezayir ve diğer Arap ülkelerinde işçilerin, emekçilerin, gençlerin, kadınların, genel olarak halkın kendi talepleri etrafında örgütlenmesinin pek de kolay olmadığı açık. Ancak Libya bu konuda da diğerlerinden ayrılıyor.

Libya’da halk örgütlü. Hem de silahlı. Ancak bu örgütlülük, halkın kendi talepleri etrafında kurulmuş değil. Örgütleri kabileler oluşturuyor. Libya devletinin oluşmasında kabileciliğin büyük bir rolü olmuştur.

Aynı zamanda İslam’ın korunması ve İslam düşmanlarının püskürtülmesi anlamında da net bir rolü olmuş.

Libya toplumu bütünüyle kabilecilik temeli üzerine oturmaktadır.

İsyanın patlak vermesinin ardından yaşanan gelişmeler de bu örgüt modeline uygun olarak gelişti. Ülkenin güneyindeki ve doğusundaki kabileler Kaddafi’ye sırt çevirdiler ve onu alaşağı etmek için silaha sarıldılar. Sonrası malum.

Saldırı Yarışı

Önce Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi, saldırı kararı aldı Libya için. Sonra komutayı NATO’ya bıraktı. Şimdi, Libya’yı vuran uçaklara ateş emrini BM değil NATO verecek. BM’nin saldırısına Fransa öncülük ediyordu ya şimdi NATO aldı kumandayı eline. Türkiye’nin anlı şanlı yöneticileri, medya silahşörleri pek memnunlar kumandayı ele almaktan. Ancak ele aldıkları kumanda da yüzlerce Libyalının kanı olduğunun farkında değiller mi bilinmez.
Her konuda atışan, birbirine muhalefet eden AKP, CHP ve MHP, konu Libya’ya asker göndermeye geldiğinde bir oldular. Gerçi daha onlar mecliste tezkereyi görüşmeye başlamadan bir gün önce NATO’dan Türkiye’nin Libya’ya 5 savaş gemisi ve 1 denizaltı göndereceği açıklanmıştı ve gemilerden 2’si yerine varmıştı bile ya olsun.

Yine de ellerini kaldırıp indirdiler üçü bir seferde, Türkiye, Libya’ya yönelik NATO saldırısında Sarkozy’den geri kalmasın diye.

www.evrensel.net