Kadınlara ne düşmanlığınız var?

Kadınlara ne düşmanlığınız var?

Bugün köşemizde, 18 yaşında kendinden hayli yaşlı bir kişi ile istemediği halde evlendirilmiş 4 çocuğu ve 10 kürtajı olan bir kadının hikayesi ve dünya ve Avrupa’daki kürtaj hakkındaki istatistikler yer alıyor.Herhalde kürtajla ilgili en çok benim konuşmam lazım. Çünkü, ben henüz 18 yaşımdayken, 35 ya

Herhalde kürtajla ilgili en çok benim konuşmam lazım. Çünkü, ben henüz 18 yaşımdayken, 35 yaşında, evde ailesinin sözü geçen, maddi durumları iyi, evlilik yaşı geçkin yani evde kalmış biriyle evlendim. Babamı kaybetmiş ve İstanbul’a yeni gelmiştik. Ağabeylerim beni bu adama kemerle döve döve zorla verdiler. Sözde beni yoksulluktan böyle kurtaracaklardı. Evlendikten sonra çok geçmeden eşimin ailesi, eşimin de sorumluluk alması gerektiğini düşünerek bizi kendi halimize bıraktılar. Yani bize bakmaktan vazgeçtiler. Kiradaydık, kaç kez kirayı, su ve elektrik faturalarını ödemediğimiz için ev sahipleri bizi kapı dışarı ettiler. Nikah da yoktu, çünkü eşim uzun yıllarda yurt dışında kalmış, bir baltaya sap olamadan gelmişti. Hayali tekrar Almanya’ya gitmek, orada kalabilmek için biriyle sahte nikah yapmaktı. Tabi ben bu arada dört çocuk doğurdum. Her çocuk arasında doğum kontrol haplarıyla korunmaya çalışırken bir veya iki kez unuttuğumda pat! Hamileydim! Eşim de sürekli bana hakaret ederek, “Durmadan kuzuluyorsun” diyerek beni aşağılıyordu. İstesek de istemesek de bebek oluşumundan hep beni sorumlu tutuyordu. Sanki ben tek başıma yapıyordum. Şimdi, bu konuyu çatır çatır konuşuyorum, “Niye beni böyle mağdur ettin?”, diye. Ama kime söylüyorum? O artık başka bir boyutta sanki, hatırlamıyor bile.
Bu arada hamile kalmalarım da devam etti. Artık çareyi kürtajda bulmaya başladım. İlk kürtajım özel bir klinikteydi. Zaten devlet hastanesine gidemezdik, çünkü eşimin resmi rızası ve imzası gerekiyordu. Klinikteki doktor kürtajı yapıp eve gönderdi. Parçasını evdeyken düşürdüm. Daha sonra Unkapanı’daki Şükran Hanım’a gitmeye başladım. Bir gün televizyonda Nurseli İdiz’in programında oraya baskın yapıldığını gördüm. Sebebi ise çalışma ruhsatının olmayışı ve tıbbi açıdan yetersiz ve kötü koşullarda kürtaj yapıyor olmasıydı. O zaman çok şaşırmıştım. Çünkü birçok kadının derdine derman oluyor, diye düşünüyordum. Televizyondaki baskın haberinden sonra bile burada kürtaj yapılmaya devam ediliyordu. Ben de buna rağmen gitmeye devam ettim. Yaklaşık 8-9 tane kürtaj yaptırdım orda. Çünkü çok ucuzdu. Sadece tek bir kusuru vardı, o da uyuşturmadan yapıyor olmasıydı. Bir de çok sıra beklerdik. Randevu almadan giderdik. Çok kalabalık olurdu. Grup olarak içeriye alıyordu. Üçer üçer giriyorduk kürtaj odasına. İşlemden sonra haftalarca kanamamız olurdu, bazen parçalar gelmeye devam ederdi. Sonra ya ben doğum kontrol hapı almamış olurdum ya da unutmuş olurdum. Ve yine kabus, yine hamileyim. Eşimin hışmının haddi var hesabı yok. Gebe olduğumu eşime bile söyleyemeden komşumu, görümcemi hatta bir keresinde erkek kardeşimi bile alır yine giderdim. En sonunda benim de görümcemin de canımıza tak etti. Bundan yaklaşık on sene önce son kürtajı olup tüplerimi bağlattım. Bu sırada eşimi konu komşu zorla kandırarak 8. sınıfa giden oğluma nüfus cüzdanı çıkartmak için nikahlandık. Yani eşimin tek hayali olan yurt dışı macerası da suya düşmüş oldu.
Şimdi düşünüyorum da 4 tane çocuğum ve yaklaşık 10 kürtajım var hayatta. İki göz balkonsuz bir evde oturuyorum. Yani kürtaj yaptıramamış olsaydım, 16 kişi nasıl yaşardık? Onca yoksunluğa, yoksulluğa nasıl dayanırdık? Böyleyken bile çok zorluk çekiyorum. Eşim de çok yaşlandı ve hasta. Görümcem dışarıdan emekliliğini ödedi de yaş haddinden emekli etti. Ben bulaşıkçılık yapıyorum. 42 yaşındayım, kollarım tutmuyor. Bu yüzden sık sık işten çıkmak zorunda kalıyorum. Şu anda da işsizim ve üç çocuk okuyor.
Be insafsızlar! Kürtajı benim gibi kadınlara yasak yaparsanız kaç çocuk anasız kalacak hayalini kurabiliyor musunuz? Yoksa bunun hiç mi önemi yok? Kaç çocuk sokaklarda arsız ve uğursuz büyüyecek ya da büyümeden başına neler gelecek? Bunun da mı önemi yok? Çünkü ne pahasına olursa olsun, kadın istemediği ve bakamadığı, işsiz kalacağını bildiği çocuğu doğurmayacaktır. Bunu yaparken de ölüme yatacaktır. Ben kendimden biliyorum. Ey karar alıcılar! Biz analara sizin ne düşmanlığınız var, söyleyin bize! Siz de ikiyüzlüymüşsünüz. Hani her şey analar içindi, cennet anaların ayağının altında iki. Ne oldu? Tecavüzü bile reva gördünüz de kadın isterse kendini öldürsün demeye başladınız.


Biliyor muydunuz?

Dünya ortalamasında 15-44 yaş arasındaki 1000 kadına yaklaşık 28 kürtaj düşüyor (2008’e ait tahmini rakam). Bu oran bütün kıtalarda yaklaşık aynı.

l  Avrupa’da hem en düşük kürtaj oranına (Batı Avrupa’da ortalama 1000 kadından 12’si) hem de en yüksek orana (Doğu Avrupa’da 1000 kadından 43’ü) rastlanıyor. Tüm Avrupa için bu rakam ortalama 1000 kadından 24’üdür. Bu oranlar tamamen yasal kürtajlardır.

l  Ülkeden ülkeye çok değişken yasalara sahip Asya’da da yaklaşık 1000’de 28’lik bir oran mevcut. Asya’da ortalama olarak kürtajların yüzde 40’ı illegal olarak gerçekleştiriliyor.

l  Latin Amerika (1000 kadından 32’si) ve Afrika’da (1000 kadından 29’u) oldukça yüksek rakamlar dikkat çekiyor ve bunların büyük bir çoğunluğu illegal ve güvensiz kürtajlar; çünkü bu ülkelerin çok büyük bir çoğunluğunda son derece katı yasaklar var.
l  Aynı oran Kuzey Amerika’da 1000’de 19.
 
ABD’deki Alan Guttmacher Enstitüsünün vardığı sonuca göre, hem gelişmekte olan ülkelerde hem de sanayi ülkelerinde yalnızca nitelikli aile planlaması olanaklarının ve modern, güvenilir, yaygın doğum kontrol yöntemlerinin sunumu kürtaj oranlarını düşürebilmektedir.

Dünya Sağlık Örgütüne göre, 2008 yılı verilerine göre dünyadaki 193 ülkenin;

l Yüzde 98’inde anne hayatını tehdit ediyorsa;

l Yüzde 67’sinde annenin fiziksel sağlığını tehdit ediyorsa;

l Yüzde 65’inde annenin ruhsal sağlığını tehdit ediyorsa;

l  Yüzde 49’unda tecavüz ya da aile içi cinsel ilişki sonucu hamilelik durumunda;

l Yüzde 46’sında bebeğin özürlü doğacak olması durumunda;

l Yüzde 34’ünde ailenin ekonomik ve sosyal koşullarının elverişli olmaması durumunda;

l   Yüzde 28’inde kadının talebi üzerine
kürtaj yaptırmanın yasal olduğunu biliyor muydunuz?


KADININ İNSAN HAKLARINA DARBE

Uluslararası insan hakları standartları üreme hakkını yaşam, sağlık, özel hayatın gizliliği ve ayrımcılığa karşı haklar bağlamında ele alır. Türkiye de bu uluslararası standartlar çerçevesinde hazırlanmış olan uluslararası sözleşmeleri onaylamış bir ülkedir. Bunların başında gelen Birleşmiş milletler Kadınlara Karşı Her Türlü Ayrımcılığın Önlenmesi Sözleşmesi (CEDAW), kürtajı bir suç olarak gösteren yasalara karşı çıkmaktadır. CEDAW komitesine göre “Taraf devletler, kadınların, doğurganlıklarının kontrolüyle ilgili uygun hizmetlerin olmaması nedeniyle onların yasadışı kürtaj gibi güvenli olmayan tıbbi uygulamalar arayışına girmek zorunda kalmalarına engel olmalıdır.”
Böyle olmakla beraber Türkiye’de son günlerde bu hakkın geri alınması amacı ile gündeme taşınması, bizleri ciddi olarak kaygılandırmaktadır. Kürtaj ile başlayan tartışmanın kadınların beden bütünlüğü, üreme hakları, cinsel yaşamları gibi alanlara kadar genişlemesi, kamuoyunda bu alanlara devletin rahatlıkla müdahale edebileceği izleniminin yaratılması, kadın hakları açısından kabul edilemez bir gelişmedir.
Kadınların fazla düşünmeden ve keyfi olarak kürtaja başvurdukları ve bunu bir doğum kontrol yöntemi olarak kullandıkları varsayımı ile kürtajı yasaklamak, kadının insan haklarına vurulacak en ciddi darbelerden biri olacaktır. Ülkemizde kürtajların esas olarak 35 yaşının üzerinde ve doğurganlık eğilimleri azalmış kadın grubunda olduğu göz önüne alındığında, iktidar temsilcilerinin kürtajın bir doğum kontrol yöntemi olarak kullanılmakta olduğu savı doğrulanmamaktadır. Öte yandan dünya örnekleri kürtajın yasaklandığı durumlarda bile, güvenli olmayan koşullarda uygulanılmasına devam edildiğini göstermektedir. Nitekim, Dünya Sağlık Örgütü Üreme Sağlığı Strateji Raporları, dünyada her yıl ortalama 45 milyon kürtajın yapıldığını ve bunların 19 milyonunun güvenli olmayan ortam ve koşullarda gerçekleştiğini göstermektedir. Örgüt, güvenli ellerde yapılmayan bu kürtajlardan dolayı her yıl 68 bin kadının öldüğünü açıklamaktadır. Kürtajdan ölen bu kadınların sayısı, gebelikle ilişkili olarak ölen 500 bin kadının % 13’üne karşılık gelmektedir. Kürtajdan kaynaklanan rapor edilmemiş ölümlerin varlığı da hesaba katıldığında bu kadınların sayılarının çok daha fazla olduğu sonucuna varılabilir.
Ülkemizde de kürtaja dair getirilecek kısıtlamalar ve yasaklamalar, açıktır ki tıp mesleği elemanlarının yerini ehliyetsiz kişilerin almasına, kürtajın güvenli olmayan yerlerde ve koşullarda yapılmasına yol açacaktır.
Kürtajın bir doğum kontrol yöntemi olarak kullanılmasını engellemek için doğru strateji, onu yasaklamak değil, aile planlaması ve üreme sağlığı hizmetlerinin kalitesini artırmak ve ülke genelinde yaygınlaşmasını sağlamak olmalıdır.
Arzu edilmeyen gebeliklerin olmasını ve kürtajla sonuçlanmasını önlemek için kadınlar ve erkeklerin cinsel eğitim ve modern doğum kontrol yöntemlerine ilişkin bilgilere erken yaşlardan başlayarak kolaylıkla ulaşmalarını temin etmek gerekmektedir.
Kadınların bedenlerini denetleme gücünü elinde bulundurmak isteyen, onları her şekilde araçsallaştıran politik müdahalelerin, kadınlara atfedilen rol ve değerlerle çok yakından ilgili olduğu görüşündeyiz. Bugün Türkiye’de kadınlar her açıdan gerçek bir değersizleştirme sürecinin özneleri olmaktadırlar. Kendilerine birey olarak değer verilmek yerine varlıkları aile ve evlilik kurumlarının içinde eritilmek istenmektedir. Evliliğin her kadının yaşamında nihai amaç olması gerektiğini savunan, boşanmaları olumsuzlayan, kadınların ücretli çalışmasından yana olmayan, buna karşılık anneliği ve ev kadınlığını tek olumlu değer olarak gören, kadın cinselliği üzerinde ahlaki baskı oluşturan ataerkil anlayışların şimdi de kadınların bedenlerine müdahale etmeleri bu değersizleştirme sürecinin bir parçasıdır.
Türkiye’de kadınların değersizleştirilme sürecinin iyi anlaşılması ve bu sürecin tersine çevrilmesi gerekmektedir. Kadına öncelikle insan haklarına sahip bir birey olarak değer veren, kadın erkek eşitliğine inanan ve ayrımcılığı reddeden çevreleri bu eşitliği savunmaya davet ediyoruz.

*Orta Doğu Teknik Üniversitesi Kadın Çalışmaları Anabilim Dalı

www.evrensel.net