Kör değiliz

Kör değiliz

Nükleer enerji deyince şüphesiz ki akla ilk gelen, zararlarını bugün bile hissettiğimiz Çernobil faciasıdır. Çernobil reaktör kazası, 20. yüzyılın ilk büyük nükleer kazasıdır. Ukrayna'da, Kiev ‘e bağlı Çernobil kentindeki nükleer güç reaktörünün 4. ünitesinde, 26 Nisan 1986 g

Ali Üzgün - Cem Çetin


Araştırmalarda, ilk yıl doz açısından en fazla radyoaktiviteye maruz kalan ülke, Bulgaristan olarak belirlenmiştir. En yüksek radyasyon dozuna, sayıları bini bulan acil durum çalışanları ve Çernobil personelleri maruz kaldı. Çalışanların bazıları için, maruz kaldıkları dozlar öldürücü oldu. Zaman içinde, Çernobil’de çalışan kurtarma personelinin sayısı 600 bini buldu. Bunların bazıları, çalışmaları boyunca yüksek düzeyli radyasyona maruz kaldılar. Çöken radyoaktif maddeden kaynaklanan çocukluk troid kanseri, kazanın en önemli sağlık sorunlarından birisidir. Kazadan sonraki ilk aylarda, radyoaktif madde düzeyi yüksek sütlerden içen çocuklar, yüksek radyasyon dozları aldılar ve 2002 yılına kadar bu grup içinde, 4000’den fazla troid kanseri teşhis edildi. Bu troid kanserlerinin büyük bölümünün, radyoaktif madde alımından kaynaklanmış olması çok muhtemeldir. Aynı zamanda patlama sonucu yayılan radyoaktif maddeler nedeniyle, nesiller boyu süren genetik bozukluklar görülmüştür ve hala da görülmektedir.

Aslında çeşitli karşılaştırmalar yaparak da, nükleer enerjiye neden karşı olduğumuz açıklanabilir. Türkiye’nin, ’99’da yaşadığı Marmara depreminden daha büyük depremler yaşamış ve inşaat teknolojisini tamamen depreme dayanıklı yapılar üzerine kurmuş Japonya bile, bir deprem sonrası nükleer santral faciası ile burun buruna kalmıştır. Daha geçenlerde, Elbistan’daki termik santralin, kömür üretim tesisindeki madende meydana gelen göçükte, birçok işçimizi kaybettik. Nitekim örneklerini yazmakla bitiremeyeceğimiz, işçi sağlığı ve iş güvenliğine yeteri kadar önem verilmemesinden kaynaklanan bu kadar facia varken, bunun üzerine, bir de nükleer enerji santrali tehlikesinin eklenmesine ne gerek var?

Bütün bunlar yetmezmiş gibi, nükleer enerji santrali yapımının, ihale usulüyle, kapitalist patronlar eline verilmeye çalışılması da, bu santrallerin, daha kurulmadan başımıza birçok iş açacağının habercisidir. Gözünü para hırsı bürümüş patronların, fabrikalarda, atölyelerde, tersanelerde ve şantiyelerde, emekçilerin hayatını hiçe sayan uygulamalarının bir sonucu olan iş kazalarını, her gün görmekteyiz. Nükleer enerji gibi, ileri teknoloji ve alt yapı gerektiren bir işte, en küçük bir ihmalin bile, nelere sebep olabileceğini kestirmek güç değil. Yeterli alt yapı ve teknolojiye sahip olunması bile yetmezken, bugün Türkiye’de bunun yapılmasının istenmesinin asıl amacının, patronların ceplerini doldurmak olduğu, açıkça ortadadır.

www.evrensel.net