Ceha işçilerinin genç direnişçisi: Sarı Metin

Ceha işçilerinin genç direnişçisi: Sarı Metin

Kayseri Organize Sanayi Bölgesi, Türkiye’nin ilk 8 büyük OSB’lerinden. Organize sanayisi büyük olmasına rağmen sendikalı çalışan işçi sayısı % 5’ini ancak oluşturuyor.  Fabrikalarda örgütlü olan sendikalardan ise(Türk Metal, Öz İplik İş, Ağaç İş, Çelik iş) Kayseri işç

Veli Şahin

Kayseri Organize Sanayi Bölgesi, Türkiye’nin ilk 8 büyük OSB’lerinden. Organize sanayisi büyük olmasına rağmen sendikalı çalışan işçi sayısı % 5’ini ancak oluşturuyor.  Fabrikalarda örgütlü olan sendikalardan ise(Türk Metal, Öz İplik İş, Ağaç İş, Çelik iş) Kayseri işçisi memnun değil. Kayseri işçisi memnuniyetsizliğini “bu sendikalar işçinin değil patronun sendikaları”, “ne zaman sendika mücadelesine girsek yarı yolda bıraktılar” diyerek gösteriyorlar.

Böyle düşünen işçilerden CEHA işçileri, “işçi mücadelesinde sağlam” , “hak arama mücadelesinde tuttuğunu koparan” olarak değerlendirdikleri Disk’e bağlı Birleşik Metal İş sendikasında örgütlenmeye başladılar. İşçilerin sendikasız olmasından memnun olan CEHA patronu, işçilerin sendikalaşmasına hiç de sıcak bakmadı ve saldırılara başladı. İlk başta “DİSK kapatılıyor” yazılarını fabrikanın duvarlarına astı, “sendikalaşmanın Teröristlikle aynı değerde” olduğunu iddia eden el ilanları dağıttı. Ailelerini arayarak tehdit etti. İşçilerin mücadelesinde kararlı olduğunu gören CEHA patronu bu sefer de 30’a yakın işçiyi, işten çıkarttı.

CEHA işçisi yine yılmadı, işten çıkarılan CEHA işçileri fabrikanın önünde direnişe başladılar. 25 yıllık ömrünün 9 yılını CEHA büro mobilyalarında çalışarak geçiren Metin Kandemir de sendikalaştığı için işten çıkartılan ve fabrika önünde direnişte olan en genç işçilerden biri. CEHA işçilerinin ‘Sarı Metin’i ile  sendikalaşma sürecini konuştuk.

Sendika mücadelesine girmeden önce bir günün nasıl geçiyordu?

Sabah kalkar işe giderdim, çalışırdım daha sonra okey, bilardo oynardık. Bilgisayar merakım var o yüzden bilgisayarın önünde zaman geçiriyordum. Site yapıyordum, programlarla uğraşıyordum.

Sürecin neresinde müdahil oldun?

Üyeliğin olduğu dönem bana söylediler. İşçi arkadaşlar benim katılmayacağımı düşünüyormuş, “Metin bu tarz yerlerle uğraşmaz” diyorlarmış. Daha sonra kendi isteğimle dâhil olmaya çalıştım. Ben de sendika için uğraşmaya başladıktan sonra ilk atılanlardan biri oldum.

İlk başta neden arkadaşların seninle ilgili neden öyle düşünmüş olabilir?

Ben insanlarla muhabbet etmeyi severim, kimseyle kolay kolay kavga etmem. Müdürle, ustayla muhabbet kurardım, arkadaşlar da bu yüzden şikâyet eder diye düşünmüşler. Daha sonra sendika konusunda samimi olduğumu göstermek için sendika karşıtı herkesle aramı bozdum bende. Zaten öyle de yapmalıydım. Haklı bir mücadeleydi sonuçta. Ama kendi bölümümde her hangi bir haksızlık olduğunda “Neden böyle oluyor?” diye itiraz eden bir ben vardım. Mesela “Bu adamın ayağı ağrıyor. Bu adamın maaşı neden az?” diye diğer işçi arkadaşlarımın hakkını da ben arardım. Herkes bilir benim bu huyumu.

Daha önce sendika denince ne geliyordu aklına?

Ben sendika taraftarı değildim daha önce. Ben işçilerin birliğine inanan bir kafa yapısına sahibim. Diyordum ki; bu Ceha işçileri birlik olsa yaptıramayacakları iş yoktur. Ben sendikaya işçileri toplayan bir kurum gibi bakardım. Kötü bakmazdım ama “neden bir yevmiyemi vereyim, ne ihtiyacımız var sendikaya, herhangi bir şey olmadan da birlik olabiliriz” diye düşünüyordum. Daha sonra sendika olmadan olmayacağını anladım. Çünkü kimse bir araya gelmiyordu, birlik olabilmek için arkasında bir güç görmek istiyor insanlar. 

Şimdi DİSK’e bağlı Birleşik Metal İş sendikasına üyesiniz. Bundan önceki yıllarda, başka sendikalara da gittiniz. Peki, sen o faaliyette yer almış mıydın?

Ben o zaman uzaktan biraz gözlemliyordum, bu işin olmayacağını biliyordum.

Nasıl?

Benim abim Orta Anadolu fabrikasında işçi olarak çalışıyor. Hak-İş’e bağlı Öz İplik İş sendikası örgütlü o fabrikada. O zaman orada çalışan işçilerin hiç biri sendikadan da konfederasyondan da memnun değillerdi. İşçinin arkasında duran sendika değil. Bizim oraya girecek sendikada onların kardeş sendikasıydı. Yani abimden bir deneyim vardı, bende o deneyimden yararlandım.

Sendikalaşmadan önce, siyasete nasıl bakıyordun, kimlere oy veriyordun?

Ben eskiden hiçbir partinin bu ülkeyi adam akıllı yönetemeyeceğini düşünüyordum. O yüzden hiç birine oy atmadım, boş atıyordum daha çok. Ben direnişe girdikten sonra siyaset adına şunu öğrendim; mesela hep diyorlardı 2 sendikaya üyelik geliyor falan. Biz bir sendikaya üye olduk işten çıkartıldık, direnişteyiz şimdi. Yasa nerede? Devlet nerede? Hükümet nerede?

Biz sendikanın yetki başvurusunu yaptık, 2 ayı aşkın zaman olmasına rağmen cevap gelmedi. Diğer yasalar daha hızlı çıkıyor. Milletvekili maaşlarını 1 günde yükselttiler.

Sence neden yetki başvurusunun cevabı gecikiyor?

Benim aklıma şu geliyor; bizim fabrikamıza Enerji Bakanı Taner Yıldız’ın ÜÇYILDIZ MUKAVVA isimli kâğıt fabrikası üretim yapıyor. Mesela Taner Yıldız da rahatsız olmuş olabilir. Şimdi meclistekilerin çoğu da patron. İşçiden yana yasa çıkartmak istemeyeceklerdir.

Peki, sence meclis nasıl olmalı, ülke yönetimi nasıl olmalı?

Paraya dayalı olmayan, emekçilerin olduğu bir yönetim olmalı. Çünkü zengin yoksulun halinden anlamayacaktır. Oyu veren yönetimi belirleyen işçiler emekçiler ama yönetimde, mecliste işçiler yok. Mesela işçiler oyu şöyle veriyordu; patron bir dönem AKP’nin, MHP’nin milletvekili adaylarını getiriyordu fabrikaya yani işçilere nereye oy vermesi gerektiğini işaret ediyordu. Tabii işçi arkadaşlar da bunların ne yaptığını bilmediği için bunlar konuşunca oy veriyordu.

Patron, AKP’li, MHP’li vekilleri neden getiriyor? Patronun bundan çıkarı ne?

Patron kendine zarar vermeyecek kişileri seçiyor. Mesela istendiği zaman sendika yetkisini geciktirecek bir meclis olmasını istiyor. Ayrıca az önce de söylemiştim; CEHA’yla üretim yapan fabrikaların sahipleri ülke yönetiminde.. Siyaset hep böyle…

Ailen sendika hakkında ne düşünüyor?

Ailem bu mücadeleyi desteklemiyor. Çünkü patron Çerkez. Bizde Çerkez olduğumuz için bu mücadeleye ayıp olarak bakıyorlar. Benim daha önce bir abim burada usta olarak çalışıyordu. Patron onu Rusya’ya göndermek istedi, o da gitmek istemeyince kavga ettiler. Bu yüzden ayrıldılar. Şimdi patron o arkadaşımızı aramış, “kaynını neden kışkırtıyorsun bize karşı” diyerek ailevi ilişkileri kullanmaya çalışıyorlar. Yani anlayacağınız sadece patron Çerkez olduğu için ailem beni tam olarak desteklemiyor.

Abin de bir fabrika işçisi, o nasıl bakıyor peki?

Annemler fabrikada çalışmadığı için tam beni anlamıyorlar. Ama abim biliyor nasıl ezildiğimizi. Çünkü kendiside aynı sorunları yaşıyor. Bu yüzden destekliyor. Ancak annem ve babam yaşlı oldukları için onları da üzmek istemiyor. Bu yüzden benim fabrika önünde direnişte olmama karşı, “gir bir işe çalış” diyor.

 

Daha önce Evrensel Gazetesini duymuş muydun? Evrensel Gazetesine nasıl bakıyorsun?

Ben mücadeleye girene kadar Evrensel Gazetesi’ni duymamıştım. Bu gazete işçiler için kesinlikle gerekli. Mesela bizim mücadelemizi TOGO işçisine, TOGO mücadelesini bizim direnişimize aktarıyor, birbirimizden haberdar olmamızı sağlıyor. Gazete olmasa bizim İzmir’den, İstanbul’dan, Ankara’dan haberimiz olmazdı. Biz orada yapılan mücadeleyi görüyor ders çıkarıyoruz. Daha fazla cesaret alıyoruz. Bizim yalnız olmadığımızı gösteriyor. Evrensel Gazetesini büyütmemiz lazım. Bütün işçilere ulaştırmamız lazım. İşçileri bilinçlendirebilecek tek şey var o da Evrensel Gazetesi...

Birçok kişi sizlere desteğe geliyor, sence bunun nedeni ne?

Sınıf bilinci olmasından kaynaklı, gelen insanların birçoğu sınıf kardeşliğini savunuyor. Yani fikri bir birliktelik var. Ben sendika işine girmeden önce böyle bir sınıf tutumu, dayanışması olacağını ummazdım.

Son olarak, bu iş nereye gider, ne olacak sonunda?

Bizim kaybedecek bir şeyimiz yok. Biz her ne olursa olsun mücadelemizi devam ettireceğiz. Herkese mücadelemizi anlatacak, mücadelemizi daha da büyüterek ilerleyeceğiz. Direne direne kazanacağız!


TOGO İŞÇİLERİYLE DAYANIŞMA

Ankara’da sizinle aynı sürede direnen TOGO işçilerinden bir arkadaş, Kayseri’ye yanınıza geldi, size destek oldu. Siz de onunla birlikte Kayseri’deki TOGO Mağazası’nda eylem yaparak bildiri dağıttınız. Bu birliği nasıl sağladınız, nasıl irtibat kurdunuz?

Biz gazete aracılığıyla, Evrensel gazetesiyle bir ilişki kurduk. Açıkcası sadece kendi işyerimizle sınırlı kalsak bunu yapamazdık. Belki sadece Kayseri ile ilişkiler kurabilirdik ama tüm Türkiye’deki işçilerle haberleşmemiz ve dayanışmamız da önemli. Burada, hem sendikalaşmanın hem de gazetenin önemini anladım.


PATRON SÖMÜRÜRKEN İŞÇİNİN MİLLİYETİNE BAKMIYOR

 “Bu fabrika ilk açıldığı zaman % 95’i Çerkez işçilerdi. Bizim Çerkez arkadaşlar, patron Çerkez olduğu için daha çok çalışıyorlardı. Ama şimdi herkesin aklı başına geldi. Hiçbir işçiye “Sen Çerkezsin, sana daha çok maaş vereyim” demiyordu. Tam tersine Çerkez olanı da olmayanı da aynı şekilde sömürüyordu. Biz bunu gördük aklımızı başımıza geldi.” 

www.evrensel.net