Türkiye’ye el Bab uyarısı:  Kendi çukurunu kazmayı bırak

Türkiye’ye el Bab uyarısı: Kendi çukurunu kazmayı bırak

Türkiye’nin Suriye’nin el Bab kasabasında verdiği kayıplar Arap basınının gündemindeydi.

Ali KARATAŞ

Arap coğrafyası Tunus’tan Yemen’e, Suriye’den ve Filistin’e oldukça kritik gelişmelerin yaşandığı bir haftayı geride bıraktı. Türkiye’nin el Bab’ta verdiği kayıplar da Arap basının gündemindeydi. Yazar Abdulbari Atwan, el Bab için, “Eğer çukura düşersen yapman gereken ilk şey çukur kazmayı bırakmaktır” diye yazdı.

Atwan, Trump’ın Suriye’de “güvenli bölge” ile ilgili alışılmadık açıklamalarını ve CIA Başkanı Mike Pompeo’nun ilk ziyaret ettiği ülkenin Türkiye olmasını da, Türkiye’nin düştüğü çukurda çukur kazmaya devam etme niyetine bağladı.

YEMEN’DEN MESAJ

Geçtiğimiz hafta Yemen’de ülkenin çoğunluğunu elinde bulunduran Husi-Ali Abdullah Salih ittifakı ilk defa Suudi Arabistan’ın başkenti Riyad’ı balistik füze ile vurdu. Rai al Youm gazetesinin başyazısında değerlendirdiği olay, “Trump’a ve Suudi Kralı’na” bir mesaj olarak yorumlandı. Lübnan’da yayınlanan an Nahar gazetesinde yazan Semih Saab, yeni dönemde İran-ABD ilişkilerini değerlendiren makalesinde, Trump’ın İran ile yapılan anlaşmayı yeniden gözden geçirmesi ve İran Devrim Muhafızlarının “terör listesi”ne alınması için Dışişleri Bakanlığına talimat verilmesi üzerinde durdu.

Trump’ın Ortadoğu’daki temel siyasetinin, Obama’nın tersine, İran’la yüzleşme üzerine kurulu olacağı görüşünü savundu. Bütün bu gelişmeler Yemen’in fırlattığı füzelerin sadece Riyad’a değil Washington’a da bir mesaj olduğu yorumlarına yol açtı.

Yemen’de ulusal uzlaşı toplantılarının sonuçsuz kalması üzerine Abdurabbu Mansur Hadi Hükümeti istifa etmiş ve Husi-Salih ittifakı başlattığı askeri harekatla Başkent Sana da dahil ülkenin büyük bir bölümünü ele geçirmişti. Bu gelişmeye karşılık, başında Suudi Arabistan’ın bulun Koalisyon güçleri 2015’in Mart ayında “Kararlılık Fırtınası” operasyonunu başlatmıştı.

TUNUS’TA EKONOMİDE KÖTÜ DÖNEM

Middle East Online haber sitesinin Arapça bölümünde, Tunus’ta hayat pahalılığı ile ilgili haber dikkat çekti. Haberde Tunusluların devrimden sonra, daha önce karşılaşmadıkları bir pahalıkla karşı karşıya kaldıkları ve hükümet tekellerle ve spekülasyonla mücadele  edemediği bilgisine yer verildi. Tunus’ta keskin fiyat artışları nedeniyle vatandaşın alım gücü düştüğü vurgulandı. Buna karşılık Tunus Halk Cephesi daha önce hükümeti uyarmış ve yaşanan krizin ancak ekonomik ve sosyal dönüşümde olduğunu ifade etmişti.

İSRAİL TOPRAK ÇALMAYA DAVAM EDİYOR

Geçtiğimiz hafta diğer bir önemli gelişme Filistin’de yaşandı. İsrail Parlamentosu, Yahudi yerleşimcilere Filistin topraklarındaki tapulu arazilere yerleşim kurma izni veren tartışmalı yasa tasarısını onayladı. Böylece “Filistinlilerin tapulu arazilerine” el konabilecek. Mısır’da yayınlanan Ahram gazetesi, durumu, “Toprakları çalmak” olarak nitelendirdi. Filistin Kurtuluş Örgütü (FKÖ) ise yaptığı açıklamada, İsrail’in yerleşim girişiminin, barışı ve iki devletli çözüm fırsatını baltaladığını belirtti. FKÖ, yeni yasanın “İsrail devletinin siyasi çözüme yönelik tüm çabaları yok etme isteğini” ortaya koyduğunu da ifade etti.


ÇUKURA DÜŞEN ÖNCE ÇUKUR KAZMAYI BIRAKMALI

Abdulbari ATWAN
Rai al Youm

Eğer Suriye ordusu ile el Bab’taki Türk “Fırat Kalkanı” güçleri arasındaki çatışmalar doğrulanırsa, bu gelişme Türkiye’nin, müttefiki Suudi Arabistan gibi bir yıpratma savaşına girmesi anlamına gelebilir. Haber ajansları IŞİD ile çatışmalarda son iki günde onlarca Türk askerinin öldüğünü ve yaralandığını onayladılar. Bunlara ek olarak üç asker de yanlışlıkla Rus uçakları tarafından vuruldu.

İTTİFAKLAR DEĞİŞEBİLİR

Türkiye’nin resmi açıklamalarına göre üç aya yaklaşan ve ÖSO’nun bazı gruplarını da kapsayan “Fırat Kalkanı” güçleri, büyük ilerleme kaydetti. Lakin el Bab’ın şiddetli direniş nedeniyle düşmediği, düşmek üzere olduğu belirtiliyor. Eğer iki ordu kanlı çatışmalarla karşı karşıya gelirse savaş uzayacak. Zemindeki ittifak baştan aşağı değişecek ve maddi ve insani kayıpları büyütecek. Özellikle Türk tarafında. Türk kamuoyu sonrasında öfkeye dönüşecek bir huzursuzluk ve endişe hali yaşıyor.
Suriye ordusu. resmi açıklamaya göre, denetiminden çıkan beldeyi geri almak için savaşıyor. Türk askerlerinin bulunmasını işgal ve Suriye’nin egemenliğini ihlal olarak değerlendiriyor. Yabancı işgaline karşı topraklarını savunan, her zaman daha güçlü ve daha ikna edici olur.

MÜLTECİLERİ SİYASİ ÇÖZÜM DURDURUR

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan 5 bin kilometre karelik “güvenli bölge” oluşturmak için Türk askerlerini güçlü bir şekilde Suriye’nin derinliklerini itti. Böylece Şam hükümetinden bağımsız, Türk idaresi altında bir cep oluşturacak. Böylesi bir gelişme doğrudan veya dolaylı olarak mülteci akımını önleme gerekçesiyle Suriye’nin mezhepsel kantonlara bölünmesinin başlangıcı olacak. Bu bahane, Suriye içinde ve dışında çok kişiyi ikna etmiş değil.
Mülteci akınını durduracak olan, ateşkesin istikrarı ve Suriye’de savaşan bütün tarafların görüşmelere katılmasıdır. Kanın akmasını durduracak, istikrarı tesis edecek ve parçalanmış olan ülkede coğrafi ve demografik birliği sağlayacak olan siyasi bir çözüme ulaşılmasıdır. Türkiye’nin askeri müdahalesi, IŞİD ile savaşma sebebiyle değil, gelecekte Türkiye’ye karşı hücum düzenlemede sıçrama tahtası olabilecek Kürt varlığını engellemek amacıyla geldi.

HEDEF KÜRTLERİN ROL ALMAMASI

Erdoğan, Suriye’nin gerçek hakimi olmak istiyor. El Bab kontrol altına alındıktan sonra ikinci aşamanın Rakka’ya doğru uzanmak ve IŞİD’i oradan kovmak olduğu doğrulandı. Bu adımı Suriye’nin egemenliğini sağlamak için değil, çoğunluğunu Kürt güçlerin oluşturduğu Suriye Demokratik Güçleri’nin, (Rakka’nın) kurtarılmasında herhangi bir rol almasını engellemek için atacak. Bir de akla şu soru geliyor; neden Rakka’dan sonra Şam olmasın?

DÜŞMANIMIN DÜŞMANI DOSTUMDUR

Türkiye’nin askeri müdahalesi ve Suriye ordusu ile çatışma nedeniyle ittifaklar baştan aşağı değişebilir derken, zemindeki “düşmanımın düşmanı dostumdur” deyişinde olduğu üzere Kürtler ve Suriye hükümeti arasında billurlaşan ittifakı kastediyoruz. IŞİD doğrudan veya dolaylı olarak bu yeni ittifaka katılırsa veya ona karşı savaşmazsa şaşırmayız. Çünkü “sırtımdan hançerledi” dediği Erdoğan’a nefreti, Suriye iktidarına olan nefretinden çok daha büyük. Mesele öncelikler sorunu.

ÇUKUR KAZMAYI BIRAKMALI

Bir İngiliz atasözü; “Eğer çukura düşersen yapman gereken ilk şey kazmayı bırakmaktır” der. Cumhurbaşkanı Erdoğan bu sözü duymamış gibi gözüküyor. Eğer duymuşsa da vermek istediği mesajı almamış demek ki. Çünkü Suriye çukuruna düştü. Krizin başlangıcından bu yana 6 yıldan beri kazıyor, kazmaya devam edecek. Bu sonuca ulaşmamızı sağlayan ABD’nin yeni başkanı Trump’ın, “güvenli bölgeyi” alışık olmadık bir şekilde desteklenmesi ve yeni CIA Başkanı Pompeo’nun ilk olarak Türkiye’yi ziyaret etmesi.


YEMEN FÜZELERİNİN MESAJI

Rai al Youm
Başyazı

Husi-Salih ittifakı, Suudi firkateynini vurduktan birkaç gün sonra neden Cidde veya Taif’i değil de Riyad’ı balistik füzelerle vurdu. Füzeler, Trump’a ve onunla birlikte Suudi Kralı’na Yemen’in mi İran’ın mı mesajıydı?
Füzeler zamanını ve onların yarattığı krizleri ve gerginliği yaşıyoruz. ABD Başkanı Donald Trump, uzun menzilli balistik füze denemesi nedeniyle İran’a yaptırım davullarını çalmaya başladı. Askeri çatışma olasılığı nedeniyle “Ilımlı Arap Eksenini” canlandırma hazırlıkları da başladı. Husi-Salih ittifakı resmi olarak balistik füzeleri kendilerinin fırlattığını ilan etti. Böylece herhangi bir başkentin, füzelerin menzilinde olduğunu kanıtlamış oldu.
Dikkate değer diğer bir nokta ise füzelerin, Suudi Arabistan’ın yürüttüğü “Kararlılık Fırtınası” operasyonunun üçüncü yılına girmesinden ve Yemen’de el Hadidi Limanı’nda bulunan Suudi askeri firkateyne hasar verilmesinden birkaç gün sonra fırlatılması. Bu saldırıda iki asker ölmüş, üçü de yaralanmıştı.
Bu saldırının birçok gerekçesi var.
En belirgin olanı Husi-Salih ittifakının, bu füzeleri geliştirdiği veya sahip olduğunun resmen ifade edilmesi.bunun yanı sıra Suudi başkentin sakinlerini endişenlendirerek hedefte olduklarını göstermek.
İran, havacılık konusundaki acizliği nedeniyle ABD ve Rusya tarafından kendisine yönelik bu yöndeki tehditleri kapatmak için füze konusunda Ortadoğu’da en uzmanlaşmış ülke. Bu teknolojiyi Suriye’ye, Lübnan’da Hizbullah’a ve Gazze Şeridi’nde Hamas’a ihraç etti. Uzmanların çoğuna göre Yemen’deki Husilere de bu teknolojiyi ihraç etmiş olması şaşırtıcı olmaz. Yine uzmanlar, daha önceki Cumhurbaşkanı Ali Abdullah Salih’in, Kuzey Kore ve Rusya ile ilişkilerinin iyi olduğunu da hatırlatıyor.
Cidde ve Taif yerine Riyad’ın füzelerle hedef alınması belki de Arabistan’ın “Husiler ve müttefiki Salih Mekke’yi tahrip etmek istiyor” resmi iddiasını geri çekmesi içindir. Durum Suudi Arabistan iktidarını büyük bir utanç içerisinde bıraktı.
“Kararlılık Fırtınası”nın üçüncü yılına girmesi nedeniyle Suudi Arabistan’ın başkenti Riyad’da kutlamaların olacağını düşünmüyoruz! Çünkü bu “fırtına”nın önüne koyduğu hedeflerin çoğu gerçekleşmiş değil. Aksine tam tersi sonuçlar verdi. Bunların en belirgin olanı Suudi Arabistan hükümetini mali ve beşeri olarak yıpratması ve Başkent Sana’nın alınamaması. Liste uzayıp gidiyor.


FİLİSTİN’İN TOPRAĞINI ÇALMAK

al Ahram
Başyazı

Önceki akşam Batı Şeria’da yeni yerleşimlere izin veren İsrail Parlamentosunun (Knesset) onayladığı kanun çıktı. Bu kanun İsrail’in barış ve iki devletli çözüm istemediği kanaatini oluşturdu. İsrail hükümeti bu kanunla, Filistin topraklarından ne kaldıysa çalmaya devam etme imkanı bulacak.
Burada ilginç olan İsrail’in, uluslararası toplumun karşı çıkmasına ve Birleşmiş Milletlerin haftalar önce yerleşim yerlerini kınama kararına rağmen bu eylemeleri yapması. Böylece kimseye saygısı olmadığı, herkese meydan okuduğu; uluslararası barış girişimlerini baltalamak için gerginliğe devam edeceği izlenimini vermektedir.
Yine diğer bir ilginç nokta ABD’nin pozisyonu. Her zamanki gibi Tel Aviv’den bu konuyu netleştirmesini istedi. Bu tutum, Başkan Trump’ın seçim kampanyası boyunca duyduğumuz kötü duruşunun yansıması. ABD Dışişleri Bakanlığı, İsrail’in bu kararıyla ilgili yorum yapmayı reddetti. “Taraflarla görüşmek için daha fazla zamana ihtiyaç var” dedi.
Washington, İsrail mahkemelerinin kararı gözden geçireceği eğiliminde. İsrail hakimleri ne zamandan beri Filistinlilere adalet dağıtıyor?
Yeni kanun İsrail’e, herkesin Filistin toprağı olduğunu bildiği yerleri alma hakkı veriyor. İsrail Parlamentosu Knesset, bu kararı 52’ye karşı 60 oyla aldı. Bu sayılar İsrail’deki herkesin niyetini de yansıtmaktadır. Yine bu kanuna göre, üzerinde bina inşa edilen Filistin topraklarına da el koyabilecektir.
Burada şu soru ortaya çıkıyor; Filistin’den daha fazla toprak çalmak barışa yardımcı olacak mı? Veya, aksine nefreti ve şiddeti mi arttıracak? Çok geçmeden İsrailli liderler bu soruyu cevaplamalılar.


TUNUS’TA ÇÖZÜM EKONOMİK VE SOSYAL DÖNÜŞÜM

Tunus’ta hayat pahalılığı ve halkın alım gücünün düşmesi sonucunu doğuran politikalar konusunda Halk Cephesi, hükümeti uyarmıştı. Cephe adına açıklamayı yapan Hamma Hamami, ülkeyi eski rejimin temsilcilerinin de içinde yer aldığı Nida Tunus ve Müslüman Kardeşlerin Tunus’taki temsilcisi, İslamcı Nahda partilerinin burjuva koalisyonu yönettiğini belirtmişti. Ülkede geniş çapta bir yönetim krizi yaşandığına dikkat çeken Hammami, özellikle sosyal ve ekonomik boyutları açısından durumun sürekli kötüye gittiğine dikkat çekti. Hammami’nin açıklamasının devamı ise şöyle: “Söz konusu yönetimdeki ittifakın iktidarından bir buçuk sene sonra ortaya çıkan fotoğraf, her açıdan kasvetli ve karanlık görünüyor: Ekonomi durgunluk, gelişmişlik oranı ‘kötüye yakın’ (bu oran yüzde 0.8 ve Nida Tunus ile Nahda Partisi bu sene için yüzde 5’lik bir kalkınma oranı vadetmişti), borçlanma oranı yüzde 55 oranındaki Gayrisafi Yurt İçi Hasılaya yaklaşmış, yüzde 30 oranında ticari açık, dinarda eşi benzeri görülmemiş bir düşüş, kalkınmayı olumsuz olarak etkileyen yolsuzluk, ülkenin çıkarlarıyla oynayan mafya kontrollü lobiler vs.
Meclisteki çoğunluk tarafından onaylanan kanunlar sadece yerli ve yabancı sermayenin yararına ve bu sermayenin ülkenin kaynaklarını daha kolay sömürmesini kolaylaştırmaktadır. Bu kanunlar arasında işçilerin ve yoksul kesimin yararına olan bir kanun bile yok.
Demokrasinin, ülkemizin ve halkın hizmetine girebilmesi için çelikten temeller üzerine oturtulması, ekonomik ve sosyal değişimlerle güçlendirilmesi ve yolsuzluğun sosyal hayata ve medyaya tahakkümünün engellenmesi gerekiyor”

 

Son Düzenlenme Tarihi: 13 Şubat 2017 06:48
www.evrensel.net