Fikri ve cismi arasında 'Çelik Çekirdek'

Fikri ve cismi arasında 'Çelik Çekirdek'

Nuray Sancar, Milliyetçi Hareket Partisi'nin 'Devlet' ile bağını yazdı.

Nuray SANCAR

Sağ partiler arasında siyasetin gelgitleri, uluslararası ilişkilerin seyri veya halk arasında yaygınlaşan fikirler ne olursa olsun esnemeyen, dolayımlara yüz vermeyen, söylemini günün gereklerine uyarlamaya tenezzül etmeyen bir partidir MHP. Devletin merkezinden uzaklaştıkça rengi açılan diğer sağ partiler, söylemlerini kalabalıkların ortalama bilincine uyarlamaya çalışıp popülizmin sınırlarını zorlar ve bir kitle partisi olmak için yanıp tutuşurken o, kalabalıkların kendisine uymasını bekler. “Devletin çelik çekirdeği”ni oy beklentisi ile bu sularda gezmek gibi bir niyeti yokmuş gibi görünür. Bürokraside, devletin nizami ya da gayrı nizami oluşumlarında; görünür ya da görünmez bütün düzeylerinde zaten vardır.

MHP VE DEVLET İLİŞKİSİ

12 Eylül öncesinin yoğun politizasyon ortamında parti, sokaktaki vurdulu kırdılı vukuatların tam ortasındaydı. Kendisini devletin, tehlikede olduğunu düşündüğü bekasının koruyucusu olarak gören MHP’nin gençlik örgütleri ya da onunla ilişkili siyasi örgütlerin adı 16 Mart katliamı başta birçok silahlı eylemde geçti. Askeri darbe gerçekleştiğinde, alanlarda “kardeş kavgası”na son vereceğini söyleyerek cuntasına halk nezdinde meşruiyet inşa etmeye çalışan Kenan Evren,  ülkücüleri cezaevlerinden veya idam sehpasından esirgemeyecekti. Partinin kurucu lideri Alparslan Türkeş’in o zaman söylediği “Fikrimiz iktidarda biz hapisteyiz” sözü, bir vecize olarak siyasi tarihe yazıldı. Gerçekten de sosyal ve siyasal durumla baş edemeyen, hükümetlerdeki kalış süresi giderek kısalan sağ kitle partilerinin derinleştirdiği kaos ortamında, giderek MHP’ye en çok yaklaştığı darbe döneminde devlet hareketin kadrolarına ihtiyacının kalmadığını ilan ediyordu.

Darbe faslından sonra MHP sokak eylemlerini durdurarak bir siyasal parti olarak seçim- sandık prosedürüne uydu. Ne var ki o bir partiden daha fazlasıdır ve seçimlerde kayda değer sonuçlar almadığı zamanlarda bile kadrolarının her yere yayılmasıyla işleri alttan alta onun döndürdüğünü her zaman hissettirmiştir. Bir kitle partisi olamamanın telafisinin, kadim devlet siyasetinin bazen başat hale gelen bazen o kadar yüksek sesle dile getirilemeyen temel normlarının bekçisi ve sözcüsü olmakla yapıldığı söylenebilir.

CEMAATTEN BOŞALAN YERİ MHP ZİYADESİYLE ALMIŞTIR

7 Haziran seçimlerinden sonra da MHP ne CHP’nin “gel başbakan ol” diyerek yaptığı koalisyon teklifine ne de AKP ile usulüne uygun işbirliğine sıcak baktı. Tek başına iktidar imkanlarını zorlayarak 1 Kasım’da sandık kararı alan AKP’ye açık destek vermekle yetindi. 1 Kasım’dan sonraki süreç ise AKP’nin görünürdeki tek partili hükümetinin esasta MHP ile zımni ittifak şeklinde yürümesidir. Cemaatten boşalan yeri MHP ziyadesiyle almıştır. Bu simbiyoz ilişki, devletin hem Kürt sorununa ilişkin rota çevirdiği hem Ortadoğu savaşının ortasında daha çok AKP’nin eski ortaklarının ihanetinden dolayı düştüğü sıkışık pozisyonuna bir çare ararken mecbur olduğu pazarlıkların sonucunda gerçekleşmiş gibi görünür. Ama bu ilişki ile MHP de geleneksel “fikrim iktidarda” statüsüne yeni bir düzey atlatma olanağı bulmuştur. 

Ne var ki bu tercih MHP’nin fikrine faz atlatsa da cismine dair yeni sorunlar ortaya çıkardı. AKP ile kurulan ortaklığın bir parti olma iddiasından vazgeçmek anlamına geldiğini düşünen başlıca MHP kadroları bir kurultayla yönetimi görevden almaya soyunarak partinin bir eşiğe geldiğini ilan ettiler. Bu kurultayın yapılamaması için zımni ortağından epey bir destek gören Bahçeli kurultay badiresini atlatmayı becerse de hem MHP hem de kendisi bir kere kan kaybetmeye başlamıştı. Nitekim, muhaliflerin “fikrimiz kadar fiziğimiz de iktidarda olsun” talebinin karşılık bulduğu “taban”ın bir kısmı, referandum sürecinde anlaşıldı ki başkanlık sistemi hakkında Bahçeli gibi düşünmüyordu.

MHP İÇİNDE ANAYASA GERİLİMİ YÜKSEK

Bugün “Tek bayrak tek millet tek devlete evet ama tek adama hayır” diyen MHP kesiminin anket sonuçlarında beliren yüzdesi gerilimin azımsanmayacak düzeyde olduğunu gösteriyor. Bahçeli’nin Doğu Perinçek ile polemiği sırasında ettiği “Perinçek gibilerini değil Erdoğan’ı tercih ederim” lafı zaten kopuş halindeki seçmenin nezdinde, Bahçeli yönetimindeki partinin sadece fikren değil fizik olarak da AKP içinde eridiği düşüncesini pekiştirmiş durumda.

Bahçeli “Bizim tabanımız yoktur, dava arkadaşlarımız vardır” diyerek kalabalık, tekinsiz, uçarı, gevşek bir taraftarlığı ima eden taban lafını, partilileri birbirine bağlayan şedit bağın öneminin altını çizerek revize etse de seçim kazanmak, oyla iktidara gelmek gibi “popülist” talepler MHP tabanında açığa çıkmış görünüyor. Çelik çekirdek içinde konsantre olmuş dava insanları olarak kalmakla yetinmeyen aynı zamanda hükümet olma olanaklarını peşine düşen parti muhalifi liderlerin söylemlerine kulak kabartıyor. MHP fikrinin AKP sayesinde toplumsallaşması bunun gerçekleşebileceği bir konjonktürün de kapısını açmış sayılıyor.

Bu toplumsallaşmanın siyasi karşılığı MHP’nin devletçi politikalarının giderek Hükümet tarafından içselleştirilip AKP’nin MHP’lileşmesidir. Bu durum AKP tarafından Meclis’te kalkan parmak sayısı kadar aritmetik bir karşılığa sıkıştırılan partinin referandum sonrası için vaat edilen bakanlıklarla telafi edilecek gibi durmuyor. 

Hükümetin iç ve dış politikadaki taktiklerinin en uygun konjonktürü yarattığı MHP için iktidar yine bir fikirden ibaret kaldıkça, konjonktür en uygun siyasi biçimini MHP’nin cisminde bulmayı öteledikçe her türlü siyasal rüzgara karşı sapasağlam kalacağı varsayılan dava bağının gevşemesi diyalektiğin ve siyasetin cilvesidir. Önceden partililere beyaz çorap giymeyi yasaklayan Bahçeli’ye beyaz çorap giyerek racon kesmek de bu cilvenin MHP seçmenince tercümesidir.

www.evrensel.net
ETİKETLER Nuray SancarMHP