Almanya 'partili cumhurbaşkanı'nı seçiyor

Almanya 'partili cumhurbaşkanı'nı seçiyor

Almanya'da bugün 'partili cumhurbaşkanlığı' için seçimler var. Seçimler Almanya'da cumhurbaşkanının partili tarafsız kalınabileceğini gösteriyor.

Yücel ÖZDEMİR
Köln

Almanya'da bugün devletin üst makamı olan cumhurbaşkanlığı için seçimler var. Ancak cumhurbaşkanı halk değil, halkın temsicileri tarafından seçildiği için, gürültüsü, seçim kampanyası yok. Neredeyse halkın önemli bir bölümünün bugün yeni cumhurbaşkanının seçiliğinden de haberi yok.

Bugün hükümet partileri CDU/CSU ve SPD'nin uzlaşmasıyla beş yıllığına cumhurbaşkanlığı koltuğuna oturacak Dışişleri eski Bakanı Frank-Walter Steinmeier, yılladır SPD'nin yöneticisi. Eski Başbakan Gerhard Schröder'le birlikte yükselmeye başladığı siyaset merdivenlerinde SPD adına iki kez dışişleri bakanlığı yaptı. Bir kez de Başbakan Angela Merkel'e karşı başbakan adayı oldu, ama hezimete uğradı.

Açıktan SPD kimliğiyle siyaset yapan Steinmeier'in devletin en üst makamına ülkenin iki büyük siyasi partisi tarafından “ortak aday” olarak gösterilmesinde Steinmeier'in partili kimliğini bir yana bırakmadan partilerüstü bir tutum içinde olacağından herkes emin. Hem de Alman Anayasası'nda cumhurbaşkanının siyasi olarak tarafsız, partisiz olması gerektiğin dair bir düzenleme de olmadı halde...

Steinmeier SPD üyesi olarak kalmaya devam edecek, ama Alman siyaset geleneğinde var olan cumhurbaşkanlığı makamının saygınlığı gereği bağımız kalacak, ona göre davranacak. Bu 1949'dan beri böyle oldu. Federal Cumhuriyeti'in kurulmasından bu yana cumhurbaşkanlığı koltuğuna oturan 10 erkek de yaptığı yemine göre davrandı.

Dahası, partide aktif siyaset yaptıklarında bazı konularda radikal görüşlere sahip olan cumhurbaşkanlarının tümü, koltuğu aturduktan sonra ülkedeki bütün kesimleri kucaklayacak gibi hareket ettiler.

Bir önceki Cumhurbaşkanı Christian Wulff, “İslam Almanya'ya aittir” diyerek partisi CDU'dan tepki almasına rağmen önemli bir çıkış yapmıştı. Ama aynı Wulff, hakkında yakın arkadaşından rüşvet aldığı, bir gazeteciye kendisi hakkındaki haberleri yayınlamaması için baskı yaptığı için sert eleştirilere maruz kalmış, sonra da görevinden istifa etmişti.

Özetle, yerleşik Alman siyasetinde devletin en üst makamı olan cumhurbaşkanlığına partili şahsiyetler seçilmekle birlikte, bu göreve geldiklerinde bütün toplumun temsilcileri oldukları prensibinden hareketle partili kimliklerini arka plana atarlar. Böylece, görevde bulundukları sürede genellikle halk tarafından en çok sevilen siyasetçiler olurlar.

ALMANYA-TÜRKİYE KIYASLAMASI

Türkiye'de de bu gelenek, mevcut cumhurbaşkanı koltuğu oturana kadar az çok öyleydi. Şimdi ise fiili partili cumhurbaşkanı modelini yasal çerçeveye oturtmak için bütün ülke sandık başına götürüyor.

Türkiye ile Almanya karşılaşması yaptığımızda, Almanya'da partili cumhurbaşkanları bütün toplumu kucaklama adına partili kimliklerini geri plana çıkarırken, Türkiye'de “partili cumhurbaşkanı” toplumun bir kısmını dışlamak, karşısında almak için partili kimliğini öne çıkarıyor. Hal böyle olunca, Türkiye'deki bütün halkı kucaklayacak, halkın da az çok güven duyabileceği cumhurbaşkanı olmayınca, geriye artık bütün halkın temsilcisi olmayan partili cumhurbaşkanlığına kapı aralanıyor. Bu doğal olarak toplumdaki gerilim ve kamplaşmayı hızlandıracak, derin bölünmelere zemin hazırlayacak.

STEINMEIER 'TEK MİLLET' DESEYDİ NE YAPARDIK?

Cumhurbaşkanı Erdoğan, “partili cumhurbaşkanı” kampanyasını “Tek millet için, tek bayrak için, tek vatan için, tek devlet için Evet” şeklinde başlattı. Bu slogan belki iç siyasette prim toplayabilir. Ancak Almanya'dan bakınca, Hitler'in 1933'deki seçimlerde kullandığı “Ein Volk, Ein Reich, Ein Führer” (Tek Millet, Tek İmparatorluk, Tek Lider) sloganı anımsatıyor.

Böylesi bir dönemde örneğin Steinmeier'in seçimler öncesinde bunu çağrıştıracak bir slogan kullanması, demeç vermesi durumunda tam anlamıyla bir “skandal” olurdu. Bu nedenle Almanya'da bu türden bir sloganla seçimlere katılmak doğrudan Nasyonalsosyalizm dönemini hatırlattığı için toplumun kendisi tarafından reddediliyor.

KOALİSYON İSTİKRARSIZLIK MI?

Bugünkü cumhurbaşkanlığı seçimleri tam anlamıyla bir koalisyon uzlaşması. Her ne kadar Türkiye'de “partili cumhurbaşkanlığı”nın en önemli dayanaklarından birisi “istikrarsız koalisyonlar yerine tek parti yönetimi” gösteriliyorsa da Federal Almanya, kurulduğu 1949'dan bu yana hep koalisyonlarla yönetildi. Bugün de “Büyük Koalisyon” işbaşında. Önümüzdeki eylülde yapılacak seçimlerden sonra da bir koalisyon hükümetinin kurulacağı kesin gibi. Bütün bunlara rağmen hiçbir parti ya da lider çıkıp, “koalisyonla olmuyor, tek parti yönetimi”nin önünü açalım demiyor.
Bugün yapılacak seçimlerde muhafazakarların (CDU/CSU) delege sayısı sosyal demokratların delege sayısından 155 fazla olmasına rağmen Steinmeier'i “ortak aday” olarak kabul ettiler. En yüksek mevkiye seçilecek kişinin tartışılan değil, uzlaşılan kişi olmasına dikkat edildi. Bunda elbette ülke siyasetinin içinde bulunduğu durumun da önemli bir payı bulunuyor.

Görüldüğü gibi Avrupa'nın ekonomik ve siyasi açıdan en güçlü ülkesi Almanya'da dayatma değil, uzlaşma önemseniyor ve bunun üzerinden sermayenin planları hayata geçiriliyor. “Güçlü Almanya” bu uzlaşmanın eseri. “Tek kişi tek parti” dayatlamaları ise geçmişte yaşananların de özellikle halk tarafından ürkütücü görülüyor.

Bu nedenle Erdoğan ve AKP'nin koaisyonları gerekçe göstererek tek kişi tek partiyi topluma dayatması tam anlamıyla bir yanılsama yaratmaktan ibadettir.

ALMANYA'DA CUMHURBAŞKANI NASIL SEÇİLİYOR?

Almanya'da cumhurbaşkanı beş yıllığına Federal Temsilciler Meclisi (Bundesversamlung) tarafından seçiliyor. Meclis, 630 Federal Parlamento milletvekili ve 16 eyaletin 630 temsilcisinden teşkil ediyor. Eyaletler, nüfüs oranlarına göre yüzde 5 barajını aşan partilerin temsilci göndermesiyle temsil ediliyor.

Bu nedenle eyaletlerde partiler tarafından gönderilen temsilcilerin mutlaka milletvekili olması gerekmiyor. Partiler eyalette yaşayan tanınmış kişileri ya da kurum temsilcilerini de temsilci olarak gönderebiliyor. Bu seçimlerde de pek çok tanınmış şahsiyet de partiler tarafından gönderildi. Örneğin Milli Takım teknik direktörü Joachim Löw, SPD tarafından Baden-Württemberg eyaletinden gönderildi. NSU kurbanlarından Enver Şimşek'in kızı Semiya Şimşek Sol Parti tarafından Thüringen eyaletinden gönderildi. Babası Neonaziler tarafından katledilen bir Türkiyeli de oy kullanabilecek.
Federal Parlamento Başkanı Norbert Lammert'in başkanlık edeceği ve 1260 delegenin bulunduğu bu yılki Federal Temsilciler Meclisi'nde partilere göre oy dağılımı şöyle: CDU/CSU 539, SPD 348, Yeşiller 147, Sol Parti 95, FDP 36, AfD 35, Korsanlar 11, Hür Seçmenler Birliği 11, Schleswig-Holstein eyaletindeki Danimarkalı azınlığı temsil eden Güney Şlezyalı Seçmenler Birliği 1 ve CDU'dan istifa eden millietvekili Erika Steinbach.

CDU/CSU'nun oyu fazla olmasına rağmen, kendisinden epey az oyu olan SPD'nin adayı Steinmeier'i ortak aday olarak kabul etmesi dikkat çekici.

Steinmeier'e karşı en güçlü işim Sol Parti'nin cumhurbaşkanlığına aday gösterdiği Köln Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof. Christoph Butterwegge. Özellikle yoksulluk ve göçmenler üzerinde yaptığı araştırmalarla tanınan Butterwegge'nin başka partilerden de oy alıp almauacağı merak ediliyor. Hür Seçmenler tanınmış hukukçu Alexander Hold'ü, AfD ise Frankfurtlu Albrecht Glaser'i aday gösterdi.

18 Mart'ta görev süresi dolacak olan şimdiki cumhurbaşkanı Joachim Gauck da CDU/CSU, SPD ve Yeşiller'in ortak adayı olarak gösterilmişti. Gauck'tan sonra 19 Mart'ta göreve başlaması beklenen Steinmeier'in daha çok dış politikaya yoğunlaşacağı ve Almanya'nın dışarıdaki çıkarlarını korumak için çaba harcayacağı belirtiliyor.
 

Son Düzenlenme Tarihi: 12 Şubat 2017 12:56
www.evrensel.net

0 yorum yapılmış

    Yorum yapın

    Yorum yapmak için üyelik gerekmemektedir. Yorumlar, editörlerimiz tarafından onaylandıktan sonra yayınlanır. Konuyla ilgisi olmayan, küfür içeren, tamamı büyük harfle yazılan yorumlar onaylanmamaktadır.