‘Ne yaparlarsa yapsınlar düşünceyi durduramazlar’

‘Ne yaparlarsa yapsınlar düşünceyi durduramazlar’

Adnan Özyalçıner ve Egemen Berköz geçmişten bugüne 'karşı çıkışlar' üzerine değerlendirmelerde bulundu.

Vedat AYDEMİR
İstanbul

Türkiye altıncı kez referanduma gidiyor. İlk anayasa referandumu 27 Mayıs darbesinden sonra 1961’de, sonuncu ise 2010’da yapıldı. Bir yenisinin 16 Nisan’da yapılacağı duyuruldu. Referandum günü yaklaştıkça baskıların şiddeti artmaya devam ediyor. Şimdiye kadarki “hayır”ları, karşı çıkışları yani geçmişten hareketle günümüzü anlamak ve konuşmak için iki usta kalem, YazarAdnan Özyalçıner ve Şair, Egemen Berköz ile gazete binamızda sohbet ediyoruz. İkilinin yıllar öncesine dayanan bir dostlukları var. Konumuz oldukça geniş. ’60’lı yılların başından, kültür sanat dünyası içerisinde tanıklık ettikleri olaylardan, öğrenci hareketlerindeki kıpırdanmalardan, ilk karşı çıkışlardan, edebiyat alanındaki hayırlara oradan Aydınlar Dilekçesi ve 1961 Anayasası’nı konuşuyoruz.

DEMOKRAT PARTİLİ YILLAR VE ÖĞRENCİ HAREKETLERİ

Egemen Berköz anlatıyor, Demokrat Partinin (DP) iktidara gelişini, Amerikan yardımlarını, 1954’deki ikinci dönemlerinde DP’nin yaklaşık 408 milletvekili ile yakaladıkları çoğunluğu ve 1957 genel seçimlerinde ise oy ve sandalye kaybedişleri ile daha sert bir yönetim kurduklarını. Berköz, Cumhuriyet Halk Partisinin (CHP) yayınlarını denetlemek için DP’nin Tahkikat Komisyonu adında 15 milletvekilinden oluşan bir komisyonla muhalefet yayınlarını soruşturması ile artan gerginliğe tuz biber eklendiğini belirtiyor ve DP’nin il ve ilçe teşkilatlarından meydana gelen, destekçilerini düzenli olarak radyodan duyuran Vatan Cephesinin kurulmasıyla “karşı çıkışların” başladığını ekliyor sözlerine. “Bunun üzerine üniversite öğrencileri gösteriler yapmaya başladı. Polis şiddet kullandı. 28 Nisan’da İstanbul Üniversitesinde Turan Emeksiz adında bir öğrenci polis kurşunuyla öldü. Ertesi gün Ankara’da öğrenciler gösterilere başladı. Polis ve askerler müdahale etti. Duvarlarda kurşun izleri kaldı. 29 Nisan günü ise bütün üniversiteler kapatıldı, ayrıca yurtlar da”. Berköz, bütün bunların tanığı. Çünkü bu tarih aynı zamanda onun öğrencilik yıllarına denk geliyor.

EDEBİYAT BASKIYA ‘KARŞI’

Bütün bunlar yaşanırken medyanın bir kısmı bugün bildiğiniz gibi... Ama yaşananlara sert tepki gösterenler de var... O zaman Akşam gazetesinde yazan Aziz Nesin gibi. Aziz Nesin’in o dönem DP iktidarının yaptıklarına tepkisini şöyle anlatıyor Berköz:  “Nesin, tek parti döneminde pek çok defa tutuklanan isimlerden birisiydi. DP döneminde de kendi imzasıyla yazı yazamadı ancak sonlara doğru imzasını kullanabildi. Darbeden sonra özgürlük ortamı doğdu ve Yeni Tanin diye bir gazete kuruldu. Nesin de o gazetenin başyazarıydı, birkaç ay sonra yine tutuklandı”.

Karşı olmanın edebiyattaki örneklerine geçiyoruz. İlk akla Fazıl Hüsnü Dağlarca’nın Aksaray’da açtığı Kitap Kitapevi’nde vitrine “Karşı” adlı bir gazeteyi astığını öğreniyoruz. Orada yayımladığı şiirlerin, düzene ve haksızlıklara karşı olduğundan söz ediyor Berköz.

SATIR ARALARINDA ‘HAYIR’LAR

Adnan Özyalçıner, 1955’de öğrenci hareketlerinin ilk yıllarında bir araya geldikleri Onat Kutlar, Hilmi Yavuz, Demir Özlü, Kemal Özer, Konur Ertop ve Ülkü Tamer gibi yazar ve şairler ile “Adnan Menderes diktasına”, fikir özgürlüklerinin kısıtlanışına karşı çıktıklarını söylüyor. Protestoları kültürel alana taşımak “kültürel karşı çıkış” için “A”adında bir dergi kurduklarını, “insanın yozlaşmasına ve özgürlüklerin kısıtlanmasına karşıyız” düşüncesi ile hareket ettiklerini belirtiyor Özyalçıner.  Edebiyat yazılarının satır aralarında “hayır”ların olduğunu da aktarmayı unutmuyor, 12 Mart döneminde, yazarların baskı altına alındığı, tutsak edildiğini ve kitapların toplatıldığını da hatırlatarak... Yazarlar olarak “ne yapabiliriz” sorusuna yanıt aradıklarını, Onat Kutlar, Kemal Özer, Ülkü Tamer, Ferit Öngören, Hilmi Yavuz, Demir Özlü ile “Yeni A” dergisi ile yola devam ettiklerini ifade ediyor. Derginin yeni yazarlar ortaya çıkardığından söz ediyor birçok edebiyatçıyı sayarken. Bu durumu, “Aydın genişlemesi ve hayırcıların bir araya gelmesi” olarak tanımlıyor ve bir not düşüyor: “Can Yücel’in hapiste olduğu yıllarda yazdığı “Sardunya Ağıtı”nı Hasan Can takma ismiyle yayımladık. Aynı zamanda Erdal Öz’ün hapishaneden sızdırdığı hikayeleri yayımlamıştık. Edip Cansever’in de şiirleri vardı ama herkes satır arası okuyordu”.

Özyalçıner, karşı çıkışların tarihini anlatırken aynı dönemde Şili faşist ayaklanmasına karşı çıkışlar geliştirdiklerini, Pablo Neruda’nın “Straplar” şiirini çevirdiklerini, Dağlarca’nın ise “Şili’li bir subaydan telgraf” adlı bir şiir yayımladığından söz ediyor

UMUT YOK DEMİYORUM AMA...

Yaşanan kaygılardan söz ediyorum, gazetecilerin ve aydınların baskı gördüğünü hatırlatarak. Egemen Berköz alıyor sözü: “Kaygı hep vardı. 12 Mart’ta, 12 Eylül’de ama bugüne göre o zamanlar umut daha güçlüydü. Bugün umut yok demek istemiyorum, ama o günlerde yargı olabildiği kadar tarafsızdı diyebilirim. Özellikle biçimlendirilmemişti. Demokrat yapıda olan hukukçuların sayısı az değildi”. Adnan Özyalçıner araya girerek ekliyor:  “Yeni A dergisi yıllarında, genel af yasası çıkarıldı. Bütün adi suçluların hepsi affediliyor, yalnız basın suçluları affa girmiyordu. Ben bu konuyla ilgili “Sabah Ajansı” diye bir yazı kaleme aldım. İdam edilen Deniz Gezmiş’leri yazdığım için “Komünistleri övmekten, komünizmi övmek” suçuyla yargılandım ama “Tutuksuz yargılandım” üç buçuk yıl sonra aklandım. Bugün olsa ne olurdu?”

İDAMLARA KARŞI ‘AYDINLAR DİLEKÇESİ’

Aydınlar Dilekçesi Türkiye tarihinin en önemli karşı çıkışlarından. Söz bir biçimde oraya geliyor. Özyalçıner, Aziz Nesin’in başkanlığında, idama karşı yetmiş aydının imzaladığı dilekçenin yayımlandığını aktarıyor. İmza atan herkesi “vatan haini” suçlamasıyla Kenan Evren’in savcılığa verdiğini de sözlerine ekleyerek. “Sıkıyönetim mahkemelerinde “tutuksuz” yargılandık, bu çok önemli, bugünü görme açısından ve beraat etti Aydınlar Dilekçesi”.

‘İP, İŞÇİ VE AYDINI BİR ARAYA GETİRDİ’

Egemen Berköz, Türkiye tarihindeki en özgürlükçü anayasa olarak bilinen 1961 Anayasası’nı ağırlıklı olarak hukuk profesörlerinden oluşan akademisyenler kurulunun hazırladığını hatırlatıyor. “27 Mayıs darbesinin getirdiği tek olumlu şey o anayasadır. Grev durumunda işçileri lokavttan korunması yine ’61’ Anayasası’ndadır” diyor. 1960 ile 70 arasındaki en önemli olaylardan birisinin de İşçi Partisinin (İP) kurulması olarak nitelendiren Berköz, toplumcu aydınları, genç öğrencileri içerisine alarak Mehmet Ali Aybar başta olmak üzere birçok aydının İP’ye katılmasının önemine vurgu yapıyor. Özyalçıner, “işçi ile aydını bir araya getirmiş olması, dönemin İşçi Partisinin en önemli özelliklerinden birisidir. Aydın ile işçi el ele bir yönetim anlayışı, çok güzel bir şey” dedi. Berköz, daha önce Mecliste 15 milletvekili ile temsil edilen İP’in önüne set çekilmesini kendi gözlemlerinden şöyle aktardı: “Türkiye’de seçim sistemi hep değiştirilmiştir. Özellikle sosyal demokrat partilerin önünü kesmek içindir bu. ’65’de milli bakiye sistemi vardı. Daha sonra bu sistem kaldırılınca İP 69 seçimlerinde ’65’deki seçimlerden daha fazla oy aldığı halde iki milletvekili ancak çıkartabildi.” 1982 Anayasası’nın tek adam düzenini getirmediğini vurgulayan Berköz’e ek olarak Özyalçıner, “12 Eylül, öyle bir kültürsüzleştirme politikası getirdi ki bir takım sanatçılar içine kapandı. Önemli olan insandır. Bu edebiyattan çekilince toplumla olan ilişkileri de bozuldu insanın. Bu da ticari edebiyata kadar gitti. Fakat edebiyatı, düşünceyi ne yaparlarsa yapsınlar durduramazlar” dedi.

www.evrensel.net