‘Hayır’ diyenleri susturmak demokrasi değildir

‘Hayır’ diyenleri susturmak demokrasi değildir

 Referanduma doğru süreç ilerlerken, Diyarbakır’da Ulu Cami önünde sohbet ettiğimiz yurttaşlar ‘neden evet, neden hayır’ dediklerini anlattı.

Serpil BERK
Fırat TOPAL 
Diyarbakır

 
Nisan ayında yapılması düşünülen referanduma doğru süreç ilerlerken, Diyarbakır’da Ulu Cami önünde sohbet ettiğimiz yurttaşlar ‘neden evet, neden hayır’ dediklerini anlattı. Yurttaşların büyük bölümü toplumun bu süreçte kamplaştırılmasından şikayet ederken, hayır diyenlere yönelik baskıları da eleştirdi. 

Diyarbakır’ın merkezi yerlerinden Sur’da bulunan Ulu Cami önüne gidiyoruz. Farklı düşünce ve kesimden insanın bulunduğu Ulu Cami önü daha önceki yıllara göre daha az kalabalık. Sur’da süren abluka ve sokağa çıkma yasakları sonrası bölgenin merkez özelliği daha azalmış durumda. Burada bulunan yurttaşlarla referandum süreci ve yapılması istenen anayasa değişikliğine ilişkin görüşlerini sorduk. 

‘GEÇEN MADDELERİN İÇERİĞİNİ BİLMİYORUM’

İlk olarak karşılaştığımız, referandumda evet ya da hayır verme konusunda kararsız olduğunu söyleyen Mehmet Atan’a Mecliste onaylanan 18 maddenin içeriğini bilip bilmediğini soruyoruz. Atan, “Tam olarak bilmiyorum, siz anlatın” diyor. İnsanlar arasında yaratılan kutuplaştırmadan rahatsızlığını dile getiren Atan, “Her şeyi çıkıp anlatsınlar. Ben, evet demek istiyorum, ama anlatmadıkları için tam emin değilim. Maddeleri bilmiyorum, doğru düzgün bir şey anlatan yok, herkesin birbirine saygılı olması gerekiyor. Kim oyunu nasıl kullanmak istiyorsa kullansın buna karışılmasın. Sur’da evim yıkıldı, yardımı yine devletten gördüm. Bu süreçte kimseden destek görmedik. Biz öncelikli olarak huzur istiyoruz bunu sağlasınlar” diyor.

‘ŞEFFAF DEĞİL’

Mehmet Tahir Doğan  ise anayasa değişikliğinin şeffaf olmadığını anlatarak sözlerini şöyle sürdürdü: “Toplumun hepsini ilgilendiren bir mesele. Bu yüzden bence yarısının kabul etmesi ya da yarısının kabul etmemesi üzerinden hayata geçirilmemeli. Ben hayır oyu vereceğim. Ama, hayır diyenler susturulup, baskılanıyor bunun adı ne özgürlüktür ne de demokrasidir. Hayır diyenleri tutuklamanın neresi demokrasi? Ben de bu ülkenin vatandaşıyım ve beni de ilgilendiren bir mesele ise herkes gibi fikrimi özgürce söylemeliyim. Referandum için çalışma yürüten herkese eşit davranılmalı.”

‘EVET DİYECEĞİZ’

Çınar Belediyesinden ihraç edilen ve ismi vermek istemeyen bir kadın emekçi, “Başkanlık ülkedeki sorunlara çözüm getirmeyecek. Tüm yetkilerin tek elde bulunmasını doğru bulmuyorum. Evet ya da  hayır tartışmaları televizyonlarda layıkıyla yapılmıyor. Evet demek için kayda değer bir şey yok, neye evet diyeceğini, neye hayır diyeceğini bilmiyorsun” diyor.  Hayır diyenlerin ‘terörist’ olarak lanse edildiği konuşmaları da  doğru bulmadığını belirten kadın, “CHP, DSP,  Saadet Partisi  ve MHP’nin bile bir kesimi hayır diyor. Burada belli bir kitleyi hedef göstermek çok yanlış. Bu ülkenin yarısı hayır, yarısı evet diyor, bu ortamdan dolayı kimse pek düşüncesini belirtmiyor ama hayır diyen yine hayır diyecek” diye konuştu.

Evet diyeceğini belirten Muhammed Nazır ise ‘Başkanlık Sistemi’ne dair bir fikrinin olmadığını fakat referandumda evet diyeceğini söyledi. Nazır, “Fazla bilgim yok ne olduğuna dair ama ailece evet diyeceğiz. Siyasetten uzak durduğum için benim bilgim yok, ‘ailede evet denilsin’ diye konuşuldu. Evet diyeceğiz” diyor.

‘ZENGİN DAHA ZENGİN, YOKSUL DAHA YOKSUL’

Demircilik yapan Mehmet Çiçek adlı esnaf da, referanduma sunulan maddelere ilişkin bilgi sahibi olmadığını söylüyor. Çiçek, şunları kaydediyor: “Sur’da mağdur insanlara hiçbir şekilde yardım edilmedi, tapulu evim alındı benden, ev teklif ettiler TOKİ’den istemedim. Ama parayı kabul etmek zorunda kaldım. Çünkü burada aylarca kapalı kaldı dükkanım, borçlarımız katlandı. 3 aile birlikte geçinmeye çalışıyoruz. O parayı borca, harca vereceğiz, bize bir şey kalmayacak, evimizden de olduk. ‘Esnafa yardım ediyorlar’ diyorlar ama bakıyoruz zaten trilyonluk olanlar yardımdan faydalanıyor. Bizim gibi sadece ekmeğini çıkaran yoksul esnafa bir şey yok. Zengin yine zengin, yoksul daha yoksul oldu. Sur’da yaşayan insanlara çok haksızlık yapıldı, 40 bin liralık ev eşyasına 5 bin lira verdiler. İhtiyacımız olduğu için mecburen aldık. Referandum bu halkın önceliği değil, Kürt meselesine ve bu mağduriyetlerimize çözüm bulmaları lazım. Dini, dili, ırkı ne olursa olsun herkes iç içe yaşasın istiyorum. Herkes bir birinin  fikrine saygı duysun. Ben kardeşlerimle aynı fikirde olmadığım halde onlarla birlikte yaşayabiliyorum. Hayır diyene de saygı duyulması lazım. Demokrasi diyorlar demokrasinin d’si bile yok.” 

‘HALKA FAYDASI YOK’

İsmini vermek istemeyen bir yurttaş ilk olarak Sur’da bulunan evinin yıkıldığından dert yanıyor. Hiçbir eşyasını alamadığını köyde evinin bulunmasından dolayı orada yaşamını sürdürebildiğini anlatarak, “Benim en azından köye gitme şansım vardı, ya olmasaydı diğer insanlar gibi el açmak zorunda kalırdım. Şimdi başkanlık diyorlar. Evimiz yıkılmış her şeyimiz gitmiş bu koşullarda ne desek anlamsız” diye devam ediyor. Hemen yanımızda oturan bir diğer yurttaş ise başkanlıktan önce daha önemli sorunların olduğundan bahsederek şunları söylüyor: “Fakir ölmüş durumda, başkanlık olsa ne olmasa ne? Halka faydası olmadıktan sonra... İstanbul’a köprü, yol, tünel yapıyorlar niye buraya bir fabrika açıp insanların geçimini sağlaması için destek olmuyorlar? Önce buna çare bulsunlar” diye ekliyor. 

www.evrensel.net