Wastberg: İfade özgürlüğünden vazgeçilemez

Wastberg: İfade özgürlüğünden vazgeçilemez

Murat Kuseyri, tutuklu gazeteciler için Türkiye'ye gelen İsveç Akademisi Üyesi, Nobel Komitesi Başkanı, Per Wästberg ile Türkiye ziyaretini konuştu.

Murat KUSEYRİ
Stockholm

İsveç Akademisi Üyesi, Nobel Komitesi Başkanı, Yazar Per Wästberg, tutuklu gazeteci ve yazarlara destek vermek için 23 kişilik bir Uluslararası PEN Yazarlar Birliği delegasyonu ile birlikte Türkiye’ye geldi. 

Delegasyon, aralarında Evrensel, Cumhuriyet ve Agos’un da bulunduğu gazeteler ve kitle örgütlerine, destek amaçlı ziyaretlerde bulundu. Eski Cumhurbaşkanı Abdullah Gül, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın danışmanları, Kültür ve Turizm Bakanı Nabi Avcı ile de görüşmeler yaptı.

Wästberg ile İsveç’e dönüşünde, Türkiye izlenimleri üzerine söyleştik. 

Tutuklu gazeteci ve yazarlarla görüşmek için Silivri Cezaevine gittiğinizde nelerle karşılaştınız?
Biz cezaevine gelmeden çok önce, Türkiye’ye geleceğimizi ve tutuklu gazeteci ve yazarlarla görüşmek istediğimizi Türk yetkililere iletmiştik. Ama bu mesajımız yerine ulaşmamış olmalı ki iki minibüsle Silivri’ye giderken, daha cezaevine ulaşmadan yolda durdurulduk. Hepimizi sıraya dizdiler ve resimlerimizi çektiler. 

Orada daha önce hazırladığımız tutsak gazetecilere destek veren bildirimizi okuduk. İfade ve düşünce özgürlüğü ihlallerini, gazetecilerin tutuklanmalarını kınadık ve içerideki gazetecilerle dayanışmayı sürdüreceğimize vurgu yaptık. Basın açıklaması sürerken 20 jandarmanın bulunduğu bir kamyon gelip yanımızda durdu. Jandarmalar bizi çembere aldı. Pasaportlarımızı ve fotoğraf makinelerimizi aldılar. Bizi minibüslere bindirdiler. Daha sonra iki zırhlı araç minibüsleri kıskaca aldı. Tam üç saat orada beklettiler. Cezaevindeki 9 No’lu binaya gitmek istiyorduk ama gidişimize izin vermediler. Pasaportlarımızı ve fotoğraf makinelerimizi geri verdiler ama makinelerdeki resimleri silmişlerdi. İstanbul’a dönerken iki kez daha durdurulduk. Pasaportlarımızı kontrol ettiler ve yine resimlerimizi çektiler.

Tüm bu uygulamaları nasıl yorumluyorsunuz? Neler hissettiniz?
Bize güçlü olduklarını ve istedikleri her şeyi yapabileceklerini göstermek için bunları yaptılar. Ben, bu muameleleri yapanların bizim kim olduğumuzu bildiklerini de sanmıyorum. Heyetimizde PEN’in Yeni ve Eski Başkanları Jennifer Clement ve John Ralston Saul’un da bulunduğu çok tanınmış yazarlar vardı. Can sıkıcı ve tatsız bir muameleyle karşılaştık ama tüm bizler için çok öğretici oldu. 

‘GÜL, HAKSIZLIKLARA KARŞI TEK SÖZ SÖYLEMEDİ’

Hükümet nezdinde yaptığınız girişim ve görüşmeleri anlatır mısın? Bir sonuç alabildiniz mi?
Ben, Jennifer Clement ve John Ralston Saul, İstanbul’da eski Cumhurbaşkanı Abdullah Gül ile görüştük. Toplantıda Gül’ün üç danışmanı da vardı. Türkiye’ye geliş nedenimizi ve taleplerimizi anlattık. Sakin bir biçimde dinledi. Ama yapılan haksızlıklara karşı en küçük bir söz etmedi. Çok dikkatli konuştu, Ankara’daki bürokratlara biraz yukardan bakan bir tavrı olduğunu hissettik. Biz, zaten ondan hükümetin uygulamalarını eleştirmesi beklentisi içinde değildik. Erdoğan’ın eski arkadaşı ve çok lüks bir sarayda yaşıyor. Sarayında 55 kişi kendisine hizmet ediyor. 

Ankara’ya giden üç yazar arkadaşımız da, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın danışmanları, Kültür ve Turizm Bakanı Nabi Avcı ile görüşmeler yaptı. Arkadaşlarımıza her şeyin anayasa için yapılacak halk oylamasından sonra değişeceğini ve olumlu gelişmeler olacağını söylemişler. Arkadaşlarımız da, olağanüstü hal koşullarında ve özgürlüklerin olmadığı ortamda  yapılacak bir halk oylamasının meşru olmayacağını ve dünya tarafından kabul görmeyeceğini ifade etmişler. 

‘ANAYASA TASARISI YETKİLERİ TEK BİR KİŞİYE VERİYOR’

Bildiğiniz gibi nisan ayında yeni anayasanın kabul edilmesi için referandum yapılacak. Bu konuda neler söyleyeceksiniz?
Bu tasarı inanılması zor, korkunç bir şey. Tüm yetkileri bir kişiye veriyor. İfade özgürlüğü tüm diğer özgürlükler için vazgeçilemez bir koşuldur. Türkiye, seküler kurumları, mahkemeleri ve üniversiteleri boğarak ve baskı altına alarak bir teokrasiye, İslami renkli faşizme doğru gidiyor. Erdoğan, Avrupa ve onun kültürünü aşağılıyor. Avrupa uzun yıllar Erdoğan’ı modern bir Müslüman olarak gördü ve destek verdi. Ama o, kadın örgütleri dahil pek çok kurum ve derneği kapattı. Bugün Türkiye gazeteci ve yazarlar için dünyanın en büyük cezaevidir. Gazeteciler kanıt olmaksızın terörist ve vatan haini olmakla suçlanıyor. 

Türkiye’de başka kimlerle görüşmeler yaptınız? Görüştüğünüz gazeteci ve aydınlar Türkiye’deki gelişmeler hakkında neler söylediler? 
Cumhuriyet, Evrensel ve Agos’u ziyaret ettik. Gazetecilerle konuştuk. Orhan Pamuk, Zülfü Livaneli ve Aslı Erdoğan’la da görüştüm. Aslı Erdoğan’la daha önce hiç karşılaşmamıştım. Ama İsveççe ve Fransızcaya çevrilen romanlarını okudum. Çok güçlü şiirsel ve edebi bir anlatımı var. Konuşmalarından güçlü ve mücadeleci bir kadın olduğu izlenimi edindim. Boğaziçi Oteli salonunda yaptığımız, Kürt ve Türk gazetecilerin bulundukları bir toplantıda güzel bir konuşma yaptı. 

Görüştüğümüz yayıncılar da gelişmelerden çok tedirgin. Yayınevlerinin basıldığını, kitaplara el konulduğunu ve geçim sıkıntısı çektiklerini söylediler. Ama beni en fazla kadınların, özellikle de Kürt kadınlarının aldıkları kararlı tavır etkiledi. Kadınlar hiç korkmadan hükümetin baskı ve saldırılarını anlatıyorlar ve boyun eğmeyeceklerini söylüyorlar. 

‘HERKES TUTUKLANMA ENDİŞESİ İÇİNDE’

Gazeteci ve yazarların yanı sıra HDP Eş Başkanları, 12 milletvekili ve belediye başkanları cezaevinde. Politikacılara yönelik baskı hakkında neler düşünüyorsunuz?
Temaslarımız sırasında herkeste bir tedirginlik olduğunu gördük. İnsanlar her an tutuklanabilecekleri ve yıllarını cezaevlerinde geçirebilecekleri kaygısı içinde. Görüştüğüm yazarlardan bazıları Türkiye’yi terk edip terk etmeme ikilemi içindeydi. 

HDP’nin pek çok yöneticisinin tutuklandığını biliyoruz. Tüm bu tutuklamaların Kürt sorununun çözülmemesinden kaynaklandığının da farkındayız. Ama ben Türkiye ve Kürdistan konusunda uzman değilim. Benim uzmanlık alanın Güney Afrika. Bu nedenle de Kürt sorununda düşünce belirtmem doğru olmaz. Ama Kürtlerin Irak ve Suriye’de İslam Devletine (IŞİD) karşı verdikleri mücadeleleri izliyor ve takdir ediyorum. 

‘DAYANIŞMAYA DEVAM EDECEĞİZ’

Türkiye’den döndükten sonra tutuklu gazeteci ve yazarlar için neler yaptınız? Neler yapmayı planlıyorsunuz?
Türkiye’ye gidip görüşmeler yapan 23 yazar ve edebiyatçıdan 15’i ülkelerinde tanınmış yazarlar. Bunların tamamı kendi ülkelerindeki gazetelerde izlenimlerini yazdı. Le Monde, Frankfurt Allamagne Zeitung, Politiken, El Pais ve daha adını hatırlayamadığım pek çok gazetede izlenimlerini anlattılar. Ben de Svenska Dagbladet’te aynı şeyi yaptım. 

Bizim cezaevindeki yazar ve gazetecilerle dayanışmamız sürecek. Erdoğan ve Türk devleti onların yalnız olmadığını, serbest bırakılıncaya kadar mücadele edeceğimizi bilmeli.  

www.evrensel.net

0 yorum yapılmış

    Yorum yapın

    Yorum yapmak için üyelik gerekmemektedir. Yorumlar, editörlerimiz tarafından onaylandıktan sonra yayınlanır. Konuyla ilgisi olmayan, küfür içeren, tamamı büyük harfle yazılan yorumlar onaylanmamaktadır.