Brezilya’da siyasi kriz ve alternatifi

Brezilya’da siyasi kriz ve alternatifi

Brezilya Devrimci Komünist Partisi (PCR) Merkez Komite Üyesi Luis Falcao'nun Brezilya'daki siyasi kriz ve alternatifi üzerine yazdığı yazı.

Luis FALCAO*

Federal Senato 31 Ağustos’ta gerçekleştirdiği oturumda 61’e karşı 20 oyla, 27 Ekim 2014 tarihinde 54 milyon Brezilyalının seçtiği Devlet Başkanı Dilma Rousseff’in azledilmesini onayladı.  

Bu süreç, geçen yıl 2 Aralık’ta o zamanki Temsilciler Meclisi Başkanı Eduardo Cunha (PMDB/Brezilya Demokratik Hareket Partisi) tarafından, hakkındaki yolsuzluk sebebiyle ihraç isteğini Meclis gündeminden düşürmek ve partidaşı ve arkadaşı Michel Temer’ı başkan yapmak amacıyla başlatıldı.  

Dilma hakkındaki suçlama, Ulusal Kongre’nin onayı olmadan devlet harcamalarına yetki verme ve çiftçileri finanse etmek için Brezilya Bankası’ndan kredi kullanma yoluyla Anayasayı ihlal etmesiydi. Başkanın savunması, paranın eğitim ve tarım için kullanıldığını kanıtladı. Fakat, Dilma’yı suçlayanların aradıkları şey onun cezai sorumluluğunun olup olmaması değil, düşük bir halk desteğine sahip ve propaganda şefi 2014 seçim kampanyasında kaynağı açıklanmamış para kullanıldığını itiraf etmiş bir başkanın görevden alınması için resmi bir gerekçe olabilecek bir şeyler bulmaktı. 

PARLAMENTER DARBE

Azil taraftarları, Dilma’nın kendisini savunmak için hem Temsilciler Meclisi’nde -görevi kötüye kullanma suçlaması 513 vekilin 367’si tarafından onaylandı- hem de Anayasa Mahkemesi Başkanı’nın yönettiği Federal Senato oturumunda yeterince hakka sahip olduğunu tekrarlayıp durdular. Yine de, bunların hiçbiri, seçilmiş başkana yönelik suçlamaların sorumluluk kategorisi kapsamına girmediği gerçeğini, dolayısıyla da Dilma’nın azledilmesinin parlamenter bir darbe olduğunu değiştirmiyor. 

Yalnız şu kadarını söyleyelim ki, hükümet tarafından gerçekleştirilen bu tip icraatlar Sayıştay tarafından her zaman onaylanmış, doğru bulunmuş ve yasa içerisinde değerlendirilmiştir. Bununla birlikte Sayıştay bu duruşunu, PMDB’nin -askeri diktatörlüğün sona ermesinden bu yana, seçimleri kazansa da kaybetse de, kurulan tüm hükümetlerin parçası olmuştur- belli başlı liderleri tarafından çoktan formüle edilen azil sürecine destek vermek için 2015 yılında değiştirmişti.  

İŞÇİ KARŞITI GERİCİ BİR MECLİS

Eğer cezai bir sorumluluk yoksa Dilma’nın azli neden kabul edilmiştir?

İlk olarak, bu Kongre tarihimizin en gerici kongrelerinden biridir. Meclis ve Senato’da 2014 seçimlerinde bir yenilenme olsa da; ordu, dinciler, büyük toprak sahipleri ve muhafazakarlıkla tanımlanmış diğer kesimlerin temsiliyetinde artış, işçilerin çıkarlarını savunan parlaamenterlerin sayısında ise ciddi bir azalış olmuştur. Bir önceki Kongre’de 83 işçi temsilcisi bulunurken, şimdikinde ise sadece 50 vekil ve 9 senatör bulunmaktadır. Diğer taraftan, 250 vekil ve senatör, sermayedarların çıkarlarının savunucusu olduklarını ilan etmiştir.  

İkinci olarak, ulusal ve uluslararası büyük burjuvazi acil olarak mali yapılandırma programının,özellikle de kapsamlı bir emek reformunun uygulanmasını istemiş ve Dilma’nın o kadar ileri gitmeyeceğini düşünmüştür.

Üçüncü olarak, Lula ile Dilma’yı seçtirmek ve yeniden seçtirmek için sağcı politikalara yönelen İşçi Partisi (PT) ilerici platformunu terk etmiş, işçi ve halk hareketiyle bağını koparmıştır. PT, Birleşik İşçi Merkezi’ni (CUT) bürokratikleştirmiş, CUT’un başkanını önce Çalışma Bakanı daha sonra ise São Bernardo Belediye Başkanı yapmış, Sendikal Güç ve diğer iş birlikçi sendikalar ile işveren örgütlerini güçlendirmiş, Brezilya Komünist Partisi’nin (PCdoB) desteğiyle Ulusal Öğrenci Sendikası’nı (UNE) tek işi Eğitim Bakanlığı’nı (MEC) desteklemek ve müsrifçe finanse edilen kongreler düzenlemek olan bürokratik bir kuruluşa dönüştürmüştür. 

Yakın bir zaman önce ortaya çıkmıştır ki, İşçi Partisi federal hükümette iken, Petrobras’ın veya bakanlıkların işlerini gören şirketlerden rüşvet almayı sürdürerek, kamu işlerinde yolsuzluğa devam etmiştir. PT bu paranın seçim kampanyasını fonlamak için gerekli olduğunu iddia etmiştir.   

PT NASIL YÖNETTİ?

Gerçek şu ki, PT neredeyse 14 yıldır iktidarda olduğu süre boyunca ne servet vergisi, PSDB tarafından işletmelerin tekrar millileştirilmesi, çokuluslu şirketlerin kâr transferleri üzerinde kontrol, finans kapital hareketliliğine sınırlama gibi egemen sınıfların çıkarlarına zarar verecek adımlarda bulundu ne de Brezilya petrolünün ve sağlık sisteminin özelleştirilmesine veya eğitimin ticari meta haline getirilmesine karşı adım attı. 

PT yönetimleri sırasında gördüğümüz şey, yabancı sermayenin hakimiyetindeki genişleme, sanayisizleşme ve ulusal ekonominin sömürge döneminin karakteristiği olan hammadde ve tarım ürünleri ihracatına geri dönüşü oldu. Buna ilaveten, PT, doğrudan taleplerini dikkate almayan hükümeti veya onun müsrif seçim kampanyalarını finanse eden kapitalistleri hedef alan kitle mücadelerinden uzaklaştı. 

Gerçekte, PT hükümetinin ve onun “başkanlık koalisyonu” denilen sınıf uzlaşmacı politikasının amacı, asla burjuva sınıfın ülkenin ekonomisi ve politikası üzerindeki hakimiyetine engel koymak olmadı, aksine patronları korudu ve onların işçileri sömürmesinin devamını sağladı. 

PT’nin halkın çeşitli haklarına, özellikle de gösteri özgürlüğüne saygı gösterdiği bir gerçekti. En yoksulların yaşam koşullarını iyileştiren sosyal programlara sahip olan PT asgari ücrette gerçek bir artış gerçekleştirdi fakat ekonomide ve politikada derin bir yapısal dönüşüm yaşanmadı. 

KÜÇÜK REFORMLAR BÜYÜK BURJUVAZİYİ ETKİLEMEDİ

Özetle, PT hükümetleri küçük reformlar gerçekleştirdi fakat bunların hiçbiri burjuvazinin çıkarlarını veya üretim araçları üzerindeki özel mülkiyetini tehlikeye atmadı. Medyayı bile reforme etme cesaretine sahip değillerdi. Toprak reformu ise hasıraltı edilmeye devam ediliyor. 

Bu ne tarihte yeni bir olgu ne de son yıllarda ilk defa yaşanıyor. Bu durum, küçük burjuva ideolojisinin hakimiyetindeki bir partinin varacağı doğal sonuçtur. Atina’ya, Syriza’nın ihanetine bakın örneğin. Yunan halkı tarafından Avrupa Birliği’nin kemer sıkma politikalarına meydan okuması için seçilen parti direniş göstermeden ve utanmaksızın bu politikaları uygulamaya devam etti.  

Daha kötüsü: büyük burjuvazi (bankaların, büyük sanayi ve toprak işletmeleri sahipleri) tarafından tasarlanan ve uygulanan darbenin kurbanı olmasına karşın, PT, işçi ve halk hareketine değil burjuvaziye bağlılık yemini etmeyi sürdürüyor. 

PT, demokratik bir merkezin varlığının demokrasi için elzem olduğunu söyleyip bu merkez (PMDB) sayesinde Brezilya’da diktatörlüğü yendiğimizi ve PMDB’nin iyi yüzleri (mevcut Senato Başkanı Renan Calheiros ve eski Devlet Başkanı Jose Sarney gibi) ve kötü yüzleri (Eduardo Cunha and Michel Temer) olduğunu belirtiyor.

Evet askeri diktatörlük sona erdi fakat bir diğeri, burjuvazinin diktatörlüğü devam etti. Çünkü bugün ülkemizde sahip olduğumuz demokrasi, mevcut parlamenter darbenin açıkça gösterdiği gibi sadece bir formaliteden ibarettir. Bütün önemli kararlar halkın katılımı olmadan alınmakta ve onun temsilcileri olduklarını iddia edenler milyonerlerin desteklediği seçim kampanyaları sayesinde seçilmektedirler. 

Ayrıca, gerçeği söylemek gerekirse, askeri diktatörlüğü alt etmede bu demokratik merkez esas veya tayin edici faktör olmamıştır. Eğer işçilerin grevleri, öğrenci ve halk gösterileri, rejimin generallerine karşı silah kuşanan ve onun zindanlarında hayatlarını kaybeden Manoel Lisboa, Carlos Lamarca, Yara Iavenberg ve Carlos Marighella gibi devrimcilerin mücadelesi olmasaydı, ülke faşist rejimi 1985 yılında tarihe gömemezdi. Başka bir deyişle, söz konusu “demokratik merkez” için beklemiş olsaydık, bugün hala başkanlık makamında bir generalimiz olurdu. 

NEREYE GİDİYORUZ?

Gerçek şu ki, Dilma’nın azlinin Senato tarafından onaylanması ve parlamenter darbenin kabul edilmesiyle ülkemizde sınıf mücadelesinde yeni bir dönem başladı. Sınıf bilinçli işçilerin önemli bir kısmı Brezilya toplumunda köklü değişiklikler gerçekleştirmek için PT veya PCdoB’ye güvenemeyeceklerini artık biliyor. Çünkü bu partiler burjuvalaştı, sosyal demokrat partilere dönüştü; sınıf uzlaşmasını, kapitalizmi ve diktatoryal yüzünü gösterdiğinde bile burjuva demokrasini savunur haline geldi. 

Diğer taraftan, 54 milyondan fazla kişinin oyuyla seçilen Devlet Başkanı Dilma Rousseff’i görevden uzaklaştıran ve Michel Temer (PMDB) hükümetini ulusa empoze eden parlamenter darbe, ülkedeki politik ve ekonomik krizi azaltmaktan ziyade daha da arttırmıştır. 

Derin politik krizin kanıtı, yolsuzluğuza bulaştıkları için yeni hükümetteki üç bakanın daha şimdiden istifa etmek zorunda kalmalarıdır. 

Bu zaferlerin yüzlerce gösteri ve “Temer gitmeli” sloganına artan halk desteği sayesinde gerçekleşebildiğini belirtmek önemli. 

EKONOMİK KRİZ ŞİDDETLENİYOR

Şiddetlenen ekonomik krize ilave olarak, ülkede 12 milyon işsiz bulunmakta ve hükümet bu rakamın yıl sonu itibariyle 14 milyonu aşmasını beklemekte. Hayat pahalılığı katlanılmaz bir hale geldi, sokaklarda yaşayan ailelerin sayısı her geçen gün artıyor, üniversiteyi terk eden öğrencilerin sayısı büyüyor, bu yıl şimdiden binlerce şirket kapısına kilit vururken çok sayıda fabrika üretimi askıya alacak.

Bu arada, en büyük bankerlerden ikisinin işgal ettiği Maliye Bakanlığı (Henrique Meirelles) ve Merkez Bankası Başkanlığı (Ilan Goldfajn, Bank Itaú’nun sahiplerinden biri) üzerinden hazineye yönelik ülke tarihinin en büyük saldırısı devam ediyor. Sadece bu yıl, Brezilya hükümeti bankerlere 600 milyar real ödemede bulunacak. Bu, kamu sağlık sisteminde kaosa ve Brezilya mirasının özelleştirilmesine yol açacak.

Ülke tarihinin yolsuzluğa en çok bulaşmış kongrelerinden birinin sonucu olması nedeniyle meşruluğu bulunmayan Temer hükümetinin kabinesinde ve diğer üst düzey mevkilerde bulunan rüşvetçi bakan ve yetkili sayısı dikkate değer. Hükümetteki üst düzey isimlerden 10’u kesin olarak Lava Jato operasyonu veya diğer yolsuzluk skandallarına bulaşmış durumda. 

Michel Temer’in geçici hükümeti halkı baskılamak için sokak gösterisine katılan herkesi terörist gören (polis ve savcılığın öznel yorumları yeterli) Anti-Terör Yasası’nı kullanacak. Ne büyük bir ironi ki, bu yasa Devlet Başkanı Dilma Rousseff tarafından onaylanmıştı.

HALK BiRLiĞiNi iNŞA ETMEK

 

Yeni dönem, burjuva devleti ve kitleler arasında şiddetli çatışmalar ve halk liderleri ile devrimcilere yönelik büyük baskıyla karakterize olacak. Temer hükümeti üç ay içinde Brezilya toplumunda en yoz, gerici ve gayri milli ne varsa  temsil ettiğini gösterdi. Gerçekleştirmeye çalıştığı icraatların; Birleşik Sağlık Sistemi’nin tasfiyesi, kamu üniversitelerinde harç alınması, Brezilya ekonomisinde gayri millileşmenin ve Silahlı Kuvvetler harcamalarının artması, sosyal konut fonunda kesinti, iş günü süresinde artış ve işçilerin çeşitli haklarının ortadan kaldırılması, kürtajın kriminalize edilmesi, grev ve sendika eylemlerinin baskı altına alınması gibi geniş bir kapsamı bulunuyor. 

Dolayısıyla, Temer hükümetini ne kadar erken yenersek halkımızın çektiği acılara o kadar çabuk son veririz. Fakat bu görevin yarıda kalmaması için, onu gerçek anlamda devrimci, halkın gücüne adanmış, tekellerin ve finans kapitalin ekonomi üzerindeki hakimiyetine son verecek ve ülkemizde sosyalist bir toplum inşa edecek bir hükümetle değiştirmek elzem durumda

Bu nedenle, emekçi kitleleri, özellikle de işçi sınıfını kendi kolları dışında ücret sömürüsünü ortadan kaldıracak, milyonlarca köylüye ve yerli halka topraklarını geri verecek ve zenginliğimizi ulusallaştıracak bir kurtarıcının olmadığı ve hiçbir zaman da olmayacağı konusunda aydınlatmak zorunludur. 

Bu görev zor ve çok çaba istese de, onsuz halkımızın rüyasını gerçekliğe dönüştüremeyiz, ücret sönürüsünü yok edemeyiz ve ülkemizi emperyalist boyunduruk ile burjuva hakimiyetinden kurtaramayız. 

Bu yüzden, bugün aciliyeti olan şey; politik inisiyatifi almak mahalle ve fabrikalara giderek politik önermelerimizi ve mevcut krizden çıkış için programımızı “Halkın İktidarı ve Sosyalizm için Temer Gitmeli!” sloganımızla birlikte kitlelere sunmaktır.

*Brezilya Devrimci Komünist 
Partisi (PCR) Merkez Komite Üyesi 
(Yazının tamamı 
Birlik ve Mücadele Dergisi 
33. sayısında yayınlanmıştır.)

www.evrensel.net