!f İstanbul’un edebiyat uyarlamaları

!f İstanbul’un edebiyat uyarlamaları

16 Şubat’ta başlayacak olan !f İstanbul Bağımsız Filmler Festivali’nin programında edebiyat uyarlamaları göz dolduruyor.

Özellikle edebiyatseverlerin dikkatini çekecek bir şenlik başlıyor İstanbul’da. Bu yıl “İyileştiren Şeyler” temasıyla 16 Şubat’ta başlayacak olan !f İstanbul Bağımsız Filmler Festivali’nin programında edebiyat uyarlamaları okurları cezbedecek gibi gözüküyor. !f İstanbul’un edebiyattan ilham alan filmlerini sizler için derledik.

MUTLAK KADINLAR

Maile Meloy’un “Both Ways Is the Only Way I Want It” adlı kitabındaki kısa öykülerinden uyarlanan Mutlak Kadınlar, Kadınların kırılganlığına, dayanıklılığına ve bu ikisi arasındaki o ıssız coğrafyaya dair açık uçlu bir meditasyon.

Mutlak Kadınlar, görünürde birbirleriyle bağlantısı olmayan üç farklı kadının hikâyelerini usul usul ve incelikli bir şekilde anlatıyor. Laura, çok çalışan bir avukat; haksızlığa uğradığına inanan bir müşterisi tarafından rehin alınıyor. Gina, içinde kocası ve kızıyla birlikte yaşayacağı hayallerindeki eve sahip olmak için çalışıyor, ama bu arada ailede yükselen tansiyonu hissetmemek mümkün değil. Küçük bir kasabada yaşayan genç bir kadın seyis ise, yetişkinler için hukuk dersi veren başka bir kadına âşık oluyor, ya da son derece tuhaf ve duygusal bir dostluk ilişkisi bu, bilemiyoruz. Mutlak Kadınlar şiir gibi akıyor; Kelly Reichardt her zamanki leziz üslubuyla gerilimleri, şüpheleri ve gizli arzuları yavaş yavaş, bir sonuca varmaya uğraşmadan, bir rüyayı hatırlatır gibi anlatıyor. Bu rüyada kadınlar, bir yandan birine bağlanmayı çok istiyorlar, bunun için çabalıyorlar, ama bir yandan da kendi başlarına kalmayı arzuluyorlar.

Filmin başrollerinde Laura Dern, Kristen Stewart, Michelle Williams, James Le Gros, Jared Harris ve Lily Gladstone’nin yer alıyor.

AY IŞIĞI

!f İstanbul’un açılış filmi olan “Ay Işığı” (Moonlight), siyah Amerikalı bir adamın erkek olma yolculuğunu ve birbirimize bağlanma ihtiyacımızı büyülü bir bütünün şiirsel olduğu kadar politik parçaları olarak anlatıyor.

On altı yıla yayılan bir hayat kesitini üç bölümde anlatan Ay Işığı, siyah bir Amerikalının büyüme hikâyesi. Ana karakterimiz, on yaşındayken Little, ortaokula girdiğinde Chiron, yirmilerinin sonunda hapisten çıktığında ise Black ismiyle çağrılıyor. Florida’nın uyuşturucu yüzünden çökmüş bir mahallesinde çalışmaktan bitap düşmüş uyuşturucu bağımlısı annesiyle yaşıyor; ortaokul yıllarında, ona kötü davranan sınıf arkadaşlarıyla ve sınıftaki bir arkadaşına duyduğu adı konulamayan yakınlıkla boğuşmak zorunda kalıyor. Chiron bir istatistik, Amerika’nın kayıp siyah gençliğinden olmaya aday bir tiptir aslında. Black ise, sert gözüken ama hâlâ ruhunun derinliklerinden gelen sesi dinlemeye çalışan güçlü bir adam.

Oyun yazarı Tarell Alvin McCraney’nin “In Moonlight Black Boys Look Blue” adlı oyunundan uyarlanan film için Yönetmen Barry Jenkins, “Ateşli bir rüya gibi bu film… Sizi hikâyemin içine sokmak istedim… Sizin de içinde büyüdüğüm saçmalığın içine dalmanızı istedim” diyor.

“Ay Işığı”, Oscar Ödülleri için de “En İyi Film”, “En İyi Yönetmen” ve “En İyi Uyarlama Senaryo” dahil 8 dalda aday gösterildi.

AŞKIN ÇEKİMİ

40’ların Londra’sındayız; her gece Alman uçaklarından bombalar düşüyor, insanlar kendilerini korumak için koşturuyor, herkes çok karamsar. Catrin, akıllı ama özgüveni zayıf genç bir kadın. İstihbarat Bakanlığı’nın savaşa dair söylemlerini ileten ‘iyimserlik aşılayıcı’ ve ‘ikna edici’ savaş propagandası filmlerinde çalışmak üzere işe alınıyor. Asıl görevi, bu filmlerdeki kadın karakterler için o zamanlar ‘lapa’ olarak adlandırılan türden diyaloglar yazmak. İlk işi ise, Dunkirk açıklarında batmakta olan bir donanma gemisindeki askerleri alkolik babalarının teknesiyle kurtarmayı başarmış iki kız kardeşin öyküsünü araştırmak. Yönetmen Lone Scherfig bir kez daha, temkinli ama kararlı bir şekilde kendi yolunda yürüyen bir kadın karakterle karşımızda; savaş günlerinde etrafı onun gücünden habersiz bir sürü erkekle çevrili bir kadın. Aşkın Çekimi, Catrin ve ona ilgi duyan iki erkek arasında geçen bir romantik komedi olarak görülebilir bir yandan. Ama daha önemlisi, sinemaya yazılmış bir aşk mektubu bu. Kadınların bakış açısı işin içine girdiği, girebildiği zaman, filmlerde anlatılan öykülerin ve o öyküleri dinleyenlerin nasıl dönüşebildiğini gösteren bir aşk mektubu.

Lone Scherfig’in, “Lissa Evans’ın Their Finest Hour and a Half” adlı romanından uyarlanan, Aşkın Çekimi için Danimarkalı yönetmen, Gemma Arterton, Sam Claflin, Bill Nighy, Jack Huston, Helen Mccrory, Eddie Marsan, Jake Lacy, Rachel Stirling ve Richard E. Grant ile çalıştı.

GALEANO ‘PARAVAN DÜNYA’YI ANLATIYOR

Andrew Feinstein’in ‘The Shadow World: Inside the Global Arms Trade’ adlı kitabından yola çıkan Paravan Dünya’nın anlatıcı sesi, ünlü Latin Amerikalı yazar Eduardo Galeano. Muhbirlerin, dedektiflerin, farklı ülkelerin hükümet ve ordu mensuplarının ifadelerine ve tanıklıklarına yer veren film, uluslararası silah ticaretinin devletlerin ve medya imparatorluklarının onayı ve hatta işbirliğiyle gerçekleştiğini gözler önüne seriyor. Hükümetlerin ve silah tacirlerinin iddia ettiğinin aksine silah ticaretinin kitlelerin güvenliğini sağlamadığını, silah sanayisinin kârlarını artırabilmesi için 80’lerden günümüze nasıl demokrasilerin yok sayılıp, savaşların çıkarıldığını görüyoruz filmde. Dünyanın geleceği ve hepimizin güvenliği için büyük önem taşıyan bu gerçekleri televizyonların ana haber bültenlerinde izleyemeyeceksiniz.

DENİZ KIZLARININ ŞARKISI

Hans Christian Andersen’in ‘Küçük Denizkızı’nı ilk okuduğunuzda duyduğunuz hayreti hatırlarsınız… Şimdi Küçük Denizkızı’nın bir gece kulübünde, aynı zamanda vampir olan iki deniz kızının punk dünyasında geçtiğini hayal edin. Polonyalı yönetmen Agnieszka Smoczynska hiçbirimizin aklından çıkmayacak şekilde bu hayali kurmuş. Yönetmenin kendi gençliğini yansıttığını söylediği, annesinin gece kulübünde büyürken yaşadıklarından ilham alarak yazdığı, “ilk vodkasını, ilk sigarasını, ilk kalp kırıklığını ve ilk aşkını” anlatan film, Andersen masalından 2016’ya fırlayan vampir denizkızlarının müzikal dünyasıyla izleyicide hipnoz etkisi yaratıyor.

T2 TRAINSPOTTING

90’ların kült filmi “Trainspotting”in devamı olan “T2 Trainspotting”, Türkiye’de ilk kez !f İstanbul’da gösterilecek. Danny Boyle’un ilk filmdeki ekibi yeniden bir araya getirdiği film ile 21 yıl geriye dönelim. Edinburgh’a, Mark Renton ve arkadaşlarının -kaybedenler, yalancılar, psikopatlar ve bağımlılar- yanına tekrar uğrayalım: Kendilerini uyuşturucunun anlamsızlığında kaybetmiş ve şişenin bulanık dibini arayan, işledikleri küçük suçlarla para bulmaya çalışanlar... Renton aşırı dozdan ve polisten paçayı son bir kez daha yırttıktan sonra bu kendine zarar verici yaşam biçiminden ve arkadaş çevresinden uzaklaşmak için Londra’da bulur kendisini. Ta ki son büyük bir iş için eski arkadaşları Sick Boy, Begbie ve Spud kapısını çalana kadar. Renton için hayatı seçip seçmeyeceğine karar verme vaktidir. Sinemaseverler ayrıca !f kült bölümünde serinin ilk filmini de izleyebilecekler. (KÜLTÜR SERVİSİ)

www.evrensel.net