Marx hep burada

Marx hep burada

Yücel Özdemir, sol-neoliberal çizgide yayın yapan haftalık Die Zeit gazetesinin yayımladığı 'Marx haklı mıydı?' makalesini değerlendirdi.

Yücel ÖZDEMİR

Dünya pek çok açıdan hızla “gerilim ve korku sarmalına” doğru ilerliyor. Ekonomik sorunlar, derinleşen sınıflar arası çelişkiler ve savaşlar bir kez daha dünyanın nereye doğru gittiği ve bu sarmaldan nasıl kurtulabileceği sorusunu gündeme getiriyor. 

Bugüne kadar pek çok kez, meydana gelen derin krizlerden çıkış ya da nedenler konusunda devrimci teori ve eylemin öncüsü Karl Marx’ın söylediklerine burjuva basınında hak veren pek çok yazı ve makale yer aldı. En son “Euro Krizi” olarak bilinen AB’deki borç krizi sırasında da yeninden Marx’a hak veren yazılar yayınlanmıştı. 

Denilebilir ki, günümüz dünyasında derin krizlerin nedenleri, sonuçları ve en önemlisi de bu krizlerden çıkış yolu bulamayanlar, sonunda istemeyerek de olsa Marx’a başvurmak zorunda kalıyorlar.

Almanya’da sol-neoliberal çizgide yayın yapan haftalık Die Zeit gazetesi de “dünyadaki gerilim”den çıkış yolu ararken “Marx haklı mıydı?” sorusunu öne çıkarıyor ve bir kez daha eski tartışmayı güncelliyor.

Sanatçı Alison Jackson’un Marx’ın modern haline dönüştürülerek görsellerle beslenen dosyada Lisa Nienhaus tarafından kaleme alınan “O geri döndü” başlıklı yazıda şu cümlelere yer veriliyor: “Marksistler Marx’ı okumayı unuttu! Hem de ‘moda’ olduğu halde. Ekonomi ve siyaset bilimi okuyan üniversite öğrencileri onun hakkında tartışmalar yürütüyor, hali-vakti yerinde liberaller onun tahmin yeteneğine hayran. Bu, onun bugünün sorunlarını, 150 yıl önce yayınladığı Das Kapital’de yer almasından kaynaklanıyor. Söz konusu olan kapitalizmin ürettiği adaletsizlik, toplumun en alttakilerinin sömürülmesi ve en üsttekilerin taşkınlıklarıdır.”

Bugün Marx’ı burjuva aydınlar için yeniden güncel hale getiren elbette dünyanın içine girdiği sürecin nereye doğru gittiğini anlama ve bundan çıkışın nasıl olabileceğinin arayışıdır.

Doğu Bloku’nun yıkılmasıyla birlikte “tarihin sonuna geldiğini”, dolayısıyla kapitalizmin sosyalizm üzerinde nihai zaferini ilan ettiğini ileri sürenler, ne denli büyük bir gaf yaptıklarını şimdi anlamış olmalılar. Zira, Marx ve Engels’in Komünist Parti Manifestosunda ifade ettikleri gibi, “Bugüne kadarki tüm toplum tarihi, sınıf mücadeleleri tarihidir”.

Nienhaus’un yazısında da yer aldığı gibi dünyada sınıflar arası çelişkiler yıldan yıla derinleşiyor. İşçi sınıfı sınıf olarak varlığını sürdürüyor. Aynı gazetede yer alan başka bir yazıda, bu yüzyılın başına kadar işçi sınıfı için önemli olan sanayi bölgeleri ve metropolleri artık yok. İşçi sınıfının çalışacağı alanları yok ederek, sınıf da ortadan kaldırılmıyor. Tersine, eskiden işi olan, ailesini geçindirmek için zor koşullarda çalışan işçilerin şimdi çalışacak bir işi de yok. Ve bu durum ekonomik, sosyal ve siyasal olarak açık bir şekilde hissettiriyor. Almanya, İngiltere, ABD gibi önemli ülkelerde eskiden işçi sınıfının kalesi olan kentler şimdi viraneye çevrilmiş halde. Bu nedenle çelişkiler hızla derinleşiyor.

Hans Böckler Vakfı tarafından yapılan bir araştırmaya göre, iki Almanya’nın birleştiği yıllarda Alman Borsasındaki tekellerin yöneticilerin maaşları ortalama olarak çalışanların maaşından 14 kat fazlaydı. Ancak günümüzde bu oran 60 katına çıkmış. Tekellerin menajerlere işçilerin, emekçilerin sırtından verdiği paranın haddi hesabı yok. Örneğin VW tekelinin şefi Martin Winterkorn’un yıllık maaşı 17 milyon Euro idi. Gaz emisyonu skandalından ötürü istifa ettikten sonra günlüğü 3 bin 100 Euro’dan maaş almaya başladı. 

‘BEYAZ İŞÇİLER’ NEDEN POPULİSTLERİN PEŞİNDE

ABD’den başlayarak, Avrupa ve diğer kıtalara genişleyen bir açıdan dünyaya baktığımızda, bugün sarsıcı gelişmelerin aslında sınıflar arası mücadelenin bir yansıması olduğunu görmek gerekiyor. Gelecek korkusu ve endişesi içine düşen işçi sınıfı, ezilenler ve yoksullar, bugün doğru bir seçenekten yoksun bırakıldığı için sağ-popülist partilerin propagandalarından etkilenebiliyor. 

Nienhaus yazısında, haklı olarak “Marx, her şeyi bugün işçi sınıfının kahramanlığına oynayan yeni sağdan daha iyi açıklıyor. ABD başkanının, başka ülkelerin yıllardır ABD’yi sistematik olarak sömürdüğü görüşüne katılmazdı” diyor. 

Elbette katılmazdı. Zira, Marx’ın dünya görüşünde ırkçılığa ve milliyetçiliğe asla yer yoktur. Dünyanın ABD’yi değil, ABD’nin diğer ülkeleri sömürdüğünü görmemek için kör olmak gerekiyor.

Hem ABD’deki seçimler hem de Brexit için yapılan analizlerin çoğunda beyaz işçilerin asıl olarak egemen siyasetçilere ve politikaya tepki göstermek için bu yönde oy kullandığı, özünde ırkçılık ve yabancı düşmanlığı saikiyle oy vermediği ortak bir görüş olarak ifade ediliyor. 

MARX SADECE İYİ BİR ANALİZCİ DEĞİLDİ, DEVRİMCİYDİ

Die Zeit’teki yazılarda Marx’ın devrimciliğinden çok analizciliği, doğru öngörülerde bulunması övülüyor. Örneğin kendisini “ordoliberal” (Piyasa ekonomisinin egemen olduğu ekonomik düzen) olarak tanımlayan ve yaptığı neoliberal çıkışlarla tanınan Ifo Enstitüsü eski Başkanı Hans-Werner Sinn de kaleme aldığı yazıda Marx’ın kriz teorisi ve kâr oranı konusundaki tespitlerini ve öngörülerini övüyor. Ama her zaman olduğu gibi yanlış sonuçlar çıkarıyor.

Liberal politikacı Wolfgang Kubicki de birçok konuda Marx’a hak veriyor ve Marx’ın serbest ticaret konusundaki görüşlerini önemli bulduğunu dile getirdikten sonra, “Marx yaşasaydı AB-Kanada Ticaret Anlaşması’nı imzalardı. Çünkü anlaşma işçi sınıfının da çıkarına” diyor ve ekliyor: “Marx yaşasaydı Sol Parti’ye (Die Linke) gitmezdi” diyor. 

Görüldüğü gibi herken en liberali de Marx’ı kendisine çekip, içini doldurmaya çalışıyordu. “Yaşasaydı şunu yapardı, bunu yapardı...”

Daha çok “iyi analizci” ve “romantik” gösterilen Marx’ın bu sömürü düzenine temelinden karşı olduğu, burjuvazinin mülksüzleştirilmesi, işçi sınıfının iktidarı ele alıp yönetmesi gibi temel tezleri ise yok sayılıyor. En önemlisi de Marx’ın sadece doğruları söyleyen bir filozof olmadığı, aynı zamanda bunlar için ömrü boyunca mücadele ettiği yönü gösterilmiyor.

Halbuki, Marx, Feuerbach’a karşı sıraladığı tezlerde kendisinden önceki filozoflarla arasına önemli bir ayrım koyar: “Filozoflar dünyayı yalnızca değişik biçimlerde yorumladılar, sorun onu değiştirmektir.” (11. Tez)

Özetle, günümüz kapitalizmin sorunları ağırlaştıkça ve bu sorunların kökenine inip çözümler aranmaya başlandığında, Marx ve Engels’in 160 yıl önce yaptığı çözümlemeler ve ortaya koydukları sosyalizm anlayışı tek doğru seçenek olarak görülmeye başlanıyor. İnsanlık tarihi, kapitalizmden tekrar feodalizme dönmeyeceğine göre, kapitalizmi aşacak yeni bir sistem (sosyalizm) sınıflar arası çelişkiler derinleştikçe daha iyi görülüyor.

Bu nedenle Marx aslında hiçbir yere gitmiş değil. 160 yıldır yazdıklarıyla, söyledikleriyle insanlık tarihinin önemli parçası haline gelmiş durumda. Bu nedenle insanlık her sıkıştığında, sosyal sorunlara çare aradığında güçlü şekilde Marx’ı gösterdiği yoldan gitmeye devam etmek zorundadır.

www.evrensel.net

0 yorum yapılmış

    Yorum yapın

    Yorum yapmak için üyelik gerekmemektedir. Yorumlar, editörlerimiz tarafından onaylandıktan sonra yayınlanır. Konuyla ilgisi olmayan, küfür içeren, tamamı büyük harfle yazılan yorumlar onaylanmamaktadır.