Evet ve berisi, Hayır ve ötesi

Evet ve berisi, Hayır ve ötesi

Kanıksamak sana sunulan hayatı... Seçenekler daraldıkça seçim yapmayı unutmak... Seçenekler daralınca seçmelere küsmek...

Banu BÜLBÜL

Küsmelerin, kendi hayatının kontrolünü elde etmek için mücadele etmeyi bırakmanın bedelinin ne kadar ağır olduğunu en iyi kadınlar bilir. Kendini unutmak, ne istediğini unutmak... Bir şey isteyebileceğini unutmak... Açık açık seçeneklerini tartışmaktan, bunları artırmayı düşünmekten uzaklaşmak... Açık açık diyorum çünkü örtük biçimde düşünmek, imalarla yavaş yavaş, zamana yayarak konuşmak, en ufak bir tercihi için bile uğraşmak uğraşmak... Sonra değer miydi diye düşünmek üzerine... Büyük bir doğallıkla “böyle istiyorum”, “şöyle düşünüyorum” diyememek...

Sevgililerin, karı-kocaların ilişki sorunlarını dinlerken erkeklerin genellikle kadınların “yapmadıklarından”, kadınlarsa erkeklerin “yaptıklarından” şikayet ettiğini görürsünüz. Niye böyle olur acaba? Erkekler der ki, “ama sana sordum”, “sen de fikrini söyleseydin”, “öyle dedin ama bilmiyorsun ki şunları bunları...”... Kadınlar der ki “daha önce çokça söylemiştim anlayabilirdin”, “söyleyince bir kıymeti olmuyor ki, söylemeden yapsan, değer verdiğini göstersen”... Böyle böyle erkek doğal bir hak gibi kadını da ilgilendiren kararları tek başına alır hale gelir. Böyle böyle kadın kendi tercihlerini ayan açık ortaya koymaktan uzaklaşır. Öykü böyle başlamaz oysa... Önce alçak sesle de olsa “şöyle mi yapsak acaba” diye seslenen kadın, söyledikleri yaşama geçmez olunca susmaya başlar. Adamın aldığı kararların olumsuz sonuçlarını görünce “söylenir” belki bir süre... Bu “söylenme” halinin yarattığı sorunlardan da yorulunca tümüyle susmayı seçer çok zaman. Ama bu susma hiç konuşmama gibi protestocu bir tavır da değildir. İçi susan kadın dışından bol bol destek cümlesi kurar, “hıhıı” “evet, tamam”, “olur” gibi... Buradaki onay, aslında kendi varlığını unutma, erkek için doğal bir hak olarak gördüğünü kendisi için görmeme anlamına gelir. Böyle bir öyküde her türlü coşku biter. Hissedilen yoğun duygular yerini rutinin kolaycılığına bırakır. Teslim olmak, hayatımız üzerindeki kontolümüzü yitirmemize yol açar.

NE İSTERSİN?

Bu süreğen mutsuzluk halkasının içinde dönüp dururken “Bir dakika, bir şeyler ters gidiyor? Ben neredeyim?” derse kadın adamın cevabı hazırdır; “Ne istedin de vermedim? Ne dedin de olmadı?” Kadın düşünür, düşünür. Adam haklı... “Ne istedim?” Kadının içinden bir yerden en derinlerden bir ses yükselir; “Bir şey isteyecek hal mi kaldı! Sana istemeyi unutturdu!” Benliğin özgürlüğü arayan parçası ne kadar gerilere hapsedildiyse o kadar uzaktan gelir sesi. Bazen duyulması için uzun bir sessizlik ve duruma konsantrasyon gerekir.

“Ne istedin de vermedim” duymayan kadın var mıdır bu cümleyi? Karşısındakinin taleplerine rağmen kendi verdiklerinden emin olmak, daha fazlasını vermek konusunda baştan direnç göstermek ezenlerin, sömürenlerin başlıca davranışı zaten.

“Ne istersin?” diye sormak ama gerçekten sormak, yanıtı dinlemek, birlikte sorun çözmek eşit bir ilişkinin varlığını gerektirir öncelikle... Yoksa eşit olmayan ilişkilerimizde mesela iki yaşındaki çocukla konuşurken ebeveynler “Mavi bluz mu, kırmızı olan mı?” der, ama seçim yapmayı öğrensin diye, yaşına uygun olan bu diye... Bir yetişkine “ne istersen giy” demek yerine “Mavi mi, kırmızı mı?” dediğinizdeyse “haydi sen de kendini seçiyor san, ben de seni kandırayım” demiş oluruz sadece...

ÖĞRENİLMİŞ TESLİMİYET

Böyle ilerleyen ilişkilerde kadınlar bazen de nasıl olduğunu anlamadan gün gün teslim ediyorlar ruhlarını... Nasıl? Aslında istemediği halde, iyi düşünmeden (düşünmek, tartmak bunun için vakte, olanağa, eğitime, danışacak çevreye sahip olmak da toplumsal ya da ilişkisel gücünüz açısından mühim bir göstergedir) “evet” dediği her anda... Adım adım... Kadınlar neden kabul eder bu kadar çok “evet” demeyi... Buna uygun yetiştirilmiştir. Her türlü cinsiyetçi eğitim bizi genellikle çatışma bilgisinden mahrum bırakır. Çatışmadan kastım tartışabilmek, hakkını aramak konusunda ısrarcı davranabilmek... Çünkü daha çocukluktan itibaren “iddiacı” olmak, tutkuyla kendi düşüncelerini savunmak oğlan çocuklarına yakıştırılan, kız çocuklarında ayıplanan işlerdir. Böyle böyle gelişir mevzuu... Erkekler kendi istediğinin peşinden gitmeyi öğrenir, tacizkar olmak pahasına... Kadına ise istediğini bile söylememek öğretilir. Daha ergenlikte erkekler, sevgili olma tekliflerini saça saça ilerlerken kadınlar erkeklerin kendisine teklif etmesini ve seçilmeyi bekler çoğunlukla... Oysa işin sırrı hep seçilen olmakla övünmek yerine seçen-seçilen rollerinin değişebilirliğini kabul etmektir çoğu zaman...

İTİRAZIN SESİ

Bir biat ilişkisine dönen her durumda aşk da böyle ölür gider işte. Ama sadece bir adama duyulan aşk değil, hayata olan bağlılık da... Gözü parlayan nice kadının gözünün feri söner ilişkilerde... Yitip gider hayalleri ve varlığı...

Hiç bir yük hayatının kontrolünü yitirmek denli insan psikolojisini zorlayıcı olamaz oysa. Kendi iradesini teslim etmek kadar tüketici, yok edici ve ağır bedelli olamaz. İradeni teslim etmek, gün gün eriye eriye yok olmayı kabul etmektir. Kendi yok oluşunu izleyerek hissettiğin çaresizlikte erimektir. Ne diyor istatistikler; depresyon mu? Aaa o en çok kadınlarda görülüyor. Peki ya kaygı bozuklukları? Elbette daha çok kadınlarda görülür. Travmaya en çok kim maruz kalır? Kadınlar tabii ki her türlü tacize en çok onlar maruz kalıyor çünkü.... İşte bu tablo ödenen büyük bedeli gözümüzün önüne seriyor.

Neyse ki tüm bu seyir içinde, her tür zorluğa rağmen isyan eden her yaştan kadın, itirazın sesini yükseltmeyi sürdürüyor. Kadınlar her geçen gün daha çok “hayır” diyerek seçeneklerini artırıyor. Hem hayatlarının kontrolünü ellerine almanın ilk adımının “Hayır” demek olduğunu kadınlardan iyi kim bilebilir ki... Bedeli varmış. O bedellerin neler olabileceğini de mücadelenin uzun soluklu olduğunu da en iyi kadınlar bilir. Hiç birşeyi kısa sürede ve az emekle kazanmadık ki biz. Bize çok uzun gelen bir süredir erkeklerin elinde olan bir ülkeyi hatta o da yetmez dünyayı geri alma zamanıdır. “Hayır” diyerek atıyoruz bir kez daha adımlarımızı...

www.evrensel.net
ETİKETLER Banu BülbülHayır