Saray Abla

Saray Abla

Meltem Teker, Saray Abla'nın hikayesini anlattı. Peki kimdir Saray Abla? Nedir kaygıları, talepleri, umutları...

Meltem TEKER

Hemen hepimizin bildiği danteller vardır hani… Upuzun ince bir ipin, kadın ellerinde bin bir emekle işlenerek muhteşem bir görsel şölene dönüştürüldüğü danteller… Saray ablanın hayatını anlatmak, tam da bir dantelin yapılıp yakıştırılmasını  anlatmak gibi bir şey…

“Kapıyı bile üzmeden çalan da olur mu?” demeyin. Her sabah aynı mahcup ifadeyle içeri girer, güler yüzünün, sevecen mizacının tüm nimetlerini yayar evimize. Yaklaşık 7 yıldır ev emekçimiz, sırdaşımız, yoldaşımız, oğlumun Saray Teyzesi...

Anadolu’nun küçük bir köyünde, çok çocuklu, orta halli bir ailenin büyük kızıdır Saray. Yaşadığımız toplumun çoğu kadını gibi önce yetiştiği ailenin, sonra da hayatın getirdiği her yükü çeke çeke bugünlere gelmiştir. Çocukluğu ile ilgili ne sorarsanız sorun, her anlattığında gözlerini ışıl ışıl eden okul anılarına getirir konuyu. O dönem akranlarıyla birlikte gittikleri, küçücük yaşta, aileden kopup ayakları üstüne basmayı öğrendikleri, sonra basamayıp düşenlere ablalık ettikleri ‘yatılı bölge okulları’ndaki anıları… Döneminin birincisiymiş Saray. Akıllı, becerikli, faal öğrenci olması, önemli gün ve haftalarda etkin rollerde yer almasını sağlamış tabii. Hep böyle günlerde içi neşeyle dolar, geleceğe daha da özgüvenle bakar ya çocuklar, keşke Saray abla için de böyle olsaymış. Okul bahçesinde yapılan bir törende, Saray’ı, şiir okurken gören akrabaları, gözlerine kestirirler. Anne ve babasına yanaşır, türlü hesaplar içinde türlü laflar fısıldarlar kulaklarına. Kız çocuğunun okuyup gözünün açılması, cahil bırakılmış bir toplum için ciddi bir sorundur çünkü. Hemen bastırılmalı, susturulmalı, daha kendisini tanımasına fırsat vermeden onların istediği kimliğe sokulmalıydı. Kürsüde şiir okurken kalbi heyecanla çarpan Saray ise, her şeyden habersiz, kendisini aşmanın, başarı basamaklarını tırmanmanın telaşını yaşıyordur.  Sömestr tatilinde, evine döndüğünde aynı telaşı hissedemez. Evet, annesi üzgündür nedense. Babası oldukça gergindir, ama ortada bir kabahat yoktur. Üstelik ‘pekiyi’lerle dolu karnesine de pek yüz veren olmamıştır.

Tatilin sonlarına doğru anlatırlar meseleyi Saray’a. Artık okula gidemeyeceğini de eklerler konuşmanın sonuna. Hiç tanımadığı uzak bir akraba çocuğuna ‘sözü verilmiş’tir çünkü. “Yıllarca annem babamın boynuna attı, babam da annemin boynuna attı günahını…” diye anlatmaya çalışıyor eksik kalan her şeyini, eksik kalan cümlesiyle.

KOCA EVİNDEKİ ÖKÜZ

Evet, kışını bahara çevirecek okuluna gidemez Saray. Daha genç kızlığını göremeden, okul sıralarından çıkıp, günlük işlerde, malın davarın içinde bulur kendisini. Zorlu kış şartlarında bünyesine ağır gelen iş yükünün altında savaşmaktadır. Kimi gün tandır ateşidir düşmanı; kimi gün iri cüsseli bir öküz. ‘’Hiç aklımdan çıkmaz Meltem Hanım. Bir gün karda kışta yollamışlar beni davara. İnan olsun ayakkabı yok ayağımda. İri bir öküz üstüme üstüme geliyor. Çocuğum daha. Korkudan yüksek bir kayaya tırmandım. Ayağımdan bir bi çorabımı çıkarıp sıkıyorum, bir öbür çorabımı. Baktım hücum edecek, hazır ettiğim taşları salladım üstüne. Orada başladı kalp çarpıntılarım. Bugün beni hâlâ uykuda sıkıştırır. Uyanmazsam, öldürür sanırım.’’

Bahar gelmiş, şenlik başlamıştır köyde. Sofralar kurulur, davullar çalınır, kınalar yakılır Saray’ın ellerine. Akıllı, cesur, çalışkan Saray’ın ellerine. Kendisininkine benzer, kalabalık bir eve gelin gider. Gittiği ‘koca evinde’onu bir de sürpriz beklemektedir üstelik. Kavga edip taşladığı öküz, kısa zaman önce bu eve gelmiş, artık burada yaşamaktadır. Üstelik Saray’ı tanımıştır. Saray, çektiği acıların temsili gördüğü bu öküzden özür dileyerek inanılmaz bir dostluk başlatır. Belki de çok insanın başaramadığı ‘barış’ olayını, Saray bir hayvanla başarmıştır. İstemeden düşmanı olduğu bu öküz, onun aynı eve hizmet ettiği emekçi dostudur artık. Hayat mücadelesi kaldığı yerden devam etmektedir. İlk 7 yıl boyunca askerlik, şehirde çalışma gibi türlü nedenlerle nadiren gördüğü eşine tam dört çocuk doğurmuştur. Ekonomik sıkıntılar, ayrı bir evde yaşamasına izin vermemiştir. Banyoda sabundan tutun ocakta ekmeğe kadar izinsiz hiçbir şeye dokunulamayan, büyüklerin, özellikle de erkeklerin her buyruğuna koşulan çile dolu yedi yıl… Gözleri buğulanarak anlatıyor o günlerden kalan izleri; ‘Son çocuğuma hamileyken kaynanam iyice yaşlanmış, huysuz olmuştu. Yoktan sebeple bağırıyor evi birbirine katıyor. Benim aklım tencerede haşlanan patateste kalmış. Arkasını dönse de bir tane kaçırsam.’ Öyle de olmuş. Yaşlı kadın odadan çıkar çıkmaz kaynar sudan aldığı patatesleri sokmuş kol dibine. Fakat bir şekilde, eksilen patatesler fark edilince kıyamet kopmuş tabi. Birkaç haftaya kalmadan soğuk hava nedeniyle kilerdeki patates çuvallarına don vurmaz mı? Saray abla yanık kol dipleri, ev halkı ise donmuş patates çuvallarıyla kalıvermişler o kış….

Birkaç ay sonra Saray abla ve eşi, İstanbul’un emekçi bir semtine taşınırlar. Bu koca şehirde hiçbir şey gözünü korkutmaz onun. Küçük bir bakkal dükkanı açarlar. Hem çocuklarına bakar, hem evine sahiplik eder buradan. Farklı kültürlerle tanışır, emeğini ekonomik bağımsızlığa dönüştürmeyi de bunun haklı gururuyla yaşamayı da öğrenir yavaş yavaş. Çocuklarını büyütmüş, ilk oğlu lise çağında, ortanca kızları ortaokuldadır.

BU KIZLAR OKUYACAK

Ev içinde, yerli yersiz zamanda hırgürler başlamıştır yine. Bu kez tam da tahmin ettiği sebepten. Başta kocası olmak üzere, aile büyükleri olan erkekler, Saray’ın kızlarının okumasına karşıdır. Sofrada ekmeklerine kadar ellerine getirip sunan bu kadından, yıllar önce çekip aldıkları umutlarını, şimdi ise yavrularından istemektedirler. Yapacağı  tüm itirazların, dil dökmenin ya da benzeri hiçbir şeyin çözüm olmayacağını bilir. Can havli ile aldığı karar, herkesi şaşkına çevirip ‘pes’ dedirtmiştir. Saray abla, gizlice kayıt ettirdiği okulda evlatlarını okutmayı başarmıştır. Epey zaman sonra durumu öğrenen kocası bakkal dükkanını kapatsa da Saray  asla taviz vermez mücadelesinden. Ellili yaşlarda, darda kalan herkese koşan, dargınları barıştıran, küçük el işçisi, ev emekçisi Saray Abla, okumuş,eli ekmek tutan  dört çocuk annesidir şimdi.

Üzerinde oturduğu halıdan, son bir saattir ayırmadığı bakışlarını kaldırır yavaş yavaş. Fırtınalı geçen yıllarına, inat, hiç bozmadığı dinginliğiyle hayatın sırrına ermiş olmanın huzuruyla sımsıcak sarılır bana… Her günkü klasikleşmiş cümlesini tekrarlar sonra. Tıpkı bir dantelin tekrarlanan motifleri gibi; “Olur olur Meltem Hanım. İnsanız biz her şey olur. Yeter ki direncimizi kaybetmeyelim.”

Son Düzenlenme Tarihi: 04 Şubat 2017 14:13
www.evrensel.net