Yenisini yaratmak için...

Yenisini yaratmak için...

İstanbul'dan İsmigül İnce'den referandum mektubu: Biz bize sunulanı değil, yenisini yaratmak için HAYIR diyoruz!

İsmigül İNCE
İstanbul

Söze “Anayasa nedir?” sorusuna vereceğimiz kısa ve yalın bir cevapla başlamak gerekiyor. Anayasa; bir arada yaşayan insanlar arasındaki ilişkiyi düzenleyen ve bir kurallar sistemine bağlayan en temel anlaşmadır. Yani insanlar arasındaki temel toplumsal sözleşmedir. Anayasa, sözde değil özde gerçek bir toplum olabilmenin temel şartıdır. Gerçek bir toplum olabilmek ve gerçek bir temel toplumsal sözleşme yapabilmek için de hem bireylerin hem de çeşitli ve farklı örgütlenmelerin özgürce ve doğrudan tartışabildikleri ve uzlaşma yoluyla karar verebildikleri bir sürecin işlemiş olması gerekir. Bütün bir toplum düzeni bu anayasa ve bu anayasa çerçevesinde oluşmuş sivil kurumlar ve kamu kurumları üzerinden işler ve denetlenebilir.

İçeriği her ne olursa olsun bugüne kadar bizlerin, yani halkın tabi kaldığı anayasaların hiçbiri böyle bir süreçten geçmediği için gerçek bir toplumsal sözleşme olamamıştır. 

Meclisten geçirilen ve önümüzdeki günlerde güya halkoyuna sunulacak olan anayasa değişikliği paketi de böyle bir paket. İçeriğini hiçbir biçimde halkın belirlemediği ve halkın tartışmadığı bu başkanlık paketi tamamen egemenlerin ve iktidar sahiplerinin ihtiyaçlarının ürünüdür ve bizlere dayatılmaktadır.

NELER DEĞİŞECEK?

Bu paket ile birlikte:      

* Bütün bir ülke Saray’dan yönetilecek; tüm kararlar Saray’da alınacak; parlamenterler, yargı mensupları, iş adamları, akademisyenler, sanatçılar vs. tamamı Erdoğan’ın ayağına gidecek, tüm işler saraydan bağlanacak.

* Yasama-yürütme-yargı erkleri arasındaki kuvvetler ayrılığı ilkesi tamamen ortadan kalkacak, “güçler uyumu” adı altında daha baskıcı bir düzen yaratma projesinin önü açılacak.

* Başkanın aynı zamanda siyasi partinin de başı olması sebebiyle, parlamenterlik başkanın iki dudağı arasından çıkacak söze bağlı olacağı için, siyaset “tek adamın” gözüne girme, yalakası olma çabasına indirgenmiş olacak. Bu tipik bir diktatörlük rejimi refleksidir. 

* Demokrasilerde seçenlerin seçilenlerden hoşnutsuz olması durumunda seçilenleri geri çağırma hakkı olmalı. Oysa kötü yönettiği için fiilen halk desteğini yitirmiş olan bir başkanın dönemin sonuna kadar değiştirilemeyecek olması seçenlere karşı antidemokratik bir dayatmadır. Seçmen iradesine karşı bu dayatmanın varlığı ise tamamen bir darbedir.

* Başkanlık sisteminde başkanlığın en fazla iki dönem (5+5) yapılacağı söyleniyor, teoride doğru. Peki pratiğe baktığımızda böyle mi olacak? Tabii ki hayır. Başkan ikinci döneminin sonuna doğru erken seçim kararı alma hakkına sahip olacağından, demokrasiyi yalnızca sandık olarak gören bir zihniyetle yine seçimi kazandığı taktirde tekrar on yıl boyunca yönetme(!) hakkına sahip olacak. Bir on yıl daha, bir on yıl daha... ömrü yettiğince.

‘KAZANAN HEPSİNİ ALIR’ ZİHNİYETİ 

Yüzde 50’nin bir fazla oyunu almaya dayandığı için “çoğulcu” olarak nitelenen bu sistem tam bir kumarbaz sistemidir, çünkü “kazanan hepsini alır” zihniyetini dayatır. Gerçekte hepsini kazanmayanların hepsini aldığı bir sistem tam bir diktatörlüktür. Mezhepçi, milliyetçi, muhafazakar, egemen bir söylemle iktidar olan başkana destek vermeyen ötekilerin (örneğin Kürtlerin, Alevilerin, laiklerin vs.) sistem dışında bırakılmalarına ve egemen “çoğunluğa” tabi kılınmalarına yol açar.

Yasama, yürütme ve yargı erklerinin tek elde toplanmış olması, denetim mekanizmasının ortadan kalkmasına, yolsuzlukların, hırsızlıkların, usulsüzlüklerin üstünün örtülmesine, rüşvetin meşrulaşmasına ve adaletin ortadan kalkmasına yol açar.

Atamalarda, işin ehline yani emeğiyle ve bilgi birikimiyle hak etmiş olana verilmesini önceleyen liyakat sistemi yerine, kamuda, bürokraside, üniversitede ve hatta özel sektörde kayırmacı ve partizan bir anlayışın egemen olmasına yol açar.

Ekonomi tek elden yönetilir; faizler, teşvikler, ihalelerle ilgili tüm kararlar “saraydakinin fetvasına” bağlanır; sendika ve grev hakkı bir lüks haline gelir; Soma, Şirvan benzeri maden kazalarının, iş cinayetlerinin önü daha da açılır; işçilerin emekçilerin sesi kesilir, yurttaşlar başkanın, cemaat ve tarikatların “hayır ve yardımlarına” muhtaç duruma düşürülür.

İnsan hakları, kadın hakları, kültürel çoğulculuk, düşünce, toplanma, örgütlenme, basın özgürlüğü hayal olur; OHAL olağan, KHK kural haline getirilir, muhalif tüm sesler susturulur; hapishaneler muhalif gazeteci, politikacı, aydınlarla ve Kürt, Alevi, laik muhaliflerle doldurulur.

Bir yandan biz kadınlara doğurun deniyor bir yandan da evlatlarımızı öldürüyorlar. İşte tam da bu yüzden HAYIR demeliyiz.

Gerçek bir toplumsal temel sözleşme yapabilmenin ilk adımı, önümüzdeki günlerde önümüze konacak olan saray paketine güçlü bir biçimde HAYIR demekten geçiyor. Bu atlatılabilmeli ki demokratik ve katılımcı yeni bir toplumsal sözleşme yapabilmek için iklim oluşmuş olabilsin.

Biz bize sunulanı değil, biz yenisini yaratmak için HAYIR diyoruz!

www.evrensel.net