Üç, beş, kürtaj!

Üç, beş, kürtaj!

Başbakan Erdoğan’ın “gel-git” tarzı söylemlerinin son uğrağında kürtaj öne çıktı. “En az üç çocuk yapın”dan “kürtaj cinayettir”e uzanan söylemler, gelişigüzel ve anlık reaksiyoner yaklaşımdan ziyade bilinçli oluşturulmuş bir politikaya işaret ediyor.  Her ne kadar, s

Hüseyin Deniz

Her ne kadar, sezeryan ve kürtaj yaklaşımı, Uludere’ye dair hükümeti baskılayan kamuoyu tutumundan sonraya düşmesi bir gündem değişikliği gibi dursa dahi, yine de bir önceki tespit geçerlidir.
Şüphesiz ki Başbakan Erdoğan başta olmak üzere AKP hükümetinin ( üyelerinin) gündem değiştirmedeki mahareti ortada. Bu konuda deyim yerindeyse artık “ustalaşmıştır”.
Böyle olsa da, bu yazının konusu bu mahareti değil, üç çocuk yapmaktan yana Başbakanın ısrarlı tutumu ile buna son olarak eklenen “kürtajın yasaklanması” tavrını ve bu tavrın arkasındaki bakışı merceğe almaktır.
“Üç çocuk” istemi Başbakan Erdoğan’ın gelişigüzel bir istemi değil; hele Çin gezisi sonrasında çıtayı yükseltip istemini “5 çocuk”a evirmesi, tam da bu söylemin sıradan olmadığını teyit ediyor. Kürtaj cinayettir sözü/yaklaşımı bütün bunları perçinlemiştir.
Bu üç noktanın, bir birinden kopuk olmayıp, bütünlüklü bir projenin adımları olduğu, toplumda yükselen itirazlara, Başbakanın kulak kapatmasıyla bir anlamda teyididir.
Yani Başbakan bilinçli bir hesap-kitap içindedir. Başbakanın sık sık “genç, dinamik ve kalabalık” bir Türkiye (2023 yılı hedefi) tasarladığını dile getiren ifadelerini hatırlayalım. Bunun içe ve dışa dönük mesaj ve hesabı var.
Şimdi bunlara bakarsak:
İlk olarak kürtajın yasaklanmasının amaçlanmasından başlayalım. Önce “sezaryen” sonra “kürtaj”ın öne çıkarılması ve kadınlar cephesinden yükselen protestolara rağmen geri adım atılmamasının nedeni nedir? Eğer kürtaj cinayet ve de bu kadar vahim ise, hükümet neden 10 yıllık iktidarı boyunca bu konuda bir şey yapmadı, önlem almadı? Ve bugün, kürtajı, aniden bu konuma getiren sebep nedir? Yoksa 2012 mayısında bu konuda çok önemli bir durum mu yaşandı? Durup dururken, kürtajın tartışma konusu haline getirilmesi, gerçekten “ceninleri” korumak için mi? Devleti bu kadar sosyal yapan dürtü ne ola ki?
Acaba bunun yani kürtaj meselesinin AKP hükümetinin üzerinde yükseldiği orta sınıfta, “muhafazakar” kesimde zenginleşmenin yol açtığı değişimin etkileriyle bir ilgisi olabilir mi?
Bu kesimlerde buna dair artan sıkıntılardan kaynaklı olabilir mi? Bilemiyoruz, ayrıca buna dair elde somut bir şey yok. Böyle olsa bile bu ihtimalin olmayacağı anlamına gelmez.
Üzerinde durmak istediğim şey, ayrıca bu da değildir. Ben çok daha farklı bir noktayı irdelemeye çalışacağım. Bu tam da “üç çocuk” istemiyle de ilgili.
Sağlık Bakanı “istenmeyen çocuğa devlet bakar” tavrıyla tümüyle bir “yaşatma”dan yana! Ama son 10 yılda 11 bine yakın kişinin (işçinin) iş kazalarında yaşamını yitirdiği, 14 bin kişinin sakat kaldığı (Çalışma Bakanlığı), yine sadece 150 askerin son 6 ay içinde çatışmalarda yaşamını yitirdiğini ( Gürsel Tekin – CHP İst. Milletvekili), -son 10 yıldaki rakamı siz düşünün- bir tablodan bakıldığında, bu “yaşatma”nın hiç de ikna edici olmadığı açık!
Başbakanın “Üç çocuk, 5 çocuk, kürtaj cinayettir” ifadelerinin arkasına, 2023 hedefinde genç, dinamik ve kalabalık bir Türkiye ifadesini, Bakan Zafer Çağlayan’ın ucuz iş gücüyle övünen sözlerini eklersek sanırım bir anlam oluşmuş olur.
Üç çocuk talebinin, Türkiye’deki Kürt nüfusun çok hızlı arttığı, bu gidişle Türk nüfusa yetişeceği yönündeki kimi iddia, ifade ve haberlerin sonrasına geldiğini de ayrıca hatırlatmak isterim. Ancak Başbakanın Çin ziyareti sonrası çıtayı yükselterek “Beş çocuk yapın” demesi, hesabın daha geniş boyutlu olduğuna işaret ediyor. Çin’in dünyanın en kalabalık nüfusuna sahip olmak kadar aynı zamanda en ucuz iş gücüne sahip olması sayesinde ciddi/gıpta edilen! bir “yatırım ülkesi” olarak öne çıkışı, Başbakanı etkilemiş anlaşılan.
Ve işaretler onu gösteriyor ki, Başbakan da “üç çocuk, beş çocuk”; olmaz ise kürtajı yasaklayarak birkaç hedefi birden yakalamayı tasarlamaktadır. AKP hükümeti buna yoğunlaşmıştır. Taşeronlaştırma, sendikal hakların önündeki engeller -en son THY’deki atılmalar- kayıt dışı çalıştırmalar, artan işsizlik (resmi olarak yüzde 9), işçi sağlığı ve iş güvenliğinden büyük oranda yoksun olma, birçok iş kolu için geçerli olan grev yasağı, örgütlenmenin yasalardan kaynaklı olarak zorluğu, vs... Tüm bunlar; Türkiye’yi dışarıya (yabancı sermayeye) ucuz işçi cenneti olarak göstermek! Bu avantajla, sömürü mekanizmasının etkili işlemesini sağlamak, artı-değeri fazlalaştırarak, Türkiye’ye sermayeyi çekmek. Ve böylelikle “büyümeyi”, “kalkınmayı”, “bölgesel güç” olmayı sağlamak.
Yabancı sermayeyi/küresel sermayeyi çekecek olan yasal düzenlemeleri (en son yabancıların mülk edinmesi) de yapan hükümet, bu yolla dayandığı orta kesim ve sermayenin nemalanmasını amaçlamaktadır. AB’nin krizde, Ortadoğu’nun karışık olmasını, hükümet bu yönlü değerlendirmek istemektedir.
Genç, dinamik, kalabalık ve üstelik belli bir oranda tutulan işsizlik ile AKP hükümeti, askeri açıdan da (NATO’nun öncü kuvveti olma) kimi hesaplar yapmaktadır.

*Gazeteci

*1 No’lu F Tipi Kapalı Cezaevi İzmit/Kocaeli

www.evrensel.net