'Türkiye’de ifade özgürlüğü yok ediliyor'

New Statesman dergisinin siyasi editörü ve El Cezire'deki “The Cafe” programının sunucusu Mehdi Hasan, Guardian’ın yayımladığı makalesinde İstanbul’daki izlenimlerine dayanarak Türkiye’de “ifade özgürlüğü hakkının kaybolmakta olduğu”nu söyledi.Mehdi Hasan'ın yazısı şöyle:Bug

Mehdi Hasan

Mehdi Hasan'ın yazısı şöyle:

Bugün hangi ülkede diğer herhangi bir ülkeden daha fazla gazeteci hapiste? Çin Halk Cumhuriyeti mi? İran mı? Hayır, bilemediniz. Bu sorunun moral bozucu cevabı, Avrupa Güvenlik ve İşbirliği Teşkilatı’nın raporuna göre, neredeyse 100 gazetecinin parmaklıklar ardında olduğu Türkiye Cumhuriyeti. Evet bu doğru: modern, seküler, yüzünü batıya dönmüş Türkiye’nin demokratik yollardan seçilmiş hükümeti, Çin ve İran’da tutuklanan gazetecilerin toplamından daha fazla sayıda basın mensubunu demir parmaklıklar ardına gönderdi. Ancak bu durum yalnızca gazetecilerle de ilgili değil; öğrenciler, akademisyenler, sanatçılar ve son zamanlarda Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın hükümetinin, ılımlı islamcı Adalet ve Kalkınma Paritisinin, yani AKP’nin aleyhine konuşmaya cüret eden  herkes hedef haline gelmiş durumda.
İstanbul’da yeni bir korku dalgası var. Geçtiğimiz hafta El-Cezire İngilizce’deki bir tartışma programına katılımcı olarak gittiğimde, gazetecilerin, ifade özgürlüğü üzerindeki baskı üzerine kısık bir tonda konuştuklarını gördüm. Türkiye’ye varışımızın ilk 24 saati içinde, El-Cezire çalışanı arkadaşlarımız polisler tarafından alıkonuldu, çantaları arandı ve konuşma taslaklarımdan birisini buldular. Ülkenin “Gittikçe otoriter hale gelen hükümeti” ifadesine gürültülü bir şekilde karşı çıktılar. Kim demiş Türkler ironi yapmaz diye?
AKP hükümeti üyelerinin hapse atmalar ve yıldırmalarla ilgili hazır cevabı, suçu güya “bağımsız” olan yargıya atmak. Fakat bu böyle değil. Öncelikle, bakanlar, kamuoyunda iyi bilinen davalara müdahale etmekten hiç çekinmediler. Cüretkar Erdoğan, Nisan 2011’de Avrupa Konseyinde yaptığı bir konuşmada, Gazeteci Ahmet Şık’ın soruşturulmak üzere tutuklu bulunması tartışmaları hakkında yaptığı yorumlarla, Şık’ın henüz yayınlanmayan kitabını bombaya benzeterek “Bomba kullanmak suçtur, bombanın yapılacağı maddeleri de kullanmak suçtur” dedi. Öte yandan, bir de hükümetin medya organlarına perde arkasından uyguladığı baskı var. İstanbul’daki Galatasaray Üniversitesi Profesörü ve Kürt Hakları Savunucusu Mehmet Karlı, “İnsanlar Erdoğan’ı eleştirmeye korkuyorlar” diyor. “Belki tutuklanmazlar, ancak işlerinden olabilirler.”
Şubat ayında örneğin, Milliyet Gazetesi Köşe Yazarı Nuray Mert, işten atıldı ve başbakanı eleştirdiği için alenen TV programı iptal edildi. Geçen ay, hükümet yanlısı muhafazakar Yeni Şafak gazetesi köşe yazarlarından Ali Akel, (normalden farklı olarak) Kürt meselesine yaklaşımı konusunda Erdoğan’ı eleştirmeye cüret ettiği için işten atıldı.
Ancak, ifade özgürlüğü üzerindeki baskı yalnızca medya ile sınırlı değil.
Örnek 1: Geçen hafta, bir öğrenci terörist propaganda yaymak suçundan 2 yıl 2 ay hapis cezasına çarptırılırken, “Terörist örgüte üye olmak suçundan” iki öğrenci 8 yıl 5 ay hapse mahkum edildi. Öte yandan Utku Aydar, Berna Yılmaz ve Ferhat Tüzer isimli bu üç öğrencinin tek yaptığı, Erdoğan’ın mart 2010’da katıldığı halk toplantısında  “Parasız eğitim istiyoruz, alacağız” yazılı bir pankart taşımaktı.
Örnek 2: Türkiye’nin önde gelen piyanistlerinden Fazıl Say’a, 11. yüzyılda yaşamış Fas şair Ömer Hayyam’dan (Cennetin islami tasviri ile dalga geçen) birkaç dizeyi Twitter’da retweet ettiği, yani paylaştığı için, “Halkın bir kısmı tarafından benimsenen dini değerleri alenen aşağılamak” suçuyla dava açıldı. Say’ın duruşması kasım ayında olacak ve eğer suçlu bulunursa, piyanist 18 aylık hapis cezası ile karşı karşıya kalacak. Erdoğan’ın 1998 yılında, İstanbul belediye başkanı iken yaptığı bir konuşmada provokatif bir şiir okuması nedeniyle hapse girmesi de, ironiyi hâlâ kaybetmemiş Türklerin hatırladığı bir durum.
Erdoğan, geçtiğimiz haziran ayında üçüncü kez yeniden başbakan olarak seçildi ve bugün, Kemal Atatürk’ten sonra en güçlü lider olarak lanse edilirken, eleştiriye tamamen tahammülsüz bir hale geldi ve muhalefeti ezmeye kararlı görünüyor. Karlı, Erdoğan’a “Putinesk” diyerek,  başbakanlıktan cumhurbaşkanlığına geçen Putin’in yolundan gittiğini ve böylece Türkiye’deki en uzun süre görev yapmış lider olma vasfına erişeceğini belirtiyor. “Evet seçimleri kazandı” diyor Karlı, “Ancak onu desteklemeyen ya da ona oy vermeyen kimsenin haklarına saygı duymuyor”.
Açık olmak gerekirse, Türkiye Erdoğan öncesi dönemde de liberal demokratik bir cennet değildi. 1923’teki kuruluşundan itibaren ülkede cumhuriyet, demokratik seçimlerle iş başına gelen hükümetleri üç darbe ile kesintiye uğradı: 1960, 1971 ve 1980. AKP hükümeti, orduyu nötralize etmeyi başaran ilk hükümet oldu. Kaldı ki, paranoyaları da tamamen geçersiz kılınmış değil: Türkiye Anayasa Mahkemesi, 2008’de AKP’yi kapatmaya bir oy uzaklıktaydı, ve yine 2010 ve 2011’de bir takım hükümet-karşıtı komplolar ve darbe planları senaryoları ortaya çıkarıldı. AKP Milletvekili Nursuna Memecan, “Hapisteki insan sayısı beni de endişelendiriyor, fakat bu insanlar tamamen masum değil” diyor. “Bunların birçoğu hükümete karşı komplolar kuruyordu”. Partisinin liderinin açıklamalarıyla aynı çizgide bunlar. Ocak ayında yaptığı bir konuşmada Erdoğan da, “Batılı devletlere göre bu problemi anlamak zor, çünkü oralarda darbe yapmaya kalkışan, bunu destekleyen ya da orduyu darbe yapmaya davet eden gazeteciler yok” demişti.
Belki. Ancak AKP’nin muhaliflere, temel ifade ve özgürlüklere karşı uyguladığı baskı,  her türlü sivil normların üzerine geçti. Memecan da, “Türkiye’de ifade özgürlüğünü genişletmeliyiz” derken, bunu kabul ediyor.
Seçilmiş İslamcı partilerin de hükümet etme yetkisinin olması gerektiği konusunda uzunca bir süre tartışan bizler, Erdoğan ve AKP’ye büyük umutlar besledik. Fakat İstanbul’da keşfettiğim durum şu ki, daha gidilecek çok yol var. Doğruyu söylemek gerekirse Türkiye, devrim sonrası dönemlerini yaşayan, Müslümanların çoğunlukta olduğu Tunus ve Mısır gibi ülkelere, daha kendi içindeki düzeni sağlayamadan örnek olamaz. Dışarıda özgürlüğe ilham vermek için Türk hükümeti önce kendi ülkesinde özgürlüğü garanti etmeli.

Çeviren: Alev Yıldırım

www.evrensel.net